Ve ennâ zanennâ en len tekûle-l-insu velcinnu ‘ala(A)llâhi keżibâ(n)
"Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk."
Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmışız.
Cin Suresi'nin 5. ayeti, cinlerin kendi aralarındaki konuşmalarını aktararak, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söyleyebileceği düşüncesinin kendileri için ne kadar şaşırtıcı olduğunu ifade eder. Ayet, 'zannetmek', 'söylemek' ve 'yalan' gibi temel kavramlar üzerinden, ilahi hakikatin mutlaklığını ve ona karşı uydurulan sözlerin imkansızlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zann' kelimesini, bir şeyin varlığına veya yokluğuna dair kesin olmayan bir hüküm olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, cinlerin, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söyleyebileceği ihtimalini akıllarına getirmemeleri, bu konuda bir yanılgı içinde olduklarını gösterir. Onlar, bu tür bir yalanın mümkün olmadığını zannetmişlerdir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'zann'ı, bir tarafın diğerine ağır bastığı iki ihtimalden biri olarak açıklar. Bu ayette cinler, insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurma ihtimalinin olmadığını, bu ihtimalin zayıf olduğunu düşünmüşlerdir. Bu, onların başlangıçtaki yanlış değerlendirmelerini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zann'ın Kur'an'da genellikle olumsuz bir çağrışımla, yani gerçeğe ulaşmada yetersiz kalan bir tahmin veya varsayım olarak kullanıldığını belirtir. Cinlerin bu ayetteki 'zann'ı, Allah hakkında yalan uydurmanın imkansızlığına dair kesin olmayan, yanlış bir ön kabulü ifade eder; bu da onların daha sonraki şaşkınlıklarını açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kavl' kelimesinin geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu ve burada 'söylemek', 'iddia etmek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'len tekûle' ifadesi, cinlerin, insanların ve cinlerin Allah'a karşı 'yalan' (kezib) söyleme eylemini gerçekleştiremeyeceklerini düşündüklerini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kavl'in sadece sözlü ifadeyi değil, aynı zamanda bir inancı veya iddiayı da kapsayabileceğini belirtir. Ayetteki bağlamda, insanların ve cinlerin Allah hakkında 'yalan' bir iddiada bulunma, O'na iftira atma eylemini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'kavl'in bazen 'haber vermek' veya 'hüküm vermek' anlamında da kullanılabileceğini ifade eder. Burada ise, insanların ve cinlerin Allah hakkında 'yalan bir haber' veya 'yalan bir hüküm' ortaya koyamayacakları yönündeki cinlerin beklentisini dile getirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ins' kelimesini, 'ünsiyet kuran', 'alışan' anlamındaki 'üns' kökünden türetir ve insanın sosyal bir varlık olduğunu vurgular. Ayette, cinlerin kendi dışındaki diğer akıl sahibi varlıklar olan insanları kastederek, onların da Allah hakkında yalan söyleyebileceğini düşünmediklerini belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ins' kelimesinin 'görünür olmak' anlamından geldiğini ve bu nedenle cinlerin aksine gözle görülebilir varlıklar olduğunu belirtir. Ayette, cinlerin, hem kendi türlerinden hem de insanlardan, Allah'a karşı yalan uydurma beklentisi içinde olmadıklarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'cinn' kelimesinin 'örtmek', 'gizlemek' anlamındaki 'cenn' kökünden geldiğini ve bu varlıkların gözlerden gizli olmaları nedeniyle bu ismi aldıklarını belirtir. Ayette, cinlerin kendi türlerinden olanların dahi Allah hakkında yalan söyleyebileceğini düşünmediklerini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'cinn'in 'gizli' anlamına geldiğini ve bu varlıkların insan gözünden gizli olmalarıyla bilindiğini açıklar. Ayette, cinlerin, hem insanlardan hem de kendi türlerinden, Allah'a karşı yalan uydurma ihtimalini başlangıçta göz ardı ettiklerini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kezib'i, bir şeyin gerçeğe aykırı olarak ifade edilmesi olarak tanımlar. Ayette, cinlerin, insanların ve cinlerin Allah hakkında 'yalan' bir söz söyleyebileceği, O'na iftira atabileceği düşüncesinin kendileri için şaşırtıcı olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezib'in Kur'an'da genellikle Allah'a isnat edilen yanlış iddialar, peygamberleri yalanlama veya ahiret hakkında uydurulan sözler bağlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, cinlerin, Allah'a karşı uydurulabilecek herhangi bir 'yalan'ın imkansızlığına dair başlangıçtaki inançlarını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kezib'i, bir şeyin olduğu halinden farklı olarak haber verilmesi olarak açıklar. Ayette, cinlerin, insanların ve cinlerin Allah hakkında 'yalan' bir haber veya iddia ortaya koyamayacakları yönündeki düşüncelerini dile getirir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.