Kul in edrî ekarîbun mâ tû'adûne em yec'alu lehu rabbî emedâ(n)
De ki: "Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem."
Cin Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Âyet-i kerime Rububiyet mertebesi âyetlerindendir.
Vaadedilenin vakti risalet mertebesi bilgisinde olmadığı, mutlak hükümran olan Allah’ın (c.c.) Uluhiyet mertebesinin ilmi ilahisindedir. (M.D.)
“İn Edrî" "edrî" (biliyorum) fiilinin olumsuzu olan "in edrî" (bilmiyorum), sadece bir bilgi eksikliği değil, aynı zamanda "kulun ilminin sınırlılığını idrak ederek ilâhî ilim (ilm-i ilâhî) karşısındaki acziyetini ve teslimiyetini ifade etmesi" dir.
"Karîb" (yakın) ve "emed" (uzun süre, vade) kavramları, zamanın izafiliğine işaret eder. İbn-i Arabî'ye göre zaman (zamân), izafî bir kavramdır ve varlığın hareketiyle ilgilidir. Âhiret (el-Hâkka) için "yakın" veya "uzak" hükümleri, insanın içinde bulunduğu zamansal ve mekânsal şartlara göre değişir. Oysa âhiret, zamanın ötesinde bir hakikattir. Hâkka sûresinin başında da belirtildiği gibi , "el-Hâkka" (kesin hakikat), varlığı zorunlu ve mutlak olandır.
Âlem (varlık) her an yeniden yaratılmaktadır (tecdîd-i halk). Bu yeniden yaradılış, zamanın da sürekli yenilenmesi anlamına gelir. Dolayısıyla, "yakınlık" ve "uzaklık" gibi kavramlar, bu sürekli akış içinde anlamını yitirir. Önemli olan, "el-Hâkka"nın (kesin hakikatin) her an zuhur edebilecek olmasıdır. Mümin, her an ölümle (küçük kıyamet) ve âhiretle yüzleşebileceğinin bilincinde olmalıdır. Bu bilinç, onu gafletten uyandırır ve sürekli bir uyanıklık (yakaza) halinde yaşamasını sağlar.[40]