Ve ennâ kunnâ nak'udu minhâ mekâ'ide lissem'(i)(s) femen yestemi'i-l-âne yecid lehu şihâben rasadâ(n)
"Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."
"Doğrusu biz göğün bazı mevkilerinde dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa kendini gözetleyen parlak bir alev buluyor."
Cin Suresi 9. ayet, cinlerin gök haberlerini dinleme çabalarını ve bu çabanın artık engellendiğini anlatır. Ayet, 'oturmak', 'dinlemek' ve 'ateş' gibi kavramlar üzerinden cinlerin geçmişteki erişimini ve şimdiki engellenmesini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'قعد' kelimesinin asıl anlamının 'ayakta durduktan sonra oturmak' olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, cinlerin gök haberlerini dinlemek için belirli bir konumda, sabit bir şekilde beklemelerini ifade eder. Bu, sadece fiziksel bir oturma değil, aynı zamanda bir amaç için konumlanmayı da içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'قعد' kelimesinin mecazi kullanımlarına dikkat çeker. Ayetteki 'نَقْعُدُ' ifadesi, cinlerin gök haberlerini çalmak amacıyla belirli yerlerde pusu kurmaları, beklemeleri anlamında mecazi bir oturmadır. Bu, onların gök haberlerine ulaşma çabasının bir parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'مقاعد' kelimesini 'oturulan yerler' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, cinlerin gök haberlerini dinlemek için kendilerine tahsis ettikleri veya edindikleri özel konumları ifade eder. Bu, onların bu eylemi gerçekleştirmek için belirli bir düzen içinde hareket ettiklerini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'مقاعد' kelimesinin 'mekân' (yer) anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'مَقَـٰعِدَ لِلسَّمْعِ' ifadesi, cinlerin dinleme eylemi için belirledikleri, oturdukları veya konumlandıkları yerleri vurgular. Bu, onların gök haberlerine ulaşma stratejisinin bir parçasıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سمع' kelimesinin 'işitme' ve 'anlama' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'لِلسَّمْعِ' ifadesi, cinlerin gök haberlerini sadece işitmekle kalmayıp, aynı zamanda onları anlamak ve bilgi edinmek amacıyla bu yerlere oturduklarını gösterir. Bu, onların bilgiye ulaşma arayışını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sem'' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel işitmeyi değil, aynı zamanda ilahi mesajı idrak etme ve ona itaat etme anlamlarını da taşıdığını belirtir. Ayetteki 'لِلسَّمْعِ' ifadesi, cinlerin gök haberlerini dinleme eyleminin, onlar için bir tür bilgi edinme ve belki de geleceği öğrenme çabası olduğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'استمع' fiilinin 'dinlemeye çalışmak, kulak vermek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'فَمَن يَسْتَمِعِ' ifadesi, cinlerin gök haberlerini dinleme çabasının aktif ve kasıtlı bir eylem olduğunu gösterir. Bu, onların bu bilgiye ulaşmak için gösterdikleri gayreti vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'istif' babından gelen fiillerin 'talep etme' veya 'çaba gösterme' anlamı taşıdığını belirtir. 'يَسْتَمِعِ' fiili, cinlerin gök haberlerini dinleme arayışının, bir talep ve çaba içerdiğini, yani pasif bir dinleme değil, aktif bir dinleme girişimi olduğunu ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'شهاب' kelimesini 'parlayan, yakan ateş parçası' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, cinlerin gök haberlerini dinlemeye çalıştıklarında karşılaştıkları ilahi bir engeli, yani onları kovalayan ve yakan bir ateş ışınını ifade eder. Bu, onların bu bilgiye erişiminin engellendiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'شهاب' kelimesinin 'gökten düşen ateş parçası' veya 'yıldız kayması' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda, bu 'şihâb', cinlerin gök haberlerini çalma girişimlerini engellemek için gönderilen, onları kovalayan ve cezalandıran bir ilahi güçtür.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'رصد' kelimesinin 'gözetlemek, beklemek' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'شِهَابًا رَّصَدًا' ifadesi, ateşin sadece ortaya çıkmakla kalmayıp, aynı zamanda cinleri takip ettiğini ve onları gözetlediğini, yani onların kaçışına izin vermediğini vurgular. Bu, ilahi korumanın sürekliliğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'رصد' kelimesinin 'bir şeyi gözetlemek, onu beklemek' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'رَّصَدًا' kelimesi, 'şihâb'ın cinleri sürekli olarak izlediğini ve onların gök haberlerine yaklaşmasını engellemek için hazır beklediğini ifade eder. Bu, cinlerin gök haberlerine erişiminin kalıcı olarak engellendiğini gösterir.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.