İnneke in teżerhum yudillû ‘ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ(n)
"Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve kafir kimseler yetiştirirler."
"Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarırlar ve sadece ahlâksız ve kâfir çocuklar doğururlar."
Nûh Suresi 27. ayet, Nûh peygamberin kavminin helakini talep ederken onların gelecekteki nesillerinin de sapkın olacağını vurguladığı bir duadır. Ayet, 'terk etmek', 'saptırmak', 'doğurmak', 'fâcir' ve 'keffâr' gibi kavramlar üzerinden kavmin ahlaki çöküşünü ve bunun nesiller boyu devam edeceğini dilbilimsel bir derinlikle ifade etmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'vezera' (وذر) kelimesinin asıl anlamının 'terk etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'in tezerhum' ifadesi, Nûh'un kavmini helak etmeyip yaşamalarına izin vermesi durumunda ortaya çıkacak kötü sonuçları dile getirmektedir. Bu, Allah'tan onların varlıklarına son vermesini talep etmenin gerekçelerinden biridir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tezerhum' ifadesini 'onları bırakırsan' şeklinde açıklar ve bu fiilin 'terk' anlamında kullanıldığını vurgular. Ayetteki bağlamda, Nûh'un kavminin serbest bırakılmasının, onların sapkınlıklarını sürdürmelerine ve yeni nesilleri de bu yola sevk etmelerine yol açacağı mecazi bir anlatımla ifade edilir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dalâl' (ضلال) kelimesinin asıl anlamının 'doğru yoldan sapmak' olduğunu belirtir. 'Yudıllû' fiili ise 'saptırmak' anlamına gelir. Ayette, Nûh'un kavminin hayatta kalması durumunda, başkalarını da kendi sapkın yollarına çekecekleri ve onları doğru yoldan uzaklaştıracakları ifade edilmektedir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'dalâl' kavramının Kur'an'da genellikle 'doğru yoldan sapma', 'hakikatten uzaklaşma' ve 'Allah'ın hidayetinden mahrum kalma' anlamlarında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'yudıllû' fiili, Nûh'un kavminin sadece kendilerinin sapkın olmakla kalmayıp, başkalarını da aktif olarak bu sapkınlığa sürükleyeceklerini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'yudıllû' fiilinin 'if'al' babından geldiğini ve 'saptırma' eylemini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Nûh'un kavminin, Allah'ın kullarını kendi batıl inançlarına ve ahlaksızlıklarına yönlendirme potansiyelini açıkça ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'veled' (ولد) kelimesinin 'doğurmak' ve 'nesil meydana getirmek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ yelidû illâ fâciran keffârâ' ifadesi, Nûh'un kavminin sadece kendilerinin kötü olmakla kalmayıp, gelecekteki nesillerinin de aynı sapkınlık ve inkarcılık üzere olacağını, yani kötü bir nesil yetiştireceklerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'veled' kökünün hem biyolojik doğumu hem de bir şeyin sonucunu veya ürününü ifade ettiğini açıklar. Ayetteki 'yelidû' fiili, Nûh'un kavminin sadece fiziksel olarak çocuk doğurmakla kalmayıp, aynı zamanda kendi ahlaki ve dini bozukluklarını yeni nesillere aktararak 'fâcir' ve 'keffâr' karakterli bireyler yetiştireceklerini mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fücûr' (فجور) kelimesinin 'haddi aşmak', 'günaha dalmak' ve 'perdeyi yırtmak' anlamlarına geldiğini belirtir. 'Fâcir' ise bu niteliklere sahip kişidir. Ayette, Nûh'un kavminin doğuracağı çocukların ahlaki sınırları aşan, günahkar ve sapkın kimseler olacağı vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'fâcir' kelimesini 'günahkar' ve 'isyankar' olarak açıklar. Nûh'un kavminin nesillerinin de aynı ahlaki yozlaşmayı sürdüreceklerini, yani Allah'ın emirlerine karşı gelmekte ve günah işlemekte ısrarcı olacaklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fücûr' kavramının Kur'an'da 'doğruluktan sapma', 'kötülük yapma' ve 'ahlaki yozlaşma' anlamlarında kullanıldığını belirtir. 'Fâcir' ise bu sapkınlığı ve kötülüğü şahsında barındıran kişidir. Ayette, Nûh'un kavminin nesillerinin bu kötü karakteri taşıyacakları öngörülür.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr' (كفر) kelimesinin asıl anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu anlamdan türeyerek 'nimeti örtmek' (nankörlük) ve 'hakikati örtmek' (inkar) anlamlarına geldiğini belirtir. 'Keffâr' ise mübalağa sigası olup, çokça inkar eden veya çokça nankörlük eden demektir. Ayette, Nûh'un kavminin nesillerinin sadece ahlaksız olmakla kalmayıp, aynı zamanda Allah'ın varlığını ve birliğini şiddetle inkar eden kimseler olacakları vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'keffâr' kelimesini 'çok inkar eden' veya 'çok nankörlük eden' olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, Nûh'un kavminin nesillerinin, ataları gibi Allah'ın ayetlerini ve peygamberin davetini ısrarla reddedeceklerini, yani inkar ve nankörlükte aşırı gideceklerini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'küfr' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve 'Allah'ı inkar etme', 'nankörlük etme', 'gerçeği gizleme' gibi anlamları içerdiğini belirtir. 'Keffâr' kelimesi ise bu inkar ve nankörlüğün şiddetini ve sürekliliğini vurgular. Nûh'un kavminin nesillerinin bu kötü vasfı taşıyacakları, ayetteki 'illâ fâciran keffârâ' ifadesiyle pekiştirilir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.