Seuslîhi sekar(a)
Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım.
Ben onu Sekar'a (cehenneme) sokacağım.
Müddessir Suresi'nin 26. ayeti, Allah'ın inkarcılara yönelik tehdidini, onları 'Sakkar' adlı yakıcı bir ateşe sokacağını ifade etmektedir. Ayet, cezanın şiddetini ve kaçınılmazlığını vurgulayan güçlü fiiller ve özel isimler içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): صلى fiili, ateşe maruz bırakmak, ateşte yakmak anlamlarına gelir. Ayetteki 'سَأُصْلِيهِ' ifadesi, Allah'ın o kişiyi Sakar'a sokacağını, yani ateşe maruz bırakarak yakacağını kesin bir dille ifade eder. Bu, cezanın kaçınılmazlığını ve şiddetini vurgular. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, ص ل ي maddesi)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Bu fiil, bir şeyi ateşe sokmak ve onunla muamele etmek anlamındadır. Ayetteki kullanımı, tehdit ve azap vaadini pekiştirir; yani o kişiyi ateşe atıp orada azaplandıracağım demektir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 278)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 's-l-y' kökünden türeyen kelimeler, genellikle cehennem ateşiyle ilişkilendirilen bir azap ve yanma durumunu ifade eder. 'Sâli' kelimesi, ateşe atılan, ateşte yanan kişi anlamına gelir. Ayetteki 'سَأُصْلِيهِ' fiili, bu azabın ilahi bir eylemle gerçekleşeceğini ve failin Allah olduğunu gösterir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, 'Nâr' kavramı bölümü)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sakar, cehennemin isimlerinden biridir. Çok şiddetli yakan, kavuran ateş anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, tehdit edilen kişinin maruz kalacağı azabın niteliğini ve şiddetini belirtir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, Müddessir Suresi tefsiri)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sakar, şiddetli yakıcı ateş demektir. Kur'an'da cehennemin bir adı olarak geçer ve bu isim, onun yakıcılık özelliğini vurgular. Ayetteki 'سَقَرَ' kelimesi, bu özel ve şiddetli azap yerine işaret eder. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, س ق ر maddesi)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sakar, cehennemin yedi tabakasından biri veya cehennemin genel bir ismidir. Kelimenin kökü, şiddetli sıcaklık ve yakıcılık anlamını taşır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın tehdidinin ciddiyetini ve azabın dehşetini ifade eder. (Basâiru Zevi't-Temyîz, س ق ر maddesi)
Müddessir Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Sekar, Cahîm, Sa‘îr, Hâviye vb.), Allah’ın celâl (kahır, gazap, intikam) sıfatlarının tecelli ettiği bir mekândır. Aynı ateş, mümin için bir nûr ve rahmet vesilesi olurken (Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi), kâfir için bir azap aracına dönüşür.
Ateşin hakikati birdir; ancak onun tecellisi, muhatabın istidadına (a‘yân-ı sâbitesine) göre farklılık arz eder.
Mesnevi-i Şerifte sakar hakkında;
Bu sözün düşmanı sakarda baş aşağı olarak, bu demde nazarda mümessel oldu.
“Sakar”, Abdülkerîm Cilî hazretleri el-İnsânu’l-Kâmil ismindeki eserinde buyurur ki: “Sakar, tabakat-ı cehennemden mütekebbirlere mahsûs olan bir tabakadır. Hak Teâlâ hazretleri ona Müzill ismiyle tecellî buyurdu.” Ve Kur’ân-ı Kerîm’de Kureyş’in ekâbirinden Velîd ibnü’l-Mugîre Kur’ân’ı dinlediği vakit: “Bu ancak sâhirlerden taal lüm olunan sihirdir ve ancak beşer sözüdür” dedi; ve tekebbüründen îmân etmedi. Cenâb-ı Hak onun Müddessir, 74/26) ya’ni “Ben onu sakara idhâl edeceğim!" buyurdu.
Bu beyt-i şerîfın sebeb-i inşâdı hakkında Nefehâtü'l-Üns'de Mevlânâ Cami hazretleri Çelebi Hüsâmeddîn hazretlerinden naklen şöyle buyururlar: “Cenâb-ı Mevlânâ’nın mürîdleri Mesnevî-i Şerîf i müctemian okuduklan vakit, ehl-i huzûr onun nûrunda müstağrak olurlar ve ricâlü’l-gayb ellerinde sopalar ve kılıçlar olduğu halde o mecliste hâzır olurlar; ve her kim kibir ve enâniyeti ve adem-i ihlâsı cihetiyle i’tirâz edip, kabûl etmezse, îmânının kökünü ve dîninin dallarını keserler ve çeke çeke sakara götürürler; ben keşfen böyle görüyorum.” Bu mukaddimeye göre bu beyt-i şerîfın îzâhen ma’nâsı böyle olur: “Ey Hüsâmeddîn’im! Bu Mesnevî-i Şerifin mu’terizi ve düşmanı bu demde cehennemin sakar ismindeki tabakasına baş aşağı gittiği, sana âlem-i misâlde gösterildi.”[34]
“Kâfir sekar ortasında der ki: "Eğer bana nazar edeydi, ne gam olurdu!"
“Sekar”, cehennem tabakalarından bir tabakanın ismidir. Ya’ni, kendi enâniyetinde müstağrak olup Hakk’ı tanımayan kâfir sekar içinde der ki: “Şu anda vücûdundan âgâh olduğum Rabbim eğer bana nazar edeydi, ya’ni cemâl-i zâtisi ile tecellî edeydi, ben benliğimden geçer ve o tecellî içinde müstağrak olup aslâ gam ve elem tutmaz idim! Zîrâ elem ve lezzet insanın nefsine ve varlığına taalluk eden hallerdir.”
Zîrâ o nazar meşakkatleri tatlı edicidir. Sâhirlerin el ve ayaklarına kan bahâsıdır.
Ya’ni, o nazar ve o tecellî-i cemâlî, insanın varlığına taalluk eden meşak-katleri ve elemleri duyurmayıp tatlı edicidir. Nitekim Fir’avn’ın sihirbazlarına o tecellî vâki’ olduğu vakit, onlar Fir’avn’m siyâsetinden korkmadılar ve: “Senin bizim ellerimizi ve ayaklarımızı kesmek ve asmak sûretiyle öldürmenden bize zarar yoktur!” dediler; ve o nazar-ı cemâlî onların ellerinin ve ayaklarının kesilmesine karşı Hak tarafından bir diyet ve bir kan pahası oldu.[35]