Fekâle in hâżâ illâ sihrun yu/śer(u)
(23-24) Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: "Bu, ancak nakledilegelen bir sihirdir."
Müddessir Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Nasıl Fir’avun, Mûsâ a.s. ın asasın (aklını) sihir olarak yorumlamışsa, burada nefsi emmare Muhammediyet mertebesinin getirmiş olduğunu, vehim ve hayali değer yargısı ile sihir olarak nitelenmektedir. Aslı büyü ve sihir şeytanın bu dünya hayatı, mal ve oğullarının depdebesi ile hayal gücü olan sihri oluşturmakta ve aldatmaktadır. Ve nefsi emmare aklı beşer, fikri beşer hayal ve vehim kuvvetleri ile istişare sonucu bu kanıya varmıştır.(M.D.)
Sihir, algıları yanıltan, hakikati olduğundan farklı gösteren bir sanattır.
Hakikat (el-Hâkka), insan-ı kâmilin varlığında tecelli eder. Velîd gibi inkârcılar ise bu tecelliyi göremez, gördüklerini de “sihir” diyerek reddederler. Bu, onların kendi a‘yân-ı sâbitelerindeki (ezelî sabit hakikatlerindeki) küfür istidadının bir tezahürüdür.[31]