‘Âlimu-lġaybi felâ yuzhiru ‘alâ ġaybihi ehadâ(n)
O, gaybı bilendir. Hiç kimseye gaybını bildirmez.
O bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.
Cin Suresi'nin 26. ayeti, Allah'ın mutlak gayb bilgisine sahip olduğunu ve bu bilgiyi dilediği dışında kimseye açmadığını vurgular. Ayet, 'gayb' kavramının Allah'a özgü bir alan olduğunu ve O'nun bu alandaki tek 'âlim' olduğunu dilbilimsel olarak pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kökünü 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' olarak tanımlar. Ayetteki 'âlim' kelimesi, Allah'ın gaybın hakikatini tam ve eksiksiz bir şekilde idrak eden, yani gaybı mutlak surette bilen olduğunu gösterir. Bu bilgi, beşerî bilginin aksine sınırsız ve hatasızdır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ilim'i 'bir şeyin olduğu gibi idrak edilmesi' olarak açıklar. 'Âlim' ise bu idrak gücüne sahip olandır. Ayetteki 'âlimü'l-gayb' ifadesi, Allah'ın gaybı olduğu gibi, hiçbir eksiklik ve yanılgı olmaksızın bildiğini, bu bilginin O'nun zatına mahsus bir sıfat olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ilm' kavramının Kur'an'da Allah'ın en temel sıfatlarından biri olduğunu belirtir. Allah'ın 'âlim' olması, O'nun her şeyi kuşatan, geçmişi, şimdiyi ve geleceği kapsayan mutlak bilgisine işaret eder. Ayetteki 'âlimü'l-gayb' ifadesi, bu mutlak bilginin özellikle insan idrakinin ötesindeki 'gayb' alanına taalluk ettiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'gayb'ı 'insanların gözlerinden gizli olan ve idrak edemedikleri şeyler' olarak açıklar. Ayetteki 'gayb' kelimesi, Allah'ın mutlak ilmine konu olan, ancak beşerî duyuların ve aklın erişemediği, geleceğe dair bilgiler, kıyamet vakti gibi sırları kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'gayb'ı 'gözden kaybolan, gizli kalan' olarak yorumlar. Ayetteki 'gayb' ifadesi, Allah'ın mutlak ilminin, insanların algı alanının dışında kalan, görünmeyen ve bilinmeyen her şeyi kapsadığını, bu bilginin sadece O'na ait olduğunu mecazi bir anlatımla ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb'ı 'insanların duyularından gizli olan her şey' olarak tanımlar. Ayetteki 'gayb' kelimesi, Allah'ın mutlak ilminin, insanların idrak edemediği, geleceğe dair olaylar, ruhun mahiyeti gibi sırları içerdiğini ve bu sırların ancak Allah'ın dilemesiyle açığa çıkabileceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'gayb' kavramının Kur'an'da genellikle 'insan idrakinin ötesinde olan, duyularla algılanamayan ve bilgi edinilemeyen alan' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'gayb', Allah'ın mutlak ve sadece kendisine ait olan bilgisini ifade eder, bu bilginin başkalarıyla paylaşılmasının O'nun iradesine bağlı olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'izhâr' fiilini 'bir şeyi açığa çıkarmak, görünür kılmak' olarak açıklar. Ayetteki 'fela yuzhiru' ifadesi, Allah'ın gayb bilgisini kimseye açığa çıkarmadığını, yani bu bilginin sadece O'na ait olduğunu ve O'nun izni olmadan kimsenin bu bilgiye vakıf olamayacağını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'izhâr'ın 'bir şeyi gizlilikten çıkarıp açığa vurmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'fela yuzhiru ala gaybihi ahaden' ifadesi, Allah'ın kendi gaybına kimseyi muttali kılmadığını, yani bu bilginin O'nun özel mülkü olduğunu ve O'nun izni olmadan kimsenin bu bilgiye erişemeyeceğini net bir şekilde ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'z-h-r' kökünün 'bir şeyin görünür hale gelmesi, açığa çıkması' anlamlarını taşıdığını ifade eder. 'Yuzhiru' fiili, Allah'ın gaybı başkalarına bildirmesi, açığa çıkarması anlamına gelir. Ayetteki olumsuz kullanım, Allah'ın gayb bilgisini, dilediği müstesna, kimseye açmadığını, bu bilginin O'nun mutlak tasarrufunda olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ahad' kelimesinin 'tek, biricik' anlamının yanı sıra, olumsuz bağlamda 'hiç kimse' anlamında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'ahaden' kelimesi, Allah'ın gaybına muttali kılmadığı varlıkların kapsamını genişleterek, insanlardan cinlere kadar hiçbir varlığın bu bilgiye erişemeyeceğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ahad'ın nefy (olumsuzluk) bağlamında kullanıldığında 'hiç kimse' anlamı taşıdığını ifade eder. Ayetteki 'fela yuzhiru ala gaybihi ahaden' ifadesi, Allah'ın gayb bilgisini istisnasız bir şekilde hiçbir kimseye açmadığını, bu bilginin sadece O'na ait olduğunu ve O'nun mutlak iradesi dışında kimsenin bu bilgiye sahip olamayacağını kesin bir dille belirtir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.