Ve ennâ minnâ-lmuslimûne ve minnâ-lkâsitûn(e)(s) femen esleme feulâ-ike teharrav raşedâ(n)
"Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır."
"Ve biz, bizlerden müslümanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır."
Cin Suresi 14. ayet, cinlerin kendi aralarındaki inanç farklılıklarını ve bu farklılıkların sonuçlarını ortaya koymaktadır. Ayet, 'İslam' ve 'kıst' kavramları üzerinden doğru yolu arayış ve sapkınlık arasındaki ayrımı vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 's-l-m' kökünü 'selamet, barış, teslimiyet' anlamlarıyla açıklar. 'İslam', Allah'a tam bir teslimiyetle boyun eğmek ve O'nun emirlerine uymak demektir. Ayetteki 'el-Müslimûn' ifadesi, cinlerden Allah'ın birliğine iman edip O'na teslim olanları ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'İslam' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Ona göre 'İslam', insanın kendi iradesini Allah'ın iradesine tabi kılması, O'na kayıtsız şartsız teslim olmasıdır. Ayetteki kullanımı, cinlerin de bu teslimiyet halini benimseyebileceğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'k-s-t' kökünün iki zıt anlam taşıdığını belirtir: 'kıst' adalet, 'kusût' ise zulüm ve haktan sapmadır. Ayetteki 'el-Kâsitûn' ifadesi, cinlerden doğru yoldan sapanları, Allah'a ortak koşanları veya O'nun emirlerine karşı gelenleri tanımlar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'k-s-t' kökünün 'adalet' ve 'zulüm' anlamlarını detaylandırır. 'Kâsit', adaletten ayrılıp zulmeden kişidir. Ayetteki bağlamda, cinlerin bir kısmının Allah'a teslim olmaktan uzaklaşarak haktan saptıklarını ve kendilerine yazık ettiklerini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'esleme' fiilini 'Allah'a boyun eğdi, O'nun hükmüne razı oldu' şeklinde açıklar. Ayetteki 'femen esleme' ifadesi, cinlerden kim Allah'a teslim olursa, onun doğru yolu arayanlardan olacağını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'esleme' fiilinin 'İslam' kavramının fiil hali olduğunu ve kişinin bilinçli bir tercih ile Allah'a yönelmesini ifade ettiğini belirtir. Ayette, bu fiil, cinlerin kendi iradeleriyle doğru yolu seçme eylemini anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'taharrâ' fiilini 'bir şeyi dikkatle aramak, en uygun olanı seçmeye çalışmak' olarak tanımlar. Ayetteki 'teharrav' ifadesi, Allah'a teslim olan cinlerin, doğru yolu (reşed) bilinçli bir çaba ve arayışla bulduklarını, ona yöneldiklerini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'taharrâ' fiilinin 'bir şeyi elde etmek için azmetmek, ona yönelmek' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki kullanımı, teslim olan cinlerin, doğru yolu bulmak için gayret gösterdiklerini ve bu yolda kararlı olduklarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'r-ş-d' kökünü 'doğru yolu bulmak, hidayete ermek, olgunlaşmak' olarak açıklar. 'Reşed', kişinin doğruyu yanlıştan ayırarak hakka yönelmesidir. Ayetteki 'reşedâ' ifadesi, Allah'a teslim olanların aradığı ve bulduğu doğru yolu, hidayeti temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rüşd' kavramının Kur'an'da 'doğru yolu bulma, olgunluk ve akıl yürütme yeteneği' ile ilişkili olduğunu belirtir. Ayetteki 'reşedâ' kelimesi, cinlerin Allah'a teslim olmakla elde ettikleri manevi olgunluğu ve doğru yolu bulma başarısını ifade eder.
Cin Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Âyet-i kerîme de açık olarak belirtildiği gibi, bizim âlemimizde yaşadıkları halde herzaman göremediğimiz cin namıyle belirtilen varlıklarında içinde, insan neslisülâlelerinde de olduğu gibi.
"Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var.” Demektedirler.
Bu haller neden diğer gökyüzü insan nesli-sülâlelerinde de olmasın. Şu anda onlarıda şuhuden göremiyoruz. Hiç şüphe yokturki bizim tabi olduğumuz bütün değerler onlarda da vardır. [29] “ İz- -T-B- ”
Âyet, "varlık âlemindeki (kâinat, insan, cin) temel ayrımın, hakikate teslimiyet (islâm) ve hakikatten sapma (kıst) şeklinde olduğunu; teslim olanların (müslim) 'rüşd' (olgunluk, doğru yol) mertebesine ulaştıklarını" ifade eder. "Kâsit" (sapan/zalim) ve "müslim" (teslim olan) kavramları, insanın ezelî istidadı (a'yân-ı sâbite) ve bu istidadın âhiretteki karşılığı ile yakından ilişkilidir. "Reşed" (rüşd) ise, daha önce 72/2'nin tevilinde belirtildiği gibi, kemâl ve olgunluk mertebesidir.
"Reşed" ise, daha önce 72/2'nin tevilindeki gibi, sadece doğru yolu bulmak (hidâyet) değil, "insanın yaratılış gayesine uygun olarak kemâle ermesi, olgunlaşması ve ilâhî hakikatleri idrak edebilecek bir kıvama ulaşması" dır.
(72/14) âyeti (Ve ennâ minne-l-muslimûne ve minne-l-kâsitûn, fe men esleme fe ulâike teharrav reşedâ), varlık âlemindeki (insan, cin) temel ayrımı ve bu ayrımın sonuçlarını ifade eder. "Müslim" (teslim olan) ve "kâsit" (sapan/zalim) olmak, insanların ezelî istidatları (a'yân-ı sâbite) ile yakından ilişkilidir. Müslüman olanlar, hakikate teslim olarak (islâm) "rüşd" (olgunluk, kemâl) mertebesine ulaşırlar. "Teharrav reşedâ" (doğruluk yolunu arayıp buldular) ifadesi, onların sadece hidâyeti bulmakla kalmayıp, bu hidâyet içinde sürekli bir olgunlaşma ve yükseliş yaşadıklarını gösterir. Bu, Fütûhât'ta anlatılan "rüşd" ve "kemâl" mertebelerinin, Fusûs'ta vurgulanan a'yân-ı sâbite öğretisinin ve Tedbîrât'ta işaret edilen insanın iç dünyasındaki güçler dengesinin Kûr’ânî bir teyididir.