Ve ennehu lemmâ kâme ‘abdu(A)llâhi yed'ûhu kâdû yekûnûne ‘aleyhi libedâ(n)
"Allah'ın kulu (Muhammed), O'na ibadet etmek için kalktığında cinler nerede ise (Kur'an'ı dinlemek için kalabalıktan) onun etrafında birbirlerine geçiyorlardı.
Allah'ın kulu (Hz. Peygamber) kalkmış O'na dua ederken, neredeyse (cinler) onun etrafında keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.
Cin Suresi 19. ayet, Hz. Peygamber'in (Allah'ın kulu) ibadet için kalktığında cinlerin ona gösterdiği yoğun ilgiyi ve etrafında toplanmalarını tasvir etmektedir. Ayet, 'abdullah' kavramıyla peygamberlik makamının tevazuunu, 'yec'ûhu' ile ibadetin mahiyetini ve 'libedâ' ile cinlerin bu ibadete olan şaşkınlık ve yoğunlaşmalarını dilbilimsel bir derinlikle ele alır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kıyâm' kelimesinin asıl anlamının 'ayakta durmak' olduğunu belirtir. Ancak Kur'an'da bu kelimenin, bir işe azmetmek, bir görevi üstlenmek ve ibadet için ayağa kalkmak gibi farklı anlamlarda kullanıldığını ifade eder. Bu ayette ise 'Allah'a ibadet için ayağa kalkmak' manasını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kâme' fiilinin burada 'namaz kılmak için kalktı' veya 'dua etmek için durdu' anlamında mecazi bir kullanım olduğunu belirtir. Fiilin zahiri anlamı olan 'ayağa kalkmak'tan ziyade, bir eyleme başlamayı, özellikle de ibadete yönelmeyi ifade ettiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'abd' kelimesinin asıl anlamının 'boyun eğmek, itaat etmek' olduğunu belirtir. Allah'a nispet edildiğinde ise 'Allah'ın kulu' anlamına gelir ve bu, en yüce makamlardan biridir. Ayette 'abdullah' ifadesi, Hz. Peygamber'in peygamberlik makamının yanı sıra, Allah'a olan mutlak kulluğunu ve tevazuunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'abd' kavramının Kur'an'daki merkeziyetine dikkat çeker. Ona göre 'abd', Allah'a karşı tam bir teslimiyet ve itaat içinde olan varlığı ifade eder. Bu ayette 'abdullah' olarak Hz. Muhammed'in anılması, onun peygamberlik misyonunun temelinde yatan kulluk bilincini ve Allah'a olan bağlılığını öne çıkarır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'da'v' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlara geldiğini belirtir. Bu ayetteki 'yed'ûhu' ifadesini 'namaz kılıyordu' veya 'Allah'a ibadet ediyordu' şeklinde açıklar. Yani sadece sözlü bir dua değil, fiili bir ibadet eylemini kapsadığını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'duâ'nın asıl anlamının 'bir şeyi kendine doğru çekmek' olduğunu ve bunun hem sözlü hem de fiili olabileceğini belirtir. Allah'a yönelik 'duâ' ise O'ndan yardım istemek, O'na ibadet etmek ve O'na yönelmek anlamlarına gelir. Ayetteki bağlamda, Hz. Peygamber'in Allah'a yönelerek ibadet etmesini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'libed' kelimesinin 'birbirine geçmiş, yığılmış, sıkışmış' anlamlarına geldiğini belirtir. Bu ayette, cinlerin Hz. Peygamber'in ibadetine şahit olmak için o kadar kalabalık ve yoğun bir şekilde toplandıklarını, adeta birbirlerinin üzerine yığıldıklarını tasvir etmek için kullanılmıştır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'libed' kelimesinin 'yün veya saçın birbirine karışıp keçeleşmesi' anlamından türediğini açıklar. Ayetteki kullanımıyla, cinlerin Hz. Peygamber'in etrafında o kadar çok ve sıkı bir şekilde toplandıklarını, adeta bir yığın veya keçeleşmiş bir kitle oluşturduklarını mecazi olarak ifade ettiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'libed' kelimesinin 'çokluk ve yoğunluk' ifade ettiğini vurgular. Cinlerin, Hz. Peygamber'in ibadetine olan hayranlıkları ve merakları nedeniyle, onun etrafında adeta üst üste yığılacak kadar kalabalıklaştıklarını ve bu durumun onların şaşkınlığını ve ilgisini gösterdiğini açıklar.
Cin Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Peygamber Efendimiz salât ettirmek-namaz kıldırmak için kalktığında cin taifesi o’nu dinlemek için birbirlerine giriyorlar idi. Ancak lâtif olup görünmedikleri için çevredeki insan nesli-sülâlesi bunların farkında değiller idi. [36] “ İz- -T-B- ”
Âyet, "Hakikat-i Muhammediyye'nin (insan-ı kâmil) zuhur ettiği anda, görünen ve görünmeyen tüm varlık katmanlarının (melek, cin, insan) ona olan ilgisini, onun etrafında toplanmasını ve ondan feyz almak için adeta birbirleriyle yarışmalarını" ifade eder. "Abdullah" (Allah'ın kulu), insan-ı kâmilin en temel vasfıdır. Cinlerin toplanması, varlığın her katmanının bu kemâl noktasına olan derin iştiyakını sembolize eder.
"Abd" (kul), en yüce makamdır. Çünkü kulluk (ubûdiyet),
insanın yaratılış gayesidir ve en büyük şereftir. "Abdullah" (Allah'ın kulu) ifadesi, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) en temel ve en yüce vasfıdır (Mi'râc gecesindeki "Kulunun gece yolculuğu" ifadesi de buna işaret eder). İnsan-ı kamil (Kamil insan), işte bu "abd"lik makamında kemâle ermiş, nefsânî benlikten (enâniyet) tamamen sıyrılmış ve sadece O'nun kulu olma bilincine ulaşmış kişidir. 72/19 âyetindeki "Abdullah" ifadesi, sadece Hz. Muhammed'i (s.a.v.) değil, aynı zamanda onun şahsında temsil edilen insan-ı kâmil hakikatini de ifade eder.[37]
"Kâme" (Kıyam/Kalkmak): "kıyam" (kalkmak), sadece fizikî bir ayağa kalkış değil, aynı zamanda "manevî bir yükselişi, Hakk'a yönelişi ve kulluk vazifesini ifa etmek üzere hazır bulunuşu" simgeler. Hz. Peygamber'in salata-namaza durması (kıyam), onun "abd"lik makamında Hakk'a en yakın olduğu anlardan biridir. Bu anda, onun varlığından tüm âlemlere bir nûr ve feyz yayılır.
"Yed'ûhu" (O'na çağırmak): Bu fiil, hem namazda Allah'a dua etmeyi (ibadet), hem de Kûr’ân okuyarak insanları ve cinleri Allah'a davet etmeyi (tebliğ) ifade eder. İnsan-ı kâmilin çağrısı (daveti), sadece lafzî bir davet değil, aynı zamanda onun varlığının kendisi bir çağrıdır. Onun hali, sözünden daha etkili bir davettir. Cinlerin onun etrafında toplanması, işte bu hâlî davetin (varlığının yaydığı nûrun) bir sonucudur.
Cinlerin Toplanması (Kâdû Yekûnûne Aleyhi Libedâ)
a) Varlığın Özüne Duyulan Özlem: Tüm varlık türleri (melek, cin, insan, hayvan, bitki, hatta cansız varlıklar) aslında bir özlem ve iştiyak içindedir. Bu iştiyakın kaynağı, kendi varlık sebebini (rabbini) tanıma ve ona yakın olma arzusudur. İnsan-ı kâmil (Hz. Peygamber ve onun vârisleri), varlığın bu özlem duyduğu hakikatin en mükemmel tecelli ettiği noktadır. Bu nedenle, o zuhur ettiğinde (salata-namaza durduğunda, Kûr’ân okuduğunda), tüm varlık katmanları onun etrafında toplanır, ondan feyz almak için can atar. Cinlerin bu kadar kalabalık toplanması, işte bu derin iştiyakın bir ifadesidir.
b) Görünen ve Görünmeyen Âlemlerin Buluşması: Cinler, görünmeyen (gayb) âlemin varlıklarıdır. Hz. Peygamber ise hem görünen (şehâdet) hem de görünmeyen (gayb) âlemleri kuşatan bir varlıktır. Onun salatta-namazda okuduğu Kûr’ân, her iki âleme de hitap eden ilâhî bir kelâmdır. Bu anda, görünen ve görünmeyen âlemler buluşur; cinler, bu buluşmaya iştirak etmek için adeta birbirlerini ezercesine toplanırlar. Bu, vahdet-i vücûd anlayışında kesretin (çokluğun) vahdete (birliğe) olan özleminin bir yansımasıdır.
c) "Libedâ" (Birbirine Kenetlenme): Bu kelime, toplanmanın öylesine yoğun olduğunu, birbirlerine kenetlendiklerini, neredeyse tek bir varlık haline geldiklerini ifade eder. Bu, "çokluğun birlikte yok oluşunu (fenâ) ve hakikat etrafında birleşmesini (cem')" sembolize eder. Onlar, "Abdullah"ın (insan-ı kâmilin) etrafında öyle bir toplanır, onun varlığında öyle bir fânî olurlar ki, aralarındaki farklılıklar kaybolur, hepsi tek bir noktada birleşir. Bu, âhiretteki haşrin (tüm varlıkların bir araya toplanması) dünyadaki küçük bir örneğidir.[38]