Ve ennehu kâne yekûlu sefîhunâ ‘ala(A)llâhi şetatâ(n)
"Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş."
Meğer bizim beyinsiz (İblis), Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.
Cin Suresi'nin 4. ayeti, cinlerin kendi aralarındaki 'beyinsiz' olanların Allah hakkında söyledikleri 'şatafatlı yalanları' ifade etmektedir. Ayet, 'beyinsiz' ve 'şatafatlı yalan' kavramları üzerinden, hakikatten sapma ve iftira etme olgusunu dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (قول) kelimesi, bir düşünceyi veya anlamı dil aracılığıyla ifade etmektir. Ayetteki 'yekûlu' (يَقُولُ) fiili, cinlerin beyinsizlerinin Allah hakkında sarf ettikleri, gerçekle bağdaşmayan ve iftira niteliğindeki sözleri ifade eder. Bu, sadece bir konuşma eylemi değil, aynı zamanda bir iddia ve isnat etme anlamı taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kavl (قول), bir manayı ifade eden lafızdır. Ayetteki 'yekûlu' (يَقُولُ) fiili, 'söylemek' eyleminin ötesinde, 'iddia etmek', 'iftira atmak' ve 'asılsız şeyler isnat etmek' anlamlarını barındırır. Cinlerin beyinsizlerinin Allah'a karşı söyledikleri, hakikatten uzak ve batıl iddialardır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sefih (سفيه), aklı hafif olan, düşüncesiz ve cahil kimsedir. Ayetteki 'sefîhunâ' (سَفِيهُنَا) ifadesi, cinlerin kendi aralarından çıkan, akıl ve basiretten yoksun, Allah hakkında asılsız ve batıl sözler sarf eden kişiyi tanımlar. Bu, sadece bir akıl eksikliği değil, aynı zamanda bir ahlaki sapmayı da gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sefeh (سفه), hafiflik ve akıl noksanlığıdır. 'Sefîhunâ' (سَفِيهُنَا) ifadesi, cinlerin içindeki akılsız, düşüncesiz ve hakikatten uzaklaşmış olanı belirtir. Bu kişi, Allah hakkında doğru olmayan, haddi aşan sözler söyleyerek kendi beyinsizliğini ortaya koymaktadır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Sefih (سفيه) kavramı, Kur'an'da genellikle akıl ve hikmetten yoksun, doğruyu yanlıştan ayıramayan, ahlaki olarak yozlaşmış kişileri ifade eder. Ayetteki 'sefîhunâ' (سَفِيهُنَا), cinler topluluğu içinde Allah'a karşı haddi aşan, akıl dışı ve sorumsuz iddialarda bulunan bireyi temsil eder. Bu, sadece bir zeka eksikliği değil, aynı zamanda bir ahlaki ve dini sapmadır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şatat (شطط), haddi aşmak, zulmetmek ve haktan sapmaktır. Ayetteki 'şatatan' (شَطَطًا) kelimesi, cinlerin beyinsizlerinin Allah hakkında söyledikleri sözlerin, gerçeğin ve adaletin sınırlarını aşan, iftira niteliğinde ve batıl olduğunu vurgular. Bu, sadece bir yalan değil, aynı zamanda bir zulüm ve haddi aşmadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şatat (شطط), bir şeyde haddi aşmak, ifrat etmek ve haktan uzaklaşmaktır. 'Şatatan' (شَطَطًا) ifadesi, cinlerin beyinsizlerinin Allah'a karşı ileri sürdükleri iddiaların, hakikatten tamamen uzak, aşırı ve haksız olduğunu belirtir. Bu, Allah'a karşı yapılan büyük bir iftira ve haddi aşmadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Şatat (شطط), haddi aşmak, zulmetmek ve haktan sapmaktır. 'Şatatan' (شَطَطًا) kelimesi, cinlerin beyinsizlerinin Allah hakkında söyledikleri sözlerin, doğru ve adil olmaktan çok uzak, aşırı ve batıl olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın şanına yakışmayan, asılsız ve iftira dolu bir iddiadır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.