Fekeyfe tettekûne in kefertum yevmen yec'alu-lvildâne şîbâ(n)
Hal böyle iken inkar ederseniz, çocukları ak saçlı ihtiyarlara çevirecek olan bir günden (kıyametten) nasıl korunursunuz?
Peki inkâr ederseniz, çocukları ihtiyarlatacak o günden (kıyamet gününden) kendinizi nasıl kurtaracaksınız?
Müzzemmil Suresi 17. ayet, kıyamet gününün dehşetini ve bu dehşetten inkarcıların nasıl korunacağını sorgulayan retorik bir ifade içermektedir. Ayet, 'inkar etmek', 'korunmak' ve 'çocukları ihtiyarlatan gün' gibi kavramlar üzerinden ahiret azabının şiddetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): V-k-y kökü, bir şeyi zararlı olan şeylerden korumak, muhafaza etmek anlamına gelir. Ayetteki 'tettekûne' ifadesi, inkarcıların kıyamet gününün dehşetinden ve azabından kendilerini nasıl koruyacakları, nasıl sakınacakları sorusunu dile getirir. Bu, Allah'ın azabından kaçışın imkansızlığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu fiil, 'kendinizi koruyun' anlamında mecazi bir kullanımdır. Ayetteki 'fekeife tettekûne' ifadesi, 'nasıl korunursunuz?' şeklinde bir istifham-ı inkârî olup, korunmanın mümkün olmadığını, yani inkarcıların o günün azabından kurtulamayacaklarını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takva kavramının temelinde 'korunma' ve 'sakınma' anlamı yatar. Burada 'tettekûne' fiili, Allah'ın azabından ve kıyamet gününün dehşetinden korunma çabasını ifade eder. Ancak ayet, bu korunmanın inkarcılar için imkansız olduğunu, dolayısıyla takvanın önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): K-f-r kökü, bir şeyi örtmek, gizlemek anlamına gelir. Dini bağlamda ise hakkı örtmek, Allah'ın nimetlerini inkar etmek, nankörlük etmek demektir. Ayetteki 'in kefertüm' ifadesi, Allah'ın birliğini ve peygamberin risaletini inkar edenlerin durumunu anlatır ve bu inkarın ahiretteki sonuçlarına dikkat çeker.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Küfür, imanın zıddıdır ve hakikati örtmek demektir. Ayetteki 'kefertüm' ifadesi, Allah'ın varlığını, birliğini ve kıyamet gününü inkar edenlere yöneliktir. Bu inkar, onların o günkü azaptan kurtulmalarını imkansız kılar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Küfür, Kur'an'da sadece bir inançsızlık durumu değil, aynı zamanda Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük ve O'nun mesajını reddetme eylemi olarak da ele alınır. Ayetteki 'kefertüm' ifadesi, bu reddedişin ve nankörlüğün kıyamet gününde karşılaşılacak dehşetle doğrudan ilişkili olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yevm kelimesi, bilinen gün anlamında kullanılır. Ancak Kur'an'da 'yevm' kelimesi, özellikle kıyamet günü gibi belirli ve önemli bir zaman dilimini ifade etmek için de kullanılır. Ayetteki 'yevmen' ifadesi, 'gençleri ihtiyarlatan gün' olarak nitelendirilerek kıyamet gününün dehşetine ve şiddetine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Yevm, güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi ifade eder. Ancak Kur'an'da mecazi olarak belirli bir olayın yaşandığı zaman dilimi için de kullanılır. Burada 'yevmen' kelimesi, kıyamet gününün dehşetini ve o günün sıradan bir gün olmadığını vurgulamak için kullanılmıştır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Kur'an'da 'yevm' kelimesi, bağlamına göre farklı anlamlar kazanabilir. Bu ayette 'yevmen' kelimesi, 'gençleri ihtiyarlatan' sıfatıyla birlikte kullanılarak, kıyamet gününün olağanüstü ve korkunç bir gün olduğunu, o günün dehşetinin her şeyi etkileyeceğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): C-'-l kökü, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, yapmak, kılmak anlamlarına gelir. Ayetteki 'yec'alü' fiili, kıyamet gününün dehşetinin, gençleri bile yaşlılar gibi saçlarını ağartacak kadar şiddetli ve dönüştürücü bir etkiye sahip olacağını ifade eder. Bu, o günün korkunçluğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ce'l fiili, bir şeyi bir halden başka bir hale geçirmek, bir şeyi bir şey olarak tayin etmek demektir. Ayetteki 'yec'alü' ifadesi, kıyamet gününün dehşetinin, gençlerin saçlarını ağartacak kadar büyük bir etki yaratacağını, yani onları yaşlılar gibi göstereceğini anlatır. Bu, mecazi bir anlatım olup, o günün şiddetini tasvir eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): V-l-d kökü, doğmak, çocuk anlamına gelir. 'Vildân', çocuklar demektir. Ayetteki 'el-vildâne' ifadesi, henüz genç ve çocuk yaşta olanları ifade eder. Bu, kıyamet gününün dehşetinin o kadar büyük olacağını gösterir ki, bu dehşet gençleri bile yaşlılar gibi saçlarını ağartacak, yani onları korkudan yaşlandıracaktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Veled kelimesinin çoğulu olan 'vildân', henüz ergenlik çağına gelmemiş veya yeni girmiş gençleri ifade eder. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününün korkunçluğunun, en genç ve masum olanları bile derinden etkileyeceğini, onların saçlarını ağartacak kadar büyük bir şok yaşatacağını belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ş-y-b kökü, saçların ağarması, yaşlanma anlamına gelir. 'Şîben', saçları ağarmış, yaşlı demektir. Ayetteki 'şîben' ifadesi, kıyamet gününün dehşetinin o kadar büyük olacağını ki, gençlerin bile korkudan saçlarının ağaracağını, yani onları yaşlılar gibi göstereceğini mecazi olarak anlatır. Bu, o günün şiddetini ve korkunçluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şeyb, saçların beyazlamasıdır. 'Şîben' kelimesi, bu beyazlamış hali ifade eder. Ayetteki 'yec'alü'l-vildâne şîben' ifadesi, kıyamet gününün korkunçluğunun, gençlerin bile saçlarını ağartacak kadar büyük bir etki yaratacağını, yani onları yaşlılar gibi göstereceğini anlatır. Bu, o günün dehşetinin bir tasviridir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Şeyb, yaşlılık alameti olan saç beyazlığıdır. Ayetteki 'şîben' kelimesi, kıyamet gününün şiddetinin, gençleri bile yaşlılar gibi gösteren bir etki yaratacağını, yani onların korkudan saçlarının ağaracağını ifade eder. Bu, o günün dehşetinin ve korkunçluğunun mübalağalı bir anlatımıdır.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.