Ve-en levi-stekâmû ‘alâ-ttarîkati le-eskaynâhum mâen ġadekâ(n)
(16-17) Yine de ki: "Bana şöyle de vahyedildi: 'Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar."
Onlar gerçekten o yol üzere dosdoğru gitselerdi, elbette kendilerine bol bir su verirdik.
Bu ayet, doğru yolda istikamet üzere olmanın ve Allah'ı anmaktan yüz çevirmenin sonuçlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. 'İstikamet', 'tarîka' ve 'mâen gadaqa' kavramları, ilahi lütuf ve imtihan ilişkisini, 'a'râda' ve 'azâben sa'adâ' ise ilahi cezalandırmanın mahiyetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstikamet, bir şeyin orta ve doğru yolunu tutmaktır. Ayetteki 'istakâmû' ifadesi, tevhid ve şeriatın gerektirdiği doğru yolu takip etmeyi, sapmadan o yol üzerinde kalmayı ifade eder. Bu, sadece fiziki bir duruş değil, aynı zamanda inanç ve amel açısından da doğru ve dengeli olmayı içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstikamet, bir şeyin doğru ve düzgün olmasıdır. Burada 'istakâmû' mecazi olarak, Allah'ın emrettiği din üzere sabit kalmayı, ondan ayrılmamayı ve doğru yolu takip etmeyi anlatır. Bu, müminlerin Allah'a karşı olan ahitlerine sadık kalmaları ve O'nun belirlediği sınırlar içinde hareket etmeleri anlamına gelir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstikamet kavramı, Kur'an'da 'doğru yol' (sırât-ı müstakîm) ile yakından ilişkilidir. 'İstakâmû' fiili, bu doğru yol üzerinde sebat etmeyi, ondan sapmamayı ve Allah'ın çizdiği sınırları aşmamayı ifade eder. Bu, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde ahlaki ve dini bir duruşu temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Tarîka, üzerinde yürünülen yol demektir. Ayetteki 'alâ't-tarîka' ifadesi, Allah'ın belirlediği dinî ve şer'î yolu, yani İslam'ı ve onun hükümlerini ifade eder. Bu, sadece bir güzergah değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve inanç sistemidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tarîka, gidilen yol ve mezhep anlamına gelir. Burada 'tarîka', Allah'ın kulları için tayin ettiği doğru yolu, yani İslam dinini ve onun prensiplerini ifade eder. Bu yol, insanı dünya ve ahiret saadetine ulaştıran yoldur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tarîka kelimesi, Kur'an'da genellikle 'yol', 'metod' veya 'din' anlamlarında kullanılır. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın insanlara gösterdiği doğru yolu, yani İslam'ın temel prensiplerini ve yaşam tarzını ifade eder. Bu yol, istikamet üzere olunması gereken yoldur.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ğadak, çok ve bol su demektir. Ayetteki 'mâen ğadaqan' ifadesi, sadece maddi su bolluğunu değil, aynı zamanda rızık, bereket ve refahın da bollaşmasını mecazi olarak ifade eder. Bu, doğru yolda olanlara verilecek dünyevi bir lütuf ve imtihan vesilesidir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ğadak, bol ve kesintisiz akan su anlamına gelir. Kur'an'da bu ifade, Allah'ın doğru yolda olanlara bahşedeceği dünyevi nimetlerin ve refahın bir sembolü olarak kullanılır. Bu nimetler, aynı zamanda bir imtihan vesilesidir; şükür mü edecekler, yoksa nankörlük mü edecekler?
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğadak, çok ve bol olan her şey için kullanılır. 'Mâen ğadaqan' ifadesi, Allah'ın doğru yolda olanlara vereceği dünyevi bolluk ve bereketi, rızık genişliğini ifade eder. Bu, onların sabır ve şükürlerini sınamak için verilen bir lütuftur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sakâ, su vermek, içirmek demektir. Ayetteki 'le'eskaynâhum' ifadesi, Allah'ın doğru yolda olanlara bol su ve dolayısıyla bol rızık ve nimet vereceğini ifade eder. Bu, ilahi bir vaat ve aynı zamanda bir imtihanın başlangıcıdır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sakâ, su vermek anlamındadır. Burada 'le'eskaynâhum' mecazi olarak, Allah'ın onlara bol nimetler ve refah vereceğini, hayatlarını kolaylaştıracağını ifade eder. Bu, onların doğru yolda kalmalarının bir karşılığı olarak sunulan dünyevi bir lütuftur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İ'râd, bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak demektir. Ayetteki 'men a'râda' ifadesi, Allah'ı anmaktan, O'nun emir ve yasaklarına uymaktan yüz çevirenleri, yani nankörlük edenleri ve isyan edenleri ifade eder. Bu, ilahi lütuflara karşı gösterilen bir tepkisizlik ve inkârdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İ'râd, bir şeyden yüz çevirmek ve onu terk etmek anlamına gelir. Bu ayette, Allah'ın zikrinden yüz çevirmek, O'nun ayetlerini ve öğütlerini dikkate almamak, onlardan gafil olmak anlamındadır. Bu durum, kişiyi ilahi azaba sürükleyen bir davranıştır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sa'ad, zorlu ve meşakkatli demektir. 'Azâben sa'adâ' ifadesi, gittikçe şiddetlenen, dayanılması güç ve sürekli artan bir azabı ifade eder. Bu, Allah'ı anmaktan yüz çevirenlerin ahirette karşılaşacakları cezanın niteliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sa'ad, yükselen, zorlu ve meşakkatli anlamına gelir. 'Azâben sa'adâ' mecazi olarak, şiddeti sürekli artan, bitmek bilmeyen ve her an daha da ağırlaşan bir azabı ifade eder. Bu, Allah'ın gazabının ve cezasının büyüklüğünü gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sa'ad, tırmanmak, yükselmek anlamındadır. 'Azâben sa'adâ' ise, şiddeti sürekli artan, her an daha da zorlaşan ve dayanılmaz hale gelen bir azabı ifade eder. Bu, Allah'ın zikrinden yüz çevirmenin ahiretteki korkunç sonucunu betimler.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.