Vasbir ‘alâ mâ yekûlûne vehcurhum hecran cemîlâ(n)
Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzellikle ayrıl.
Başkalarının diyeceklerine sabret, güzellikle onlardan ayrıl.
Müzzemmil Suresi'nin 10. ayeti, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) tebliğ sürecinde karşılaştığı zorluklar karşısında sabır ve hikmetli bir ayrılık tutumu sergilemesini öğütlemektedir. Ayet, müminlerin muhaliflere karşı takınması gereken tavrı dilbilimsel ve semantik derinliklerle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır, nefsi arzu ve şehvetlerden veya bir musibet karşısında feryat etmekten alıkoymaktır. Ayetteki 'vasbir' emri, Hz. Peygamber'in müşriklerin sözlerine karşı metanetini korumasını, aceleci davranmamasını ve ilahi emre teslim olmasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sabır, nefsin hoşlanmadığı şeylere karşı kendini tutmasıdır. Ayetteki bağlamda, inkarcıların olumsuz sözlerine karşı ruhsal bir direnç göstermeyi, onlara misilleme yapmaktan kaçınmayı ve ilahi takdire rıza göstermeyi içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da sabır (sabr), genellikle zorluklar ve sıkıntılar karşısında gösterilen sebat ve dayanıklılık anlamında kullanılır. Bu ayette, Hz. Peygamber'in tebliğ görevini yerine getirirken maruz kaldığı alay ve inkara karşı sarsılmaz bir duruş sergilemesi gerektiğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kavl (söz), dil ile ifade edilen her şeydir. Ayetteki 'yekulûne' ifadesi, müşriklerin Hz. Peygamber hakkında sarf ettikleri olumsuz, alaycı ve inkarcı sözleri, iddiaları ve iftiraları kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kavl, bazen bir fiilin veya durumun mecazi olarak ifade edilmesi için de kullanılır. Ancak bu ayette 'yekulûne', doğrudan müşriklerin Hz. Peygamber'e yönelik sözlü saldırılarını, eleştirilerini ve yalanlamalarını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hecr, bir şeyi veya bir kimseyi terk etmek, ondan uzaklaşmaktır. Ayetteki 'uhcurhum' emri, müşriklerle olan ilişkide bir mesafe koymayı, onların olumsuz etkilerinden korunmayı ve onlarla tartışmaya girmekten kaçınmayı ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Hecr, hem bedenen ayrılmayı hem de kalben uzaklaşmayı ifade edebilir. Bu ayette, müşriklerin sözlerine karşı sabırla birlikte, onlarla olan ilişkide bir sınır çizilmesini, ancak bu ayrılığın düşmanca değil, nezaketle olmasını emreder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cemîl, güzel olan, hoş olan demektir. 'Hecran cemîlen' ifadesi, ayrılığın kaba, kırıcı veya düşmanca olmaması gerektiğini, aksine nezaket, hoşgörü ve olgunlukla gerçekleşmesi gerektiğini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cemâl, her türlü çirkinlikten uzak, güzel ve hoş olan şeydir. Ayetteki 'cemîlen' kelimesi, müşriklerden ayrılırken bile onlara karşı kin gütmeden, düşmanlık beslemeden, onurlu ve saygın bir tavır sergilenmesini emreder. Bu, tebliğ metodolojisinde önemli bir ilkedir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'cemîl' kelimesi, sadece estetik güzelliği değil, aynı zamanda ahlaki güzelliği, nezaketi ve olgunluğu da ifade eder. 'Hecran cemîlen' terkibi, ayrılığın bile bir ahlak ve edep çerçevesinde, karşı tarafı incitmeyecek bir üslupla yapılmasını öğütler.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.