Felâ uksimu birabbi-lmeşâriki velmeġâribi innâ lekâdirûn(e)
(40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.
Artık o doğuların ve batıların Rabbine yemine ne gerek, elbette bizim gücümüz yeter.
Meâric Suresi 40. ayet, Allah'ın kudretini ve yaratma gücünü doğu ve batı kavramları üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın mutlak hakimiyetini ve dilediğini yapmaya muktedir olduğunu, özellikle de kıyamet ve yeniden yaratma bağlamında, yeminle pekiştirerek ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kasem (قسم), bir şeyi kuvvetlendirmek ve teyit etmek için yapılan yemindir. Kur'an'da Allah'ın kasemleri, yemin edilen şeyin azametine ve yemin edilen hükmün kesinliğine delalet eder. Bu ayetteki 'lâ uksimu' (فَلَآ أُقْسِمُ) ifadesi, bazı müfessirlere göre 'yemin ederim ki' anlamında olup, yemin edilen şeyin büyüklüğünü ve yemin etmeye bile gerek duyulmayacak kadar açık bir hakikati vurgular. (el-Müfredât, s. 660)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kur'an'da 'lâ uksimu' (لا أقسم) ifadesi, 'yemin ederim' anlamında kullanılır. Buradaki 'lâ' (لا) zaide olup, yemin fiilini pekiştirir ve yemin edilen şeyin önemini artırır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın doğuların ve batıların Rabbi olduğuna dair gerçeğin kesinliğini ve bu gerçeğin yeminle daha da vurgulandığını gösterir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 250)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'daki yeminler (kasemler), genellikle Allah'ın kudretini, yaratıcılığını veya belirli bir ilahi hükmün doğruluğunu vurgulamak için kullanılır. Bu ayetteki yemin, Allah'ın 'doğuların ve batıların Rabbi' sıfatıyla, O'nun mutlak gücünü ve dilediğini yapabilme yeteneğini pekiştirmektedir. Yemin edilen varlıklar (doğular ve batılar), Allah'ın yaratma ve düzenleme gücünün somut delilleridir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 205)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Meşârık (مشارق), 'meşrık' (مشرق) kelimesinin çoğuludur ve güneşin doğduğu yer demektir. Kur'an'da çoğul olarak kullanılması, güneşin her gün farklı bir noktadan doğması veya yıl boyunca farklı mevsimlerde doğduğu yerlerin çeşitliliğini ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın bu farklı doğuş noktalarını düzenleyen ve kontrol eden Rabbi olduğunu vurgular. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 473)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şark (شرق), güneşin doğmasıdır. Meşrık (مشرق) ise güneşin doğduğu yerdir. Meşârık (مشارق) kelimesinin çoğul olarak kullanılması, güneşin yılın her gününde farklı bir noktadan doğduğunu, dolayısıyla birçok doğuş yerinin olduğunu gösterir. Bu durum, Allah'ın yaratmasındaki hassasiyeti ve düzeni, O'nun mutlak kudretini ve her şeyi kuşatan ilmini ortaya koyar. (el-Müfredât, s. 448)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'meşârık' kavramının çoğul kullanımı, sadece coğrafi bir çeşitliliği değil, aynı zamanda zamanın ve mevsimlerin döngüsünü de ifade eder. Bu, Allah'ın evrendeki düzenleyici ve yaratıcı gücünün bir delilidir. Ayetteki 'doğuların Rabbi' ifadesi, Allah'ın bu kozmik düzenin mutlak sahibi ve yöneticisi olduğunu vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 187)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Meğârib (مغارب), 'mağrib' (مغرب) kelimesinin çoğuludur ve güneşin battığı yer demektir. Meşârık gibi meğâribin de çoğul kullanılması, güneşin yıl boyunca farklı noktalardan batmasını ifade eder. Bu, Allah'ın yaratmasındaki mükemmelliği ve evrendeki hassas dengeyi gösterir. Ayetteki 'batıların Rabbi' ifadesi, Allah'ın bu düzenin de yegane sahibi olduğunu belirtir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 407)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğarb (غرب), güneşin batmasıdır. Mağrib (مغرب) ise güneşin battığı yerdir. Meğârib (مغارب) kelimesinin çoğul olarak zikredilmesi, güneşin her gün farklı bir noktadan batması ve yıl boyunca bu batış noktalarının değişmesi gerçeğine işaret eder. Bu durum, Allah'ın kudretinin ve ilminin sınırsızlığını, evrendeki her zerreyi kontrol ettiğini gösterir. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 4, s. 128)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'meşârık ve meğârib' kavramları, sadece coğrafi yönleri değil, aynı zamanda evrenin düzenini, zamanın akışını ve Allah'ın yaratma ve yönetme gücünün kapsamını sembolize eder. Bu kavramlar, Allah'ın mutlak egemenliğini ve evrenin her köşesindeki tasarrufunu ifade eder. Ayetteki bu kullanım, Allah'ın her şeye kadir olduğunun ve dilediği zaman her şeyi değiştirebileceğinin bir kanıtıdır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 198)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kudret (قدر), bir şeyi yapmaya muktedir olmak, gücü yetmektir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeye gücünün yettiğini, hiçbir şeyin O'nu aciz bırakamayacağını ifade eder. Bu ayetteki 'le-kâdirûn' (لَقَـٰدِرُونَ) ifadesi, 'elbette gücü yetenleriz' anlamında olup, Allah'ın insanların yerine daha iyilerini getirmeye ve dilediği her şeyi yapmaya mutlak kudret sahibi olduğunu vurgular. (el-Müfredât, s. 658)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kudret, bir fiili yapma veya terk etme gücüdür. Allah'ın kudreti ise, sınırsız ve mutlak olup, var olan ve var olacak her şeyi kuşatır. Ayetteki 'lâkâdirûn' ifadesi, Allah'ın insanları helak edip yerlerine daha hayırlılarını getirme kudretine sahip olduğunu, bu konuda hiçbir engelle karşılaşmayacağını kesin bir dille ifade eder. (el-Külliyyât, s. 745)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Kâdir (قادر), kudret sahibi demektir. Kur'an'da Allah'ın sıfatı olarak sıkça geçer ve O'nun mutlak gücünü, her şeyi yaratma, yok etme ve yeniden var etme yeteneğini ifade eder. Bu ayetteki 'innâ le-kâdirûn' (إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ) ifadesi, Allah'ın yeminle pekiştirilmiş bir vaadi olup, O'nun dilediği takdirde insanları değiştirmeye ve yerlerine daha iyilerini getirmeye tam anlamıyla muktedir olduğunu gösterir. (Umdetü'l-Huffâz, c. 3, s. 202)
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.