Ve ennehu te'âlâ ceddu rabbinâ mâ-tteḣaże sâhibeten velâ veledâ(n)
"Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."
Doğrusu, Rabbimizin şanı çok yüksektir. Ne bir arkadaş edinmiştir, ne de bir çocuk.
Cin Suresi 3. ayet, Allah'ın mutlak yüceliğini ve eşsizliğini vurgulayarak, O'nun eş ve çocuk edinmekten münezzeh olduğunu ifade eder. Ayet, tevhid inancının temelini oluşturan bu kavramları dilbilimsel bir derinlikle sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'uluvv' (علو) kökünü 'yücelik, üstünlük' olarak açıklar. 'Teâlâ' fiili ise Allah'a nispet edildiğinde, O'nun zatının ve sıfatlarının her türlü eksiklikten ve yaratılmışların özelliklerinden münezzeh olduğunu, her şeyden yüce ve üstün olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Rabbimizin şanının ve kudretinin tasavvur edilebilecek her yüceliğin ötesinde olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'teâlâ' kelimesinin Allah için kullanıldığında, O'nun kemal sıfatlarıyla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olduğunu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'teâlâ ceddu Rabbina' ifadesi, Rabbimizin azametinin ve yüceliğinin, insanların idrak edebileceği her türlü yüceliğin çok üzerinde olduğunu, O'nun eşsiz ve benzersiz olduğunu anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'uluvv' kavramının Kur'an'da Allah'ın aşkınlığını ve mutlak üstünlüğünü ifade etmek için kullanıldığını belirtir. 'Teâlâ' fiili, Allah'ın yaratılmışlardan tamamen farklı ve onlardan üstün olduğunu, hiçbir şeye muhtaç olmadığını ve hiçbir şeyin O'na denk olamayacağını vurgular. Bu ayette, Allah'ın 'cedd'inin (yüceliğinin) bu aşkınlık ve üstünlükle nitelendirildiği görülür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cedd' kelimesinin bu bağlamda 'azamet, yücelik, zenginlik ve kudret' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ceddu Rabbina' ifadesi, Rabbimizin şanının, azametinin ve kudretinin her türlü tasavvurun ötesinde olduğunu, O'nun mutlak yüceliğini ve eşsizliğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'cedd' kelimesinin burada 'azamet' ve 'kudret' anlamında kullanıldığını ifade eder. Cinlerin bu ifadeyi kullanması, Allah'ın gücünün ve yüceliğinin ne kadar büyük olduğunu itiraf etmeleri anlamına gelir. Ayetteki 'cedd', Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmayan, her şeye gücü yeten mutlak varlığını tasvir eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cedd' kelimesinin 'azamet, şan, yücelik ve talih' gibi geniş anlamlara sahip olduğunu belirtir. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun mutlak azametini, kudretini ve her türlü noksanlıktan münezzeh olan yüce zatını ifade eder. Ayetteki 'ceddu Rabbina', Rabbimizin şanının ve büyüklüğünün eşsiz olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'ahz' (أخذ) kökünün 'bir şeyi ele geçirmek, almak' anlamına geldiğini belirtir. 'İttehaze' (اتخذ) ise 'edinmek, kendine mal etmek' demektir. Ayetteki 'mâ'ttehaze' (edinmedi) ifadesi, Allah'ın eş ve çocuk edinme gibi yaratılmışlara özgü fiillerden tamamen uzak olduğunu, O'nun mutlak birliğini ve eşsizliğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ittehaze' fiilinin Kur'an'da genellikle bir şeyi kendine dost, yardımcı, ilah veya evlat edinme bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki olumsuz kullanımı, Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını, dolayısıyla eş veya çocuk edinme gibi bir fiilin O'nun yüce zatına yakışmadığını ve O'nun mutlak tekliğini pekiştirdiğini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sâhibe' kelimesinin 'zevce, eş' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'mâ'ttehaze sâhibeten' ifadesi, Allah'ın eşi olmaktan münezzeh olduğunu, O'nun yaratılmışlar gibi bir eşe veya partnere ihtiyacı olmadığını, mutlak tekliğini ve benzersizliğini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Halebî, 'sâhibe' kelimesinin 'kadın eş' anlamında kullanıldığını ve bu kelimenin Allah'a nispet edilmesinin imkansız olduğunu açıklar. Ayet, Allah'ın zatının ve sıfatlarının yaratılmışların özelliklerinden tamamen farklı olduğunu, O'nun eşsiz ve benzersiz olduğunu ifade ederek tevhid inancını pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'veled' kelimesinin 'çocuk, evlat' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'velâ veleden' ifadesi, Allah'ın çocuk edinmekten münezzeh olduğunu, O'nun yaratılmışlar gibi bir nesle veya varise ihtiyacı olmadığını, mutlak tekliğini ve eşsizliğini vurgular. Bu, Hristiyanlık ve bazı müşrik inançlardaki 'Allah'ın oğlu' veya 'Allah'ın kızları' gibi inançları reddeder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'veled' kavramının Kur'an'da Allah'a nispet edilmesinin şiddetle reddedildiğini belirtir. Bu reddediş, Allah'ın mutlak birliğini (tevhid) ve O'nun yaratılmışlardan tamamen farklı, aşkın bir varlık olduğunu vurgular. Allah'ın çocuk edinmesi, O'nun acizliğini, bir şeye muhtaçlığını veya ölümlülüğünü ima edeceğinden, bu ayet Allah'ın kemal sıfatlarını teyit eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.