Yevme tekûnu-ssemâu kelmuhl(i)
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
Bu ayet, kıyamet gününün dehşetini tasvir ederken, göğün (es-semâ') erimiş maden (el-mühl) gibi olacağını ifade etmektedir. Kelimelerin semantik analizi, bu dönüşümün şiddetini ve evrensel boyutunu ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kevn (كون) kelimesi, bir şeyin varlığa gelmesi, meydana çıkması ve bir halden başka bir hale geçmesi anlamlarını içerir. Ayetteki 'tekûnu' (تَكُونُ) ifadesi, göğün kıyamet gününde erimiş maden gibi bir hale dönüşeceğini, yani varlığının niteliğinin değişeceğini vurgular. Bu, sadece bir oluş değil, aynı zamanda bir dönüşüm ve değişim sürecidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kevn (كون), bir şeyin varlık kazanması veya bir vasıfla nitelenmesi demektir. Ayetteki 'tekûnu' (تَكُونُ) fiili, göğün o günkü durumunu, yani erimiş maden gibi bir niteliğe bürüneceğini anlatır. Bu, göğün bilinen formundan tamamen farklı bir duruma geçişini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Semâ' (سماء) kelimesi, 'yükseklik' ve 'yücelik' kökünden gelir. Kur'an'da genellikle yeryüzünün üzerindeki her şeyi ifade etmek için kullanılır. Bu ayetteki 'es-semâ'' (ٱلسَّمَآءُ), bilinen gökyüzünün, kıyamet gününde uğrayacağı dehşet verici değişimi anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Semâ' (سماء), mecazi olarak 'üst' veya 'yüksek' anlamında kullanılır. Ayetteki 'es-semâ'' (ٱلسَّمَآءُ) ifadesi, göğün o günkü durumunu tasvir ederken, onun sağlam ve sabit yapısının bozulacağını, erimiş bir madde gibi akışkan hale geleceğini belirtir. Bu, göğün bilinen düzeninin altüst oluşunu mecazi bir dille anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Semâ' (سماء) kavramı, Kur'an'da sadece fiziksel gökyüzünü değil, aynı zamanda ilahi kudretin ve düzenin bir göstergesi olarak da yer alır. Ayetteki 'es-semâ'' (ٱلسَّمَآءُ) ifadesi, bu ilahi düzenin kıyamet gününde bozulacağını, göğün kendi özünden uzaklaşarak kaotik bir duruma gireceğini sembolize eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Mühl (مهل), erimiş maden, özellikle erimiş bakır veya kurşun gibi maddeler için kullanılır. Aynı zamanda yağ tortusu veya irin gibi pis ve iğrenç sıvıları da ifade edebilir. Ayetteki 'ke'l-mühli' (كَٱلْمُهْلِ) benzetmesi, göğün o günkü halinin sadece erimiş olmakla kalmayıp, aynı zamanda ağır, yoğun ve belki de rengi değişmiş, korkunç bir görünüm alacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Mühl (مهل), erimiş altın, gümüş, bakır gibi madenlerin sıvı halidir. Ayrıca, cehennem ehlinin içeceği olan irin ve kan karışımı için de kullanılır. Ayetteki 'ke'l-mühli' (كَٱلْمُهْلِ) ifadesi, göğün kıyamet gününde alacağı halin, hem fiziksel olarak erimiş bir madde gibi akışkan ve şekilsiz olacağını, hem de bu durumun dehşet verici ve iğrenç bir nitelik taşıyacağını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mühl (مهل) kelimesi, Kur'an'da genellikle cehennem azabıyla ilişkilendirilen, erimiş ve yakıcı bir sıvı anlamında kullanılır. Bu ayette 'gök' ile birlikte kullanılması, göğün de o günkü dehşet verici dönüşümle birlikte, adeta cehennemdeki azap maddeleri gibi bir hal alacağını, yani katı ve sabit yapısını kaybederek akışkan ve korkutucu bir görünüme bürüneceğini semantik olarak güçlendirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.