Ve ennehu kâne ricâlun mine-l-insi ye'ûżûne biricâlin mine-lcinni fezâdûhum rahekâ(n)
"Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı."
Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklıklarını artırırlardı.
Bu ayet, insanların cinlere sığınmasının cinlerin azgınlığını artırdığını ifade ederek, bu tür bir davranışın olumsuz sonuçlarına işaret etmektedir. Ayet, 'sığınma' ve 'azgınlık' kavramları üzerinden insan-cin ilişkisindeki yanlış bir dinamiği ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ricâl' kelimesinin 'racül' kelimesinin çoğulu olduğunu ve genellikle erkekler için kullanıldığını belirtir. Ancak ayetteki bağlamda, 'insanlardan bir grup' ve 'cinlerden bir grup' şeklinde, cinsiyetten ziyade 'bir kısım, bir zümre' anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu, sığınan ve sığınılan tarafları ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ricâl' kelimesinin burada 'bir kısım, bir zümre' anlamında mecazi bir kullanıma sahip olduğunu ima eder. Ayetteki 'ricâlün mine'l-insi' ve 'biricâlin mine'l-cinni' ifadeleri, belirli bir insan veya cin grubunu işaret eder, genel bir erkeklik anlamından ziyade.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'avz' kelimesinin 'bir şeyden korunmak için başka bir şeye sığınmak' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'ye'ûzûne' fiili, insanların cinlerden bir tür koruma veya yardım arayışını ifade eder, bu da yanlış bir tevekkül ve şirk eylemidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'avz' kökünün 'ilticâ' (sığınma) ve 'i'tisâm' (korunma) anlamlarını taşıdığını açıklar. Ayetteki kullanım, cahiliye dönemindeki insanların tehlikelerden korunmak veya bir işi başarmak için cinlere başvurma adetini yansıtır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'avz' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'a sığınma bağlamında kullanıldığını, ancak bu ayetteki gibi cinlere sığınmanın, tevhid inancına aykırı bir davranış olarak ele alındığını belirtir. Bu, yanlış bir 'sığınma' objesi seçimiyle dinî ve ahlaki bir sapmayı gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ziyâde' kelimesinin 'bir şeyin üzerine eklenmek, artmak' anlamına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'fezâdûhum' fiili, cinlerin, kendilerine sığınan insanların zaten var olan sapkınlıklarını veya şaşkınlıklarını daha da şiddetlendirdiğini belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ziyâde'nin 'bir şeyin miktarını veya niteliğini artırmak' olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, cinlerin insanlara sığınmasıyla, insanların içinde bulundukları 'rehak' durumunun daha da kötüleştiği, yani cinlerin bu durumu teşvik ettiği anlaşılır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'rehak' kelimesinin 'günah, zulüm, azgınlık' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'fezâdûhum rehakâ' ifadesi, cinlerin, kendilerine sığınan insanların bu kötü hallerini daha da artırdığını, onları daha da sapkınlığa sürüklediğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rehak' kelimesinin 'bir şeyi zorla elde etmek, haksızlık etmek, bir şeyi aşmak' gibi anlamlara geldiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, cinlerin insanlara sığınmasıyla, insanların şaşkınlıklarının, azgınlıklarının ve belki de cinlerin onlara karşı olan zulümlerinin arttığına işaret eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'rehak' kelimesinin 'şiddet, azgınlık, günah' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Ayetteki kullanım, cinlerin, kendilerine sığınan insanları daha büyük bir sapkınlığa ve günaha sürüklediğini, onların üzerindeki kötü etkilerini artırdığını vurgular.
Cin Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İnsan nesli-sülâlesinin mensuplarına yakışacak bir ifade tarzı olmadığı açıktır. Ancak gerçekte budur. Bizim insan nesli-sülâlemizden, bazıları onların oyuncağı olup, emirlerine girmişler, bazıları bunun farkında bile değildir. Bazıları ise başkalarına kötülük yapma hilelerini, onlardan öğrenmek için onların hükmü altına girmişlerdir.
Cin taifesinin o kimselere faydası olmaz, onların taşkınlıklarını mazur gösterecek bahaneler uydururlar.
Dünya üzerinde böyle durumlar olduğu gibi gökyüzü insan nesli-sülâlelerinde de bu konuların olacağı açıktır. [18] “ İz- -T-B- ”
Elimize bir çubuk alalım yanıcı bir tahta çubuk olsun yahut bir mum olsun çıra olsun yakalım bu yanan çırayı yan tutalım ateş yana doğru gitmez, aşağıya tutalım aşağı doğru da gitmez yine alevin yönü yukarı doğrudur. Elimizdeki yanan çubuğu nereye tutarsak tutalım alevin yönü dumanı hep yukarı doğrudur. Yani ateş secde etmez, fiilen varlığı itibariyle oluşumu itibariyle tabiatı itibariyle secde etmez. Etmez de kenara çekip edemez, çünkü tabiatında secde yok hep yukarı doğru gider. İşte İblis secde etmedi değil edemedi bir bakıma, ama toprak secde eder, su da hava da secde eder, yeri geldiğinde işte insanda bütün bunların hepsi olduğundan ondaki ateş zaman zaman üç unsurun üstüne çıktığında o da secde etmez.
Yani ateş ağırlıklı hayatı kendisinde sürdürdüğünde toprak hava su batıl kalır ateşi hızlandığı için görüntüde ateş olur ve secde etmez inkarcı olur. Ama bunlar mutedil olduğu zaman üç unsurun ağırlığı ile ateş hararet yapamaz soğutulur, su ile hava ile toprak ile o zaman ateş yönü ile birlikte secde etmek zorunda kalır. Bu da insanın secde etmesi cine rahmet olur, yani kendi bünyesinde ateşi secde ettirmiş olur. Onun için o bizdeki cinlik haline Rahmet olmuş olur. Hakk’ın önünde secde ettirir, bakın insanın bir derunda olan özel vasıflarından biri de budur kendi varlığında bütün âlemi secdeye getirmesidir.[19] “ İz- -T-B- ”