İçeriğe atla
Müddessir 26Cüz 29 · Sayfa 576

Müddessir Sûresi 26. Âyet

المدثر

Sohbete sor

Seuslîhi sekar(a)

Ben onu "Sekar"a (cehenneme) sokacağım.

Müddessir Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Sekar, Cahîm, Sa‘îr, Hâviye vb.), Allah’ın celâl (kahır, gazap, intikam) sıfatlarının tecelli ettiği bir mekândır. Aynı ateş, mümin için bir nûr ve rahmet vesilesi olurken (Hz. İbrahim örneğinde olduğu gibi), kâfir için bir azap aracına dönüşür.

Ateşin hakikati birdir; ancak onun tecellisi, muhatabın istidadına (a‘yân-ı sâbitesine) göre farklılık arz eder.

Mesnevi-i Şerifte sakar hakkında;

Bu sözün düşmanı sakarda baş aşağı olarak, bu demde nazarda mümessel oldu.

“Sakar”, Abdülkerîm Cilî hazretleri el-İnsânu’l-Kâmil ismindeki eserinde buyurur ki: “Sakar, tabakat-ı cehennemden mütekebbirlere mahsûs olan bir tabakadır. Hak Teâlâ hazretleri ona Müzill ismiyle tecellî buyurdu.” Ve Kur’ân-ı Kerîm’de Kureyş’in ekâbirinden Velîd ibnü’l-Mugîre Kur’ân’ı dinlediği vakit: “Bu ancak sâhirlerden taal lüm olunan sihirdir ve ancak beşer sözüdür” dedi; ve tekebbüründen îmân etmedi. Cenâb-ı Hak onun Müddessir, 74/26) ya’ni “Ben onu sakara idhâl edeceğim!" buyurdu.

Bu beyt-i şerîfın sebeb-i inşâdı hakkında Nefehâtü'l-Üns'de Mevlânâ Cami hazretleri Çelebi Hüsâmeddîn hazretlerinden naklen şöyle buyururlar: “Cenâb-ı Mevlânâ’nın mürîdleri Mesnevî-i Şerîf i müctemian okuduklan vakit, ehl-i huzûr onun nûrunda müstağrak olurlar ve ricâlü’l-gayb ellerinde sopalar ve kılıçlar olduğu halde o mecliste hâzır olurlar; ve her kim kibir ve enâniyeti ve adem-i ihlâsı cihetiyle i’tirâz edip, kabûl etmezse, îmânının kökünü ve dîninin dallarını keserler ve çeke çeke sakara götürürler; ben keşfen böyle görüyorum.” Bu mukaddimeye göre bu beyt-i şerîfın îzâhen ma’nâsı böyle olur: “Ey Hüsâmeddîn’im! Bu Mesnevî-i Şerifin mu’terizi ve düşmanı bu demde cehennemin sakar ismindeki tabakasına baş aşağı gittiği, sana âlem-i misâlde gösterildi.”[34]

“Kâfir sekar ortasında der ki: "Eğer bana nazar edeydi, ne gam olurdu!"

“Sekar”, cehennem tabakalarından bir tabakanın ismidir. Ya’ni, kendi enâniyetinde müstağrak olup Hakk’ı tanımayan kâfir sekar içinde der ki: “Şu anda vücûdundan âgâh olduğum Rabbim eğer bana nazar edeydi, ya’ni cemâl-i zâtisi ile tecellî edeydi, ben benliğimden geçer ve o tecellî içinde müstağrak olup aslâ gam ve elem tutmaz idim! Zîrâ elem ve lezzet insanın nefsine ve varlığına taalluk eden hallerdir.”

Zîrâ o nazar meşakkatleri tatlı edicidir. Sâhirlerin el ve ayaklarına kan bahâsıdır.

Ya’ni, o nazar ve o tecellî-i cemâlî, insanın varlığına taalluk eden meşak-katleri ve elemleri duyurmayıp tatlı edicidir. Nitekim Fir’avn’ın sihirbazlarına o tecellî vâki’ olduğu vakit, onlar Fir’avn’m siyâsetinden korkmadılar ve: “Senin bizim ellerimizi ve ayaklarımızı kesmek ve asmak sûretiyle öldürmenden bize zarar yoktur!” dediler; ve o nazar-ı cemâlî onların ellerinin ve ayaklarının kesilmesine karşı Hak tarafından bir diyet ve bir kan pahası oldu.[35]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)