Kul in edrî ekarîbun mâ tû'adûne em yec'alu lehu rabbî emedâ(n)
De ki: "Sizin uyarıldığınız şey yakın mıdır, yoksa Rabbim ona uzun bir süre mi koyacaktır, bilemem."
De ki: "Ben bilmem, o size vaad edilen şey yakın mı, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar.."
Cin Suresi 25. ayet, kıyametin veya vaat edilen azabın zamanlamasına ilişkin bilgi eksikliğini vurgular. Ayet, bu bilginin yalnızca Allah'a ait olduğunu ve Peygamber'in dahi bu konuda kesin bir bilgiye sahip olmadığını ifade eder. Temel kavramlar, vaat edilenin yakınlığı veya uzaklığı, yani süresi etrafında döner.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dirâyet' kelimesini bir şeyi hile ile elde etmek veya bir şeyin hakikatine ulaşmak olarak tanımlar. Ayetteki 'edrî' ifadesi, Peygamber'in vaat edilenin zamanı hakkındaki kesin bilgiye sahip olmadığını, bu bilginin kendisine verilmediğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'edrî' kelimesinin 'a'lem' (bilirim) anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'in edrî' ise 'lâ a'lem' (bilmiyorum) demektir ve Peygamber'in kıyamet vaktine dair bilgisizliğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'vaad' kelimesinin hem hayır hem de şer için kullanılabileceğini belirtir. Ayetteki 'mâ tû'adûn' ifadesi, müşriklere vaat edilen azap veya kıyamet gününü ifade eder ve bu vaadin gerçekleşeceği kesindir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'vaad'in gelecekte bir şeyin olacağını bildirmek olduğunu açıklar. Ayetteki 'tû'adûn' ise Allah'ın kullarına bildirdiği, gerçekleşmesi kesin olan bir olayı, yani kıyameti veya azabı ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vaad' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara yönelik kesin sözlerini ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'tû'adûn', Allah'ın kıyamet veya azapla ilgili kesin vaadini temsil eder ve bu vaadin zamanlaması bilinmemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kurb' kelimesinin hem mekânsal hem de zamansal yakınlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'karîb' kelimesi, vaat edilenin (kıyamet veya azap) zamanının yakın olup olmadığını sorgulamak için kullanılmıştır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'karîb' kelimesinin 'yakın' anlamında kullanıldığını ve bu ayette kıyamet vaktinin yakınlığına işaret ettiğini belirtir. Peygamber'in bu yakınlık hakkında kesin bir bilgiye sahip olmadığını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'emed' kelimesinin 'gayet' (son, sınır) anlamına geldiğini ve belli bir zaman dilimini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'emedâ' ifadesi, Allah'ın vaat edilenin gerçekleşmesi için uzun bir süre tayin edip etmediğini sorgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'emed' kelimesinin 'müddet' (süre) anlamına geldiğini ve bu ayette kıyametin veya azabın gerçekleşeceği zamanın uzunluğunu ifade ettiğini açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'emed'in bir şeyin sonu, nihayeti ve belli bir zaman dilimi olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, vaat edilenin gerçekleşmesi için belirlenen sürenin uzunluğunu veya kısalığını ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.