İçeriğe atla
Müddessir 12Cüz 29 · Sayfa 575

Müddessir Sûresi 12. Âyet

المدثر

Sohbete sor

Ve ce'altu lehu mâlen memdûdâ(n)

(12-13) Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.

Müddessir Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Arapça’da “mâl” kelimesi, “meyletmek, eğilmek, yönelmek” anlamındaki “meyl” kökünden türemiştir. “Mal”, kalbin kendisine meylettiği, eğilim gösterdiği her şeydir.

Aklı küllden gelen tayyib maldır, beşeriyetimizden gelen ise habis maldır.

Aklı küllden gelen mal reddedilmiş ve beşeriyetten gelen hayal ve vehmi bilgiler çoğaltılmıştır. (M.D.)

İbnü’l-Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye’nin 17. cildinde “Mâl ve Mâsivâ” başlığı altında, malı üç mertebede ele alır:

Mâl-i Cismânî; Maddî servet, altın, gümüş, arazi, mülk Kişiye fayda vermez; aksine hesabı sorulur (69/28)

Mâl-i Nefsânî; Makam, şöhret, itibar, gurur duyulan yetenekler.

Kişiyi gaflete sürükler; enâniyeti besler.

Mâl-i Rûhânî; İlim, marifet, keşf, manevî makamlar.

Eğer ihlâs ile ise fayda verir; aksi halde “ucb” (kendini beğenmişlik) sebebi olur.

Fütûhât’ta İbnü’l-Arabî, bu üç mertebenin hepsinin “bir imtihan (fitne) vesilesi” olduğunu vurgular. Kul, bu “mallar”a (servet, makam, ilim) kalbini bağladığı ölçüde Hakk’tan uzaklaşır. Âhirette ise bu “mallar”ın hiçbiri ona fayda vermez, hatta aleyhine delil olur.

Her varlığın (insanın) ezelî bir hakikati (ayn) vardır. Bu hakikat, o varlığın “mal” olarak göreceği şeylerin de istidadını belirler.

“Mal” (mâl), kişinin ayn-ı sâbitesinde kendisine verilmiş olan istidadın bir tezahürüdür. Kişi, bu istidadını ya şükürle Allah’a yönelerek değerlendirir (sâlih), ya da onu nefsânî arzuları uğruna kullanarak Hak’tan uzaklaşır (kâsit).[25]