Velleżîne fî emvâlihim hakkun ma'lûm(un)
(24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.
Onların mallarında belli bir hak vardır,
Bu ayet, müminlerin mallarındaki sosyal sorumluluklarını ve bu sorumluluğun belirli bir hak olarak tanımlanmasını dilbilimsel olarak ele almaktadır. Özellikle 'emvâl', 'hakk' ve 'ma'lûm' kelimeleri, İslam'ın ekonomik adalet ve paylaşım prensiplerini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mâl' kelimesini, insanın sahip olduğu ve üzerinde tasarruf ettiği her şey olarak tanımlar. Ayetteki 'emvâlihim' ifadesi, müminlerin sahip olduğu bu maddi varlıkların, belirli bir kısmının başkalarına ait bir hak olduğunu belirtir, bu da malın sadece kişisel değil, aynı zamanda toplumsal bir boyut taşıdığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mâl'ı, insanın elde ettiği ve biriktirdiği her şey olarak açıklar. Ayetteki çoğul kullanımı 'emvâl', müminlerin farklı türdeki ve miktardaki tüm varlıklarını kapsar ve bu varlıklar üzerinden bir 'hak' doğduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'mâl' kavramının sadece ekonomik bir değer taşımadığını, aynı zamanda ahlaki ve dini bir sorumlulukla da ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki 'emvâlihim' ifadesi, malın sadece biriktirme aracı değil, aynı zamanda Allah yolunda harcanması gereken bir emanet olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hak' kelimesini 'sabit ve vacip olan şey' olarak açıklar. Ayetteki 'hak' ifadesi, yoksul ve mahrumlar için müminlerin mallarında ayrılması gereken kısmın, keyfi bir bağış değil, Allah tarafından belirlenmiş, sabit ve yerine getirilmesi zorunlu bir yükümlülük olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hak' kelimesinin asıl anlamının 'uygunluk ve doğruluk' olduğunu belirtir ve bu bağlamda 'bir şeyin sabit olması' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'hak' kavramı, malın bir kısmının yoksullara verilmesinin sadece bir iyilik değil, aynı zamanda ilahi bir adalet ve düzenin gereği olduğunu gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'hak' kelimesinin Kur'an'da 'gerçek, doğru, adalet, pay, görev' gibi geniş anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'hak', müminlerin mallarında yoksullar için ayrılan kısmın, onların meşru ve ilahi olarak belirlenmiş payı olduğunu, dolayısıyla bu payın verilmesinin bir görev olduğunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ma'lûm' kelimesini 'bilinen, tayin edilmiş' olarak açıklar. Ayetteki 'hakkun ma'lûm' ifadesi, bu hakkın keyfi olmadığını, aksine şeriat tarafından belirlenmiş (zekat gibi) veya toplumda örf ve adetle yerleşmiş, miktarı ve kime verileceği belli olan bir hak olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'ma'lûm' kelimesinin 'bilinen, tayin edilmiş' anlamını vurgular. Ayetteki kullanımıyla bu, müminlerin mallarındaki hakkın, belirsiz bir sadaka değil, belirli bir ölçüye ve kurala tabi olduğunu, dolayısıyla bu sorumluluğun net bir şekilde tanımlandığını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ma'lûm' kelimesinin 'bilinen, belirlenmiş' anlamını verir. Ayetteki 'hakkun ma'lûm' ifadesi, bu hakkın hem miktarının (zekat nisabı gibi) hem de kimlere verileceğinin (fakirler, miskinler vb.) şeriat tarafından açıkça belirlenmiş olduğunu, böylece müminlerin bu sorumluluğu yerine getirirken bir belirsizlikle karşılaşmayacaklarını gösterir.
Meâric Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Zahirde malın hakkı 40 ta 1 dir. İrfan ehli ise kendine 1 i ayırır ve geri kalanı ihtiyaç sahiplerine dağıtır. (M.D.)
Bâtini olarak gerçek mânâda kişinin cömert ve yardım edebilmesi için kendini (nefsini) ve (Rabbini) tanıdıktan sonra başkalarına da yardım etmesi mümkündür. Hazreti Mevlânâ bunu yapıyorsan da Akarsu gibi ol. Yani gerçek “Hayat” sahibi olarak bu “Hayat” ile insânları hakikate uyandır demektedir. “İşte ada sahilinde bekleyen kişi kendi nefsi benliği olan ada yaşantısı yani sınırlı hayali, vehimi bilgisini artık terk edip onu alıp götürecek olan bir Hakikat-i Muhammedi gemisi beklemektedir. Hakikat-i Muhammedi gemisi olmuş kişide bu hakikatın ifadesi olan 40 sayısının 1’ini (istidatlı ise 39 a kadar yolu vardır) zekât olarak vermek için Hakk yolcusunu almak için taleb-talebe olanı almak için bu sahile yanaşır… Gel zaman git zaman bu talebe yaptığı bu çalışmalar ile ve vuslat arzusunun muhabbeti ile hele hele ben yanıyorum demeye başlar. Gel zaman git zaman bu ateş, selâm’a dönüşür. Hakikatte ulaştıktan sonra ise Nar tanesi bir tanesi bir tanesi güzellerin içinde seviyorum bir tanesi türküsünü terennüm eder, Nar Kesrette Vahdettir. İçindeki kesret odalarının hepsi sırrını ayan beyan ifşa etmekte ve Hakk’ın aynalarıdır. Kesrette ki bu birlik anlaşıldı mı? “Hayat Bayram” olur. Hayat “su”, Hakiki hayat ise Kevser suyu ve ırmağıdır. Bayram ise Rabb’ın için kılınan namazdır. Ve Rabbin için kendini feda-fida edip kurban edip, bu kurban ettiğin varlığınından kaynayan kevseri ihtiyaç sahiplerine vermen ulaştırabilmen, onlarında bu hayat suyuyla arınmalarını-tezkiye olmalarını hakiki cömertlik ve yardımdır.[74] “ İz- -T-B- ”
Onların malı nedir? (نور) Nûr dur? (نور) Nûr nedir? Eşya’nın hakîkatıdır. İşte bu (نور) Nûr ve (ن) “Nun”dan bu Eşya’nın hakîkatının irfâniyetinden belli bir payları vardır. Bu Kâmil İnsân olma hakkıdır.[75] “ İz- -T-B- ”