İçeriğe atla
Cin 14Cüz 29 · Sayfa 573

Cin Sûresi 14. Âyet

الجن

Sohbete sor

Ve ennâ minnâ-lmuslimûne ve minnâ-lkâsitûn(e)(s) femen esleme feulâ-ike teharrav raşedâ(n)

"Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır."

Cin Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Âyet-i kerîme de açık olarak belirtildiği gibi, bizim âlemimizde yaşadıkları halde herzaman göremediğimiz cin namıyle belirtilen varlıklarında içinde, insan neslisülâlelerinde de olduğu gibi.

"Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var.” Demektedirler.

Bu haller neden diğer gökyüzü insan nesli-sülâlelerinde de olmasın. Şu anda onlarıda şuhuden göremiyoruz. Hiç şüphe yokturki bizim tabi olduğumuz bütün değerler onlarda da vardır. [29] “ İz- -T-B- ”

Âyet, "varlık âlemindeki (kâinat, insan, cin) temel ayrımın, hakikate teslimiyet (islâm) ve hakikatten sapma (kıst) şeklinde olduğunu; teslim olanların (müslim) 'rüşd' (olgunluk, doğru yol) mertebesine ulaştıklarını" ifade eder. "Kâsit" (sapan/zalim) ve "müslim" (teslim olan) kavramları, insanın ezelî istidadı (a'yân-ı sâbite) ve bu istidadın âhiretteki karşılığı ile yakından ilişkilidir. "Reşed" (rüşd) ise, daha önce 72/2'nin tevilinde belirtildiği gibi, kemâl ve olgunluk mertebesidir.

"Reşed" ise, daha önce 72/2'nin tevilindeki gibi, sadece doğru yolu bulmak (hidâyet) değil, "insanın yaratılış gayesine uygun olarak kemâle ermesi, olgunlaşması ve ilâhî hakikatleri idrak edebilecek bir kıvama ulaşması" dır. 

(72/14) âyeti (Ve ennâ minne-l-muslimûne ve minne-l-kâsitûn, fe men esleme fe ulâike teharrav reşedâ), varlık âlemindeki (insan, cin) temel ayrımı ve bu ayrımın sonuçlarını ifade eder. "Müslim" (teslim olan) ve "kâsit" (sapan/zalim) olmak, insanların ezelî istidatları (a'yân-ı sâbite) ile yakından ilişkilidir. Müslüman olanlar, hakikate teslim olarak (islâm) "rüşd" (olgunluk, kemâl) mertebesine ulaşırlar. "Teharrav reşedâ" (doğruluk yolunu arayıp buldular) ifadesi, onların sadece hidâyeti bulmakla kalmayıp, bu hidâyet içinde sürekli bir olgunlaşma ve yükseliş yaşadıklarını gösterir. Bu, Fütûhât'ta anlatılan "rüşd" ve "kemâl" mertebelerinin, Fusûs'ta vurgulanan a'yân-ı sâbite öğretisinin ve Tedbîrât'ta işaret edilen insanın iç dünyasındaki güçler dengesinin Kûr’ânî bir teyididir.