İçeriğe atla
Meâric 20Cüz 29 · Sayfa 569

Meâric Sûresi 20. Âyet

المعارج

Sohbete sor

İżâ messehu-şşerru cezû'â(n)

Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.

Meâric Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Şer; kötülük görecedir. Bu nefsin-nefsi emmarenin hoşlanmadığı şeylerle alakaladır. (M.D.)

Bakara sûresinde;

(2/216) Kütibe aleykümül kıtalu ve huve kürhün leküm* ve asa en tekrahu şey'en ve huve hayrun leküm,ve asa en tuhıbbu şey'en ve huve şerrun leküm* vAllahu ya'lemü ve entüm la ta'lemun;

(2/216) Savaş, hoşunuza gitmediği hâlde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

Savaş sizin üzerinize yazıldı.

Bakın hiç kaçış yoktur, bu kadar kesin olarak yazıldı deniyor, o sizin için kerih yani zor bir şey gözükür, ama yazıldı, yapmazsanız da siz bilirsiniz yani, bu savaş zâhir olarak madde mertebesinde yapılan bildiğimiz savaşlar, ama bizim işimiz o savaş değil, yeri geldiğinde onu da yaparız orası ayrıdır, bu savaş kendi özümüzdeki nefis savaşıdır, nefsi emmâre, levvâme, mülhime savaşı olacak, gerçi nefsimizle boğuşmak zor gözükür ama size bu yazıldı, yani hemde ezelde, mâzide programda yazıldı.

Kim hangi mertebede ise savaşını oradan sürdürüyor, nefsi emmâre mertebesinde ise kendisindeki eksi hayvani güçleri atmakla, kesmekle, yoketmekle uğraşıyor, levvâmede ise o yapmayı bıraktığı eksi şeyleri bir daha yapmamak için savaşıyor, nefsi yaptırmaya çalışıyor o yapmamaya çalışıyor, yaparsa da yine yaptım diye kendi kendini suçluyor, mülhime mertebesinde ise almış olduğu ilhamlar arasından gelen evhamları birbirinden ayırmaya çalışıyor, mutmainne mertebesinde kendisine gelen zorluklara karşı direnmeye çalışıyor ve meseleleri kendi gönlünde daha tatmin edici hâle getirmeye çalışıyor, savaş olmazsa orada duramaz zâten, reKâbet yükselmeyi ilerlemeyi sağlıyor.

Umulur ki sizin kerih gördüğünüz şey sizin için sonunda hayra dönüşür, nefis savaşı size zor gelsede ama bunu yaptıktan sonra bu savaş size hayra dönüşür, hayrı getirir size, siz savaşmamayı kendinize sevgili görürsünüz, yani savaşmayıp, gezmeyi, dolaşmayı kendinize muhabbet edersiniz, bu hoş gelir ama arkasından da başınız dara girer.[46]

Âyet-i kerimede görüdüğü gibi şerr görülen şeylerde hayır olabilir veya tam tersidir.

“Hayrihi ve şerrihi min allahi teala”, “Hayrın ve şerrin Allâh'tan geldiğine, iman ediyorum”

İrfan ehli tarafında “Hayrihi ve hayrihi min allahi teala” olarak idrak eder ve yaşar. Hakk’ın halk ettiği şeylerde bir şerr-kötülük görmez. Bunu gören nefistir. Eğer böyle bir itikatte olunursa Hakk’a karşı eksilik görme olur. (Murat Derûni”

Şerr, nefsin 'hevâsına uymayan' şeydir. Hakikatte ise 'şerr' diye bir şey yoktur; her şey Hakk'ın 'Şekûr' (şükredilen) isminin tecellîsidir."[47]

"Cezû’, nefsin 'fakr'ını unutmasıdır. O, 'ben varım, benim malım' der; 'şerr' gelince 'ben fakirim' diye sızlanır. Halbuki asıl fakr, Hakk'a muhtaç olmaktır."[48]

"Nefs, 'messehu’ş-şerru' deyince 'cezû’' olur. Eyyûb ise 'messehu’d-durru' (zarar dokundu) deyince 'fe saraba' (sabretti) oldu. Fark, nefsin bakışındadır: biri 'şerr' görür, diğeri 'hikmet'."[49]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)