İçeriğe atla
Cin 17Cüz 29 · Sayfa 573

Cin Sûresi 17. Âyet

الجن

Sohbete sor

Lineftinehum fîh(i)(c) vemen yu'rid ‘an żikri rabbihi yesluk-hu ‘ażâben sa'adâ(n)

(16-17) Yine de ki: "Bana şöyle de vahyedildi: 'Eğer yolda dosdoğru olurlarsa, mutlaka onlara bol yağmur yağdırırız ki bununla onları imtihan edelim. Kim Rabbinin zikrinden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe yükselen bir azaba sokar."

Cin Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Bunun olacağı ve uyarısı Rahmân suresinde insan ve cinlere bildirilmiştir.

(55/31) 

“senefrüğu le­küm eyyühes sekalani”

leküm/sizin için yakında biz efrag/fariğ/boş kalacağız eyyühe/o sekalayn/iki ağırlık, siklet

“Ey insan ve cin! Sizin de hesabınız.! ele alacağız,”.

Âyetlerde;

“göklerde ve yerde olanlar ondan isterler”

ve “O her gün yeni bir iştedir” ifadeleri içerisinde, insanlar ve cinler de vardır.

Bu âyette insan ve cin gizli olarak “sakaleyn” kelimesi ile ifade edilmektedir. Bu ifade iki ağırlık demektir.

Bu da iki türlüdür.

Birincisi; insan ve cin topluluğunun ağırlığı, diğeri ise her iki varlıkta da iki oluşumun ağırlığıdır.

Bunlardan birisi; kendilerinde bulunan “nefsî varlıkları”, diğeri de “ilahi varlıklarıdır.”

Birinci ağırlıkları; her iki varlığın da bir yönlerinin “anasır-ı erba’a”dan dört unsurdan (toprak, su, ateş, hava) insanda toprak ağırlığı, cinde ise ateş ağırlığıdır, ikinci ağırlıkları ise maddi değil, manevi sorumluluktur.

Yine insanda ilahi nefha “ve nefahtü” ve “Ruh’ul Kudüs”ün manevi ağırlığı; cinde ise varlığında “melekiyyet” hassası da olduğundan, onun manevi ağırlığını oluşturmaktadır.

Bu iki özelliği bünyelerinde toplayan bu varlıkların hareketleri de iki özelliklerinden birinin tesiri ile zuhura gelmektedir.

Kendilerinden meydana gelen fiiller; toprak veya ateş ağırlıklı ise, nefislerine, ruhi ve meleki ise Rab’larına bağlanmaktadır.

Ferağ; lügatta, boşalmak demektir. “Senefrugü leküm” kelime manası ile “sizin için yakında boşalacağız”dır.

Yani “ey insan ve cin, yakında yani kıyamet hadisesi ile sizlerdeki tecelli ve şe’nlerimi keseceğim, boş olacağım. Bundan sonra ahiretin hesap kitap zamanı gelecek, işte o zaman dünya günlerinizdeki fiillerinizin nefislerinizden çıkan toprak ve ateş kaynaklı aşağılıklı olanlarının hesabını vereceksiniz, şimdiden dikkat edin,” diye uyarılmaktadırlar.

Ayrıca Hz. Rasülüllah’ın bir adı da “Rasul-u Sakaleyn”dir. Yani iki ağırlığın da Rasülüdür.

Çünkü kendi gerçek varlığında “Hakikat-i Muhamme-diyye” onlarda da mevcuttur.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu âyet hakkında özetle şöyle diyor.

(“Ferağ” lügatta boşalmak demektir. Buna göre bir meşguliyetten boşalmak, sonradan bir meşguliyeti gerektirir. Halbuki Allah Teala’yı hiçbir iş diğer bir işten alıkoyamayacağı için, burada özellikle ahiret işleri olan hesap ve cezayı ifade etmek üzere, bu suretle bir benzetme veya kinaye yapılabilir. Yani bu günkü dünya işleri geçecek, bu dünya hayatı ve nimetleri yok olacak, bu mühletler, hoş görüler tükenecek yarın Allah’a dönüşle mücerret sorumluluk, hesap ve ceza için huzura geleceksinizde sırf sizin işinize bakılacak, sizin sorumluluğunuzun gereği yapılacaktır.

Devamla, “sakalan” yahut “sakaleyn” iki sekal’dir. Bundan sonraki âyette de açıklanacağı üzere insan ve cinnin bir adıdır.

“Sekal” yük ve ağırlık demektir. İla ahır..) [33] “ İz- -T-B- ”

Âyet, "dünya nimetlerinin (mal, mülk, sağlık, evlat) aslında birer imtihan (fitne) olduğunu, bunların insanı Allah'ı anmaktan (zikrullah) alıkoymaması gerektiğini, aksi takdirde kişinin manevî olarak yükselmesi bir yana, daha da aşağılara düşeceğini (sa'ade - çetin azap)" ifade eder. 

  1. Zikr-i Lisânî (Dil ile anmak): En alt mertebe. Kalp gafil olsa bile dilin Allah'ı anması.
  2. Zikr-i Kalbî (Kalp ile anmak): Kalbin sürekli Allah'ın huzurunda olduğunu hissetmesi, O'ndan gafil olmaması (murakabe). Bu, daha yüksek bir mertebedir.
  3. Zikr-i Hakîkî (Hakiki anma): Kişinin tüm varlığıyla (beden, kalp, ruh) Allah'a yönelmesi, her an ve her yerde O'nun tecellilerini müşahede etmesi, kendi varlığını O'nun varlığında yok etmesi (fenâ). Bu, en yüksek zikir mertebesidir.

Âyetteki "men yu'rid 'an zikri rabbihî" (kim Rabbini anmaktan yüz çevirirse) ifadesi, işte bu üç mertebeden de mahrum kalmayı, yani Allah'tan gafil olmayı, O'nu unutmayı ifade eder. "Yüz çevirmek" (i'râd), kalbin mâsivâya (dünyevî nimetlere, nefsânî arzulara) dönmesi, Hakk'tan uzaklaşmasıdır. 16. âyetteki bol nimetler (su), işte bu yüz çevirmeye en büyük sebep olabilir. İnsan, nimete dalıp nimeti vereni unutur.

"Yeslukhu 'Azâben Sa'ade" (Onu gittikçe artıp duran bir azaba sokar)

"Sa'ade", "dik yokuş, sarp ve zorlu yol, gittikçe artan" anlamlarına gelir. Bu, sadece cehennemdeki fizikî bir azap değil, aynı zamanda "manevî bir düşüşün, Allah'tan uzaklaşmanın verdiği tarifsiz azabın katlanarak devam etmesi" dir.

a) Zorlu Bir Yokuş (Manevî Yükselişin Zıddı): "Sa'ade", dik ve zorlu bir yokuşu tırmanmayı ifade eder. Müminler için manevî hayat, sürekli bir yükseliş (urûc, mi'râc) ve Allah'a yakınlaşmadır (kurb). Bu, zorlu bir yokuşu tırmanmak gibidir, ama sonu cennettir. "Azâben sa'ade" ise bunun tam zıddıdır: Kişi, Allah'ı anmaktan yüz çevirerek, manevî olarak sürekli bir "düşüş" içine girer. Bu düşüş, aynı zamanda onun için bir azaptır. Her günah, her gaflet, onu biraz daha aşağılara çeker. Bu düşüşün ve Allah'tan uzaklaşmanın verdiği manevî acı, "azâben sa'ade"nin bâtınî anlamıdır.

b) Azabın Artarak Devam Etmesi (Tederrüc): "Sa'ade", aynı zamanda "gittikçe artan, katlanan" anlamına da gelir. Kişi Rabbini anmaktan yüz çevirdikçe, gafleti artar, günahları çoğalır, kalbi katılaşır. Bu da onun azabının (Allah'tan uzaklığının) sürekli artmasına yol açar. Bu artış, öyle bir noktaya varır ki, kişi için bu azap kaçınılmaz ve ebedî hale gelir (cehennem). Fütûhât-ı Mekkiyye'de anlatılan "tecessüd-ü a'mâl" (amellerin somutlaşması) gereği, kişinin dünyada iken yaptığı her kötü amel, âhirette onun karşısına çıkar ve azabı artırır.[34]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)