Ve ennâ minnâ-ssâlihûne ve minnâ dûne żâlik(e)(s) kunnâ tarâ-ika kidedâ(n)
"Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz."
Doğrusu bizler; bizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz çeşitli yollara ayrılmışız.
Cin Suresi 11. ayet, cinlerin kendi aralarındaki farklılaşmayı ve çeşitli inanç gruplarına ayrıldıklarını ifade etmektedir. Ayet, 'salih' ve 'dûn zâlike' kavramlarıyla ahlaki ayrımı, 'tarâik' ve 'kıded' kavramlarıyla da farklı yolları ve grupları vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Salâh (صلاح), fesadın (bozukluğun) zıddıdır. Salih (صالح) ise, işleri düzgün, doğru ve faydalı olan kişidir. Ayetteki 'salihûn' ifadesi, cinlerin kendi aralarında Allah'a itaat eden, doğru yolda olan kesimini belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Salihûn, 'hayırlı olanlar' ve 'işleri düzgün olanlar' anlamındadır. Cinlerin kendi aralarındaki iyi ve doğru olanları, yani Allah'ın emirlerine uygun hareket edenleri kasteder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'salih' kavramı, genellikle 'iman' ile birlikte anılır ve hem bireysel hem de toplumsal düzeyde doğru ve iyi eylemleri ifade eder. Cinlerin 'salihûn' olması, onların da insanlar gibi ahlaki bir sorumluluğa sahip olduğunu ve doğru yolu seçebildiklerini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dûn (دون), 'aşağısında', 'ötesinde' veya 'başka' anlamlarına gelir. Ayetteki 'dûne zâlike' (bundan aşağı) ifadesi, salih olanların dışındaki, yani iyi olmayan veya daha düşük mertebede olan cinleri tanımlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dûn, bir şeyin altına veya ondan daha azına delalet eder. Burada 'dûne zâlike', salih olanların derecesinden daha aşağıda olanları, yani kötü veya günahkar cinleri ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Dûn kelimesi, bazen 'gayr' (başka) anlamında da kullanılır. Ayetteki bağlamda, salih olanların dışındaki, farklı bir kategoriye ait olan cinleri, yani salih olmayanları veya daha az salih olanları belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Tarâik (طرائق), tarîka (طريقة) kelimesinin çoğuludur ve 'yollar', 'mezhepler' veya 'farklı görüşler' anlamına gelir. Ayette, cinlerin kendi aralarında çeşitli inanç ve yaşam biçimlerine ayrıldıklarını mecazi olarak ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Tarîka, gidilen yol, izlenen yöntem demektir. Tarâik ise, farklı yollar, mezhepler ve gruplar anlamına gelir. Cinlerin 'tarâik' olması, onların da insanlar gibi farklı inanç sistemlerine ve fırkalara sahip olduklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tarîka kelimesi Kur'an'da hem somut yol hem de soyut inanç, mezhep anlamında kullanılır. Cinlerin 'tarâik' olması, onların da farklı ideolojilere, dinî veya ahlaki yaklaşımlara sahip gruplara ayrıldıklarını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kıded (قدد), 'kadd' (قد) kelimesinin çoğuludur. Kadd, bir şeyi parçalara ayırmak, bölmek demektir. Kıded, 'parça parça olmuş', 'ayrılmış' veya 'farklı farklı' anlamlarına gelir. Ayette, cinlerin farklı yollara ayrılmış, birbirinden kopuk gruplar olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Kıded, 'çeşitli' ve 'ayrı ayrı' demektir. 'Tarâik kıdedâ' ifadesi, cinlerin sadece farklı yollarda olmakla kalmayıp, aynı zamanda bu yolların birbirinden ayrılmış, farklı niteliklere sahip olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kadd, bir şeyi uzunlamasına kesmek veya bölmek anlamındadır. Kıded ise, bu şekilde ayrılmış, farklılaşmış parçaları ifade eder. Ayette, cinlerin inanç ve yaşam tarzı açısından birbirinden ayrılmış, çeşitli fırkalara bölündüğünü anlatır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.