Ve benîne şuhûdâ(n)
(12-13) Ona bol mal ve gözü önünde duran oğullar verdim.
Müddessir Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Hakikatte oğullar ise Hakk sohbeti ile babadan yani aklı küll yolu ile gelen veled-i kalb, kalb çocuğudur. Eğer bu şuhud edilirse kişide müşahade haline dönüşür.
Cenâb-ı Hakk’tan yani aklı kül’den gelen bilgileri beşeriyetinizden kaynaklanan bilgilerle karıştırılsa bunlar hayali akli cüz bilgilerine dönüşür. (M.D.)
İbnü’l-Arabî’ye göre insan, tüm ilâhî isimlerin bir aynasıdır. Kişide ortaya çıkan güzel ahlak (cömertlik, merhamet, ilim gibi), aslında Allah’ın “Kerîm”, “Rahîm”, “Alîm” gibi isimlerinin birer “oğul”u (tecellisi) gibidir. Bu anlamda “oğullar”, kişinin manevî makamları, sahip olduğu erdemler ve hatta yetiştirdiği talebeleri de kapsar.
İbnü’l-Arabî “evlat”ı, kişinin kendi varlığından “ürettiği”, “meydana getirdiği” her şey olarak yorumlar. Bu anlamda “evlat”, kişinin:
- Fizikî çocukları,
- Manevî yetiştirdiği talebeleri,
- Ortaya koyduğu eserleri,
- Yetiştirdiği amelleri ve niyetleri,
- Hatta nefsinde beslediği düşünce ve vehimleri kapsar.[26]
Müddessir sûresinde anlatılan Velîd b. Muğîre’ye verilen “göz önünde duran oğullar” ise, bu genel kavramın dünyevî tezahürüdür. Onlar, kişinin dünyada gururlandığı, güç ve makam olarak gördüğü, fakat âhirette kendisine fayda vermeyen birer imtihan vesilesidir. Bu dünyevî evlatlar, kişinin asıl ezelî hakikatinden onu alıkoyan birer “perde” işlevi görür.