İçeriğe atla
Cin 4Cüz 29 · Sayfa 572

Cin Sûresi 4. Âyet

الجن

Sohbete sor

Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ ‘ala(A)llâhi şetatâ(n)

"Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş."

Cin Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“İblis” Âdem (a.s.) halk edilirken onun varlığında bulunan dış suretine bakarak toprak olduğuna hükm etmiş. Ve kendisi ateşten olduğu, serfürü etmediği, ateşi sürekli yukarı yükseldiği için ben ondan üstünüm demiştir. Ama toprak sadece 4/1 den ibaretti, ateş, hava, toprak ve Âdem’in varlığına üflenen “ve nefahtu” Hakk’’ın nefhasından haberi yoktu. İnsan’ın varlığındab haberi olmayan “iblis”in vehmi kuruntusu ile Allah’ın (c.c.) hakikati ile nereden haberi olacaktır. Oysa ki Uluhiyet mertebesi herşeyin yerli yerince hakkını verdiği gibi onunda hakkını vermiş ve kendinden olan ateş asıllı varlıklar onu akılsızlık-beyinsizliğine ikna olmuşlardır. Yoku var, varı yok göstererek telbis yapmaktadır. (M.D.)

Kûr’ânı Keriym Kehf Suresi 18. sure 50. âyette



illa ibliyse kane minel­ cinni illa/ancak iblis cinden kane/idi

“İblis cinden idi” ifadeleriyle belirtilen iblis, şeytan, cin “ateş” yapılı, yaklaşık aynı karakterler taşıyan varlıklar olduklarından, bu âyette hepsinden “ey cin topluluğu” diye söz edilmektedir.

Nasıl ki kuşlar havada uçmak suretiyle arzın dışına çıkamazlar, çünkü uçmalarını sağlayan hava tabakası da arza ağlıdır.

Cinler de ateş yapılı olduklarından, ateş dahi arza bağlı elduğundan, bireysel ve vasıtasız olarak arz hudutlarının, yer çekiminin dışına çıkamazlar.

Ancak vasıtalı olarak “ufo, uçan daire” gibi vasıtalarla gökte bir miktar yükselme kaydetseler de semavatın dışına çıkamazlar.

Cinlerden “Halife” de gönderilmediğine göre bu yolla da semavatın dışına çıkamazlar.[10] “ İz- -T-B- ”

İblisin; secde etmemek, insana yanlış kıyas yaptırmak,

Şeytanın; ayak kaydırmak, vehme düşürmek,

Cinin; göğsüne vesvese vermek, iç (ruhsal)

yönünün dengesini bozmak gibi faaliyetleri vardır.[11] “ İz- -T-B- ”

Cenâb-ı Hakk herhangi bir yeri istila ettiği zaman boşluk kalmadığı zaman oraya yabancı madde girebilir mi, şişeyi ağzına kadar doldurduğumuz zaman oraya başka bir madde girebilir mi, ama şişe boşaldığında boş yer kaldığında hava da girer heva da girer, her şey girer. İşte bunun gibi biz de beden şişesini Hakk ile doldurduğumuz zaman nefha-ı İlahiye ile doldurduğumuz zaman orada ne cine ne şeytana ne hayele ne vehme yer kalmaz. Çünkü Hakk istila etmiştir varlığımızı O’nun istila ettiği yerde kim söz sahibi olabilir ki yani anlatmak istediğim beynimizi bilelim, o tür şeylerin bizde hiç tesiri olamaz.[12] “ İz- -T-B- ”

İnsanlar bir yönüyle topraktan bir yönüyle de Hicr Suresi 29 âyette buyurduğu gibi وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِى olmak üzere ruhtan yani latif, nurdan, latif tarafımız ile kesif tarafımızın birleştiği varlığa insan denmektedir. Melekler latiftir nurdandırlar, İblis ve taifesi cinler nura göre kesiftirler toprağa göre ateş de latiftir, iblisin hali, cinlerin hali yarı latif yarı kesiftir, bu cinler yarı kesif olan tarafları ile bir suret alabilmekteler, zaman zaman da suretsiz olarak hayali olarak insanlara tesir etmeye çalışırlar. Bu âlemde en sağlam varlık tecelli-i İlahiyeyi kabul edecek insandır. Cenab-ı Hakk melaike-i Kirama bir tecelli ettiğinde melaike-i kiram latif bir cam gibi olduğunu düşünelim tecelli-i İlahiye gelir ondan geçer gider. Yansıma yaparak geriye döndürmez. Arkasına geçer gider. Ateşten halk edilmiş cinleri ele aldığımız zaman biraz daha meleklere göre kesiftirler. Ama istikrarlı değildirler. Ateş yandığı zaman sabit duran ateş gören var mıdır? Ateş hep dalgalanır, uzalır kısalır, uzalır kısalır, yandığı maddenin durumuna göre çok gür olarak yanar, ama hep hareketlidir. O halde gelen tecelliyi net olarak aksettirmez, hep kargaşa hep hayel olarak aksettirir. Bir kısmını orada gene onun arkasından da geçer ama melekler kadar latif olmadıkları için bazı tecelliler takılır bazısı geçer takılan tecelliler de dalgalıdır, istikrar yoktur.

Ama insana gelince insan bir ayna olduğundan Allah’ın sırrı olduğundan melekler cam gibi geçirdiğinden ama insan gönül camının arkasında sırrı olduğundan yani bu beden âdemiyet sırrı toprak malzemesi olduğundan ayna hükmüne gelir, tecelliyi alır ve geriye döndürür, yansıma yaptırır. Aynanın arkası ne kadar koyu olursa tecelli-i İlahiyi o kadar geri güçlü ve düzgün olarak da aynı zamanda geri döndürür. Çünkü ayna nettir durduğu yerde dalgalanmaz. Ateş dalgalanması gibi olmaz. İşte bunun için de ayna sırrının da koyu olması lazımdır. İşte bu yüzden (sav) efendimiz Arab kavimindendir.

Siyah renkli koyu renkli olmasının sırrı da budur. Aynanın arkasının daha koyu olması ve İlahi tecelliyi daha geniş manada aktarmasıdır. Batılıların kimisi sarı kimisi beyaz benizlidir, onların geçirme ihtimali vardır ama arkası siyah zemin olduğu için hiç geçirmez en geniş bir şekilde yansıtmış olur. İşte peygamberimizin Arab kaviminden çıkmasının bir sırrı da budur. Gerçi peygamberimiz Arab olmakla birlikte beyaz bir siması varmış ama genelde Arab siyahı belirttiği için içerisinde o ifade vardır.

Böylece melaike-i kiram geçirgen cinler dalgalandıran ki onlardan doğru bir bilgi alınmaz. Hani o medyum denilenler var ya onlara biraz şu olacak bu olacak diye bilgi zerk ediyorlar ya onların hiç birine güvenilmez. Neden, aynen ateş misali dalgalıdırlar güven olmaz. İnsanlar dan da iblis ahlaklı olanlar vardır. Onlar da aynı ateş onlarda önde olduğu için toprak ki hikmettir, hikmet öne çıkmadığı için ateş onlarda önde olduğu için ateş gibi, toprak ateşin arkasında kalır. Yani gerçek hali perdelenmiş olur, iblisiyetle ve o dalgalı tecelli geldiği zaman da onlarda da dalgalı şüpheli aslı olmayan bir hususlar meydana çıkar, onlar da bu doğrudur diye etrafına bu yanlış bilgileri dalgalanmış bilgileri aktarmaya çalışır.

İşte bu tarikat sahasında bunlar çok yaygındır Allah

muhafaza ve de çok tehlikeli bir sahaya dönüşmüş olmaktadır. Bunun da sebebi biraz siyasete dayanmaktadır, gerçi bizim siyasetle işimiz yok da tesbit babında söylüyorum, Cumhuriyetle birlikte dergahlar kapatıldıktan sonra bu işler merdiven altı üretimine başladı. Gerçek irfan ehli olan gerçek mantıklı kamil ilim ehilleri ne yazık ki heba edildi darağaçlarında sallandı, bu eğitimleri verecek kimseler kalmadı, o yüzden o saha hayel ve vehimin eline geçti genelde, Osmanlı’da bir şeyh efendi bir dergaha tayin edileceği zaman ben seni oraya gönderdim sen buraya diye özel kişiler tarafından yapılmıyormuş.

Şeyhislam tarafından ve bir imtihan heyeti tarafından sekiz on kişilik şeyhislam heyeti tarafından bir dergaha kaç tane namzet varsa şeyh efendi yetiştirdiği talebesini oraya tavsiye ediyor, “Benim bir dervişim var bu işi yapar” dediklerinin aralarından imtihan yapılarak seçilerek dergahlara şeyh tayin ediliyor. Öyle sıradan gönderilmiyordu. Ondan sonra bu sistem kalkınca küçük guruplar kendilerini devam ettirebilmek için içlerinde biraz ağzı laf yapanlar varsa işte onun etrafında halkalanıyorlar bugünlere kadar gelmiş. Tabi bunların arasında az da olsa bozulmayanları devam etmiş siyasete karışmamış devletin hoş görülebilir hükümleri altında gelmişler devam ettirmişler bunlar da çok az o da ayrı bir konu.[13] “ İz- -T-B- ”

Melaike demek kuvvet demektir, cinler suretlenebiliyorlar kaynakları ateş olduklarından daha ziyade yakıcı ve zarar verici oluyorlar aslında bunlar ilk halk edildikleri zaman bunların dedelerinin ismi Azazil ama kaynak yapıları cin dir. Ancak o zamanlar Âdem (as) ortada yok iken söz konusu değil iken Azazil’in meleklere öğretmenlik yaptığı söyleniyor. O isminde de “Aziz” lik var zaten yani yüksek bir varlık gibi, bu Azazil dört melek ile birlikte beşinci melek oluyor. Cebrail, İsrafil, Mikail, Azrail, bir de Azazil. O zaman beş büyük melek hükmündelerdir. Ama Âdem (as) hükmüyle Azazil denen o varlık ki âyet-i Kerimede “O cinlerdendi” diye geçmektedir. Aslı cindir. (Kef Suresi âyet 50)

İblis ismini almadan evvel Azazil, ama Âdem (as) Havva valide ile olan münasebetlerinde inkara gitmesi isyan etmesi ile de “İblis” ismini almaktadır. Bu iblisin zuhura gelip te dünya âleminde faaliyete geçtiği anda aldığı isim “şeytan” dır. Aynı varlığın değişik mertebelerdeki isimleridir. Evvela kaynak olarak cin, faaliyete geçmesi Azazil, ondan sonraki İblis, ondan sonraki ismi de Şeytan dır.

İblis de şu şekilde; Âdem (as) a Cenab-ı Hakk “secde et” dediği zaman Bakara sûresi 34. âyette وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلۤئِكَةِ اسْجُدُوا لاَدَمَ فَسَجَدُۤوا اِلاۤ اِبْلِيسَ اَبَى وَاسْتَكْبَرَ Melekler secde ettiler ancak iblis secde etmedi. Neden secde etmedin diye sorulduğu zaman o topraktan ben ateşten halk edildim ateş topraktan daha üstündür mantığını kullandı. Ama bu mantık geçerli bir mantık değildir. Kendine göre hep yanlış yorum yaparak bu günün dışarıdaki iblisleri de hep yanlış yorumları ile bir yere varmak istiyorlar bazen bazı kimseleri aldatıyorlar da. Onun iblis olması şu, Âdem (as) ın sadece toprak yapısına baktı, yani madde yapısına baktı, içindeki وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِى yi görmedi halbuki melekler O’nun وَنَفَخْتُ süne secde ettiler. İşte Cenab-ı Hakk oraya secde kendine secde idi, aslında وَنَفَخْتُ ye secde idi, ama o وَنَفَخْتُ değil Âdem’in toprağını gördü. İşte burada tereddüde düştü. “iblis” demek bu “Telbis” demek budur. Aslı ile kopyasını ayıramamak bir şey üzerinde tereddüdlü kalmak bunun ismi “Teblis” bunu yapan da “İblis” yani çok tereddüdlü kaldı manasına ama o kendine uygun kıyas yaptı, tereddüdlü oldu ama yani olabilir de olmaya bilirde ama kendine uygun kıyas yaptı “ben ondan üstünüm” diye bu yüzden secde etmedi. Kendi kendine kıyas yaptı, bu yüzden ismi iblis oldu. Telbis; bir şeyin aslı ile kopyasını ayıramamak veya kasıtlı olarak kopyayı aslı gibi göstermek, yahut aslını kopya gibi küçülterek göstermek ve “lebis” ten de gelmekte, “lebis” elbise, örtme manası da var içerisinde.

Yani Âdem’in hakikatını örttü, O’nun suretine bakarak değerlendirdi. Batıni hakikatini yani ruhani وَنَفَخْتُ sünü örttü suretine bakarak toprak dedi yani maden dedi onun neyine secde edeyim dedi, gibilerde. Yani telbis bir yönü elbise, örtmek perdelenmek bir yönüyle de şüphede kalmasıdır. Aslı ile kopyasını ayıramamasıdır. Hani büyük ressamların değerli resimleri var onu kopyalıyorlar, aslıymış gibi yüksek fiyatlara satmaya çalışıyorlar. Ama gerçek ortaya çıkınca sahtekarlığı ortaya çıkıyor. İşte iblisin de hali odur, insanları aldatmak.

İblisin bu halini mazur göremeyiz yapısında her ne kadar bu isimler ağırlıklı ise de mazur görülemez, o zaman hırsız olan bir insan da “Ne yapayım Allah beni böyle yaratmış” der kıyasen kendini mazur göstermeye çalışır. Şeriat mertebesi bu hususta ne demişse son hüküm odur, ama diyebilirsin, bu âlemde mâdem Allah’tan başka bir şey yok, o zaman cin de Allah’tan gayrı mıdır ayrı mıdır, dediğimiz zaman bu hakikatı itibariyle batını itibariyle Hakk’tan başka bir şey değildir. Ama bu anlayış Marifet mertebesi düzeyinde olan bir anlayıştır. Ef’al mertebesinde geçmez. İşte insanı şaşırtan bu mertebeler arası farktır.

Oradaki hükmü alıyoruz buraya tatbik etmeye çalışıyoruz. O zaman her şey alt üst olur. Şeriat mertebesinde tatbik etsek öteki mertebelere gerek yok ki zaten. O işi burada bitiriyorsun ne alim olmaya gerek var, her şeyi Hakk yaptı, katil de Hakk, maktul de Hakk, o zaman mahkemeler niye ceza niye cehennem niyedir. Kûr’ân-ı Kerim’de her şey mizan üzere halk edildi. İlminde ölçüsü vardır. Her sahasında ayrı bir ölçüsü var eğer öyle olmasaydı zaten mertebelere gerek yoktu ki, her şey ef’al mertebesinde halloluyorsa o zaman insanlar neden uğraşacaklardı ki bu kadar kitap okuyup ta, sabahlara kadar tefekkür, zikir, neden uğraşsın.

Sonra bu Allah’ın ilmi o kadar basit mi ki, ilkokula giden çocuğa da anlatacaksın iş ilkokulda bitecek, bütün ilimleri okumuş olacak. Veya bir kişi tıp kitabını fizik kitabını kendi kendine okuyacak gidecek doktor olacak ameliyata geçecek böyle bir şey olabilir mi? O ilimler var ama eğitimi de vardır. Hem de ehilleri tarafından vardır. Bir profösör o tıp ilmini talebelerine verememiş olsa yanlış kıstaslarla vermiş olsa şu ilacı şu hastalığa verilecek, gerçek olanı değil de başka hasta için olacak bir ilacı nasıl olsa ilaçtır. Sen de hastasın eczanede bir sürü ilaç var neden biz gidip ambalajı hoşumuza gitti ben bu ilacı içmek istiyorum diye alıp içmek mantıklı mı? Değil ama ne oluyor doktor bir reçete veriyor o reçetesiz o ilacı da her hangi bir doktor da yazamıyor. O ilacı uzman bir doktor yazarsa eczacı o ilacı veriyor.

Yoksa sıradan bir hekim yazarsa onu da eczacı vermiyor. Çünkü onun sahası değildir. Dünya işleri bu kadar ihtiyatlı yapılıyorsa ahiret işi bu kolay iş değil, fiziki olarak bazı hastaları sıkıntıya soktuktan sonra belki tedavisi mümkün olabilir, ama bu ruhsal ebedi hayatı ilgilendiren bir hastalık bir saha hayel hastalığı nefis hastalığı benlik hastalığı, kolay giderilecek bir şey değildir. Ölçüleri çok doğru ve sistemli olması lazım ve de zaman lazım ki o yerine otursun. Sırat-ı müstakim üzere yolunu sürdürebilsin.


Falancanın ruhunu gördüm konuştum diyene bu aldatmacayı cinler yapmaktadır. Yoksa ruh beşerin duyuları ile algılanmaz. Ama saf temiz insanlar bu konuda ilmi bilgileri olmadığından cinlerin peşinden koşup giderler ve başı türlü olaylara karışır.[14] “ İz- -T-B- ”