İçeriğe atla
Cin 11Cüz 29 · Sayfa 572

Cin Sûresi 11. Âyet

الجن

Sohbete sor

Ve ennâ minnâ-ssâlihûne ve minnâ dûne żâlik(e)(s) kunnâ tarâ-ika kidedâ(n)

"Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz."

Cin Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Görüldüğü gibi onların arasında da, Âdem nesli sülâlelerinde olduğu gibi, salih olanlar ve olmayanlarında olduğu değişik guruplarında olduğu açık olarak görülmektedir.

Bizim dünyamızda dört tür varlığın olduğu bildirilmiştir.

Birincisi insan nesli-sülâlesi. Mükellefiyetleri vardır. Ahiretleri de vardır.

İkincisi melekler cinsi. Görevleri vardır insanlar gibi Mükellefiyetleri yoktur.

Üçüncüsü İblis-şeytanlar cinsi sülâlesi. Mükellefiyetleri vardır. Ahiretleri de vardır.

Dördüncü ise hayvanlar nesli sülâlesidir. Ahiretleri yoktur.

Allahımızın saltanatında daha bilmediğimiz belki çok başka yaşam sistemlerinin olacağı da açıktır.

Ancak bizim içinde olduğumuz, gökyüzünde ve yeryüzünde olan insan nesli- sülâlelerinin değeri çok yüksektir. ”[26] “ İz- -T-B- ”

Âyet, "varlık âleminde (insan, cin, melek) hakikat yolunda olanlar (sâlih) ve olmayanlar (dûne zâlik) şeklinde bir ayrım bulunduğunu; herkesin, ezelî istidadına (a'yân-ı sâbite) göre farklı yollar (tarâik) tuttuğunu" ifade eder. "Sâlih" (iyi, temiz) kavramı, kişinin kendi ayn-ı sâbitesine uygun yaşaması, yani yaratılış gayesine (hilâfet) uygun hareket etmesi anlamına gelir. "Dûne zâlik" (böyle olmayanlar) ise, bundan sapanları ifade eder. "Tarâik kıdedâ" (ayrı ayrı yollar) ifadesi ise, insanların (ve cinlerin) farklı inanç, mezhep, yol ve meşreplerini sembolize eder.

"Sâlih" (iyi, temiz, düzgün), sadece ahlakî olarak iyi olan kişi değil, aynı zamanda "kişinin kendi ezelî hakikatine (ayn-ı sâbite) uygun yaşayan, yaratılış gayesine (hilâfet) uygun hareket eden kişi" dir. İnsanların (ve cinlerin) ezelî istidatları (a'yân-ı sâbite) farklıdır.

"Dûne zâlik" (böyle olmayanlar), "sâlih" (iyi) kategorisinin dışında kalanları, yani "kötüleri, sapkınları, zalimleri" ifade eder. Kendi ezelî istidatları gereği hakikatten sapma eğiliminde olanlardır. Onlar da kendi yaratılış istidatlarına uygun hareket etmektedirler. Ancak bu, onların mazereti değildir; çünkü onlar, dünyada iken kendi iradeleriyle bu istidadı açığa çıkarırlar.

"Tarâik", "tarîk" (yol) kelimesinin çoğuludur. "Kıdedâ" ise "çeşitli, parça parça, ayrı ayrı" anlamına gelir. Bu ifade, cinlerin (ve insanların) inanç, mezhep, yol ve meşrep bakımından ne kadar farklılaştıklarını, parçalara ayrıldıklarını ifade eder.

Bu farklı yollar (tarâik), aslında tek bir hakikatin (el-Hâkka) farklı tezahürleridir. İnsanlar, kendi istidat, anlayış ve kabiliyetlerine göre farklı yollar tutar, farklı mezheplere ayrılır, farklı ibadet şekilleri benimserler. Ancak hakikat birdir (vahdet). Önemli olan, bu farklı yollardan hakikate (tevhid) ulaşabilmektir. Cinler, Kûr’ân'ı işitince, daha önce içinde bulundukları bu farklı ve dağınık yolların (tarâik) aslında tek bir hakikatte birleştiğini anlamışlardır. İşte bu anlayış, onların imanına vesile olmuştur.

Farklı inanç ve mezheplerin aslında ilâhî isimlerin farklı tecellilerinden kaynaklanmaktadır. Herkes, kendi Rabbini (ilâhî isimlerden kendisine en çok tecelli edeni) kendi anlayışına göre tanır ve O'na göre bir yol tutar. Bu farklılık, rahmetin ve hikmetin bir gereğidir.[27]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)