İçeriğe atla
Müddessir 27Cüz 29 · Sayfa 576

Müddessir Sûresi 27. Âyet

المدثر

Sohbete sor

Vemâ edrâke mâ sekar(u)

Sekar'ın ne olduğunu sen ne bileceksin?

Müddessir Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

ve mâ edrake” bakın “kef” dedi, o ise muhatap/hitab edilendir, işte böylece karşımıza muhatap geldi. Burada bu hitabı iki yönlü anlamamız gerekiyor, birisi mutlak sûrette Aleyhisselâtü Vesselâm Efendimize olan hitap, biride onun ümmetine olan hitaptır. Burada bunu ayırmamız lâzımdır. Ayırmamız lâzımdır ki, sonra tekrar birleyebilelim. İki ayrı özelliğin hakîkatlerini idrâk edip, tekrar birleyebilelim. Şimdi, bu hitap evvelâ, (s.a.v.) Efendimize geldiği için, evvelâ onun yönüyle bakalım. “Ve ma” burada düşünüyoruz, öyle birşey ki bu, “Vemâ edrâke mâ sekar.“Ey habibim sen bu Sekar’ın ne olduğunu idrâk ettin” Yâni benim sana bildirdiğim hakîkatlerle vermiş olduğumu idrâk ettin.

Neden? Çünkü Mirac vasıtasıyla o gece yapılan eğitim ile zâten hakiki veçhiyle görmekle, idrâk etti. Sekar’ın ne olduğunu mutlak olarak, hiçbirimizin anlayamayacağı kadar, yüksek bir seviye ve derecede idrâk etti. İşte onun tasdiki budur. “Ve mâ” öyle birşey ki bu “edrake” sen “idrâk ettin.” Neyi o kadir gecesini, sen mutlak olarak idrâk ettin. Gördün yâni “derk” ettin.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Miraç yolculuğunda cennet ve cehennemi de görmüş ve ümmetini bu konuda uyarmıştır. Cennetteki nimetlerin ve cehennemdeki azapların tasvirlerini sahabelere aktarmıştır.

Derk/idrak= “Lügatta. Anlayış. Kavrayış. Akıl erdir-mek. Fehim. Yetiştirmek.” Ma’nâsında geçmektedir ki, “kişinin bünyesine işlemiş müşahedeli bilgi” demektir.

Ama bu husus bize döndüğü zaman, ümmete döndüğü zaman, bu âyetin muhatabı biz olduğumuz zaman, “vemâ edrâke” orada “” soru hükmüne geldi, olumsuz hükmüne geldi. Sen bu Sekar’ı idrâk etmedin yâni edemedin. Sen Cehennemin ne olduğunu idrâk edemedin veyahut edebildin mi? Veya etmeye çalış, gibi dikkatimiz çekilmektedir.

Efendimiz (s.a.v) hakkında sen mutlak olarak bu Sekar’ı idrâk ettin ve gördün, ama bu bize döndüğü zaman, Biz cehennem hâdisesini yaşamadığımız için, Mirac’dan haberimiz olmadığı için, “ve mâ edrake” siz bunu idrâk etmediniz. Neyi “ve mâ” etmediniz sekar Cehennemi idrak etmediniz, ama etmeye çalışın.

Bu da irfan ehlinin eğitimi ile Nefsi emmare, Nefsi levvame, Nefsi mülhime idrak, müşahade ve yaşantıları ile sekar idrak edilebilir.

Dereke fikirde aşağıya düşmek, en aşağı seviyeye inmek olarak kullanılır. Aklını fikri derekeye düşürende, “sekar”dadır. (M.D.)

Cehennemi yarattın yakmağa.

Başladık ezelden beri korkmaya.

Ulaşıldı bir uzun boşluğa.

Halkın senden korksa ne olur korkmasa ne.

Halkın benden korksa ne olur korkmasa ne. “İZ- -T.B-”


Erenlerden gayrıya bakma,

Cehenneme doğrulup akma,

Ömrünü böyle boş yere yakma,

Hamlıktan kurtul olda sevindir. “ İZ- -T-B- ”


Cehennem de yanan da ben, cennetinde gezen de ben,

Hakk ile Hakk olan da ben, beni kaldır gör Allah-ı. (N.T.)


  • Hiç olur mu korku ve gam yol alana;

Gerekmez kırbaç vurmak arap atına.

  • Verir mi cehennem ateş gönle bak;

Olunca varlığından can ve ten pâk.


Bedenini ve canını birimsel varlık hükmünden kurtarmış ve salt varlığını idrâk etmişsen artık cehennem sana ulaşamaz ki! Cehennem korkusu ef’âl âlemi yaşantısının neticesidir, eğer kişi ef’âl âlemini geçmiş ise cehennem ona ne yapar ki?[36] “ İz- -T-B- ”


  • Kılıçtan keskin oldu kıldan ince;

Bunu sâlik bilir Hakk’a erince .

  • Adaletin bir, diğerlerinin vardır iki zıddı;

Böylece olur bu dört huyun yedi zıddı.

  • Konulmuş her sayıda belirsizlik sırrı;

Onun için yedidir cehennem kapıları.

  • Cehennem zulmedene hâzır oldu;

Ebedi cennet adâlete mekân oldu.

  • Adâletin cezâsı oldu nûr ve rahmet;

Zulmün cezâsı olur lânet ve zulmet.

  • Denildi güzel ahlâk i’tidâle;

Adâlet kılavuz en yüksek kemâle.


Bedende adalet hükümleri ortaya koymak beden düzeyinde ki çalışmaların en ilerisidir.

Adalet olarak kastedilen ise beşeri anlamda anlaşıldığı gibi olmayıp, karşımızdaki varlığı ayrı beşer bir varlık olarak görmeyip onun hakkını vermek, demektir. Karşımızdaki birimi ayrı bir varlık olarak görürsek eğer, bu durumda ona haksızlık etmiş oluruz, çünkü o da Hakk’tır orada. Kendi varlığımızın hakîkatini idrâk ederek gereğini yerine getirmek ise ona yapılan adalet olmaktadır.[37] “ İz- -T-B- ”


Yapılan kötü fiillerde kötü varlıklar oluşturacak ve bunlarda cehennem hükmüne girecektir. Bu hakîkatlere binaen “cehennemde herkes kendi ateşini kendisi getirir” buyrulmuştur.

Dünyâ yaşantısında yaptığımız her şey rûhumuza kaydedilerek yüklenmektedir. Kişi dünyâ yaşamından ayrılıp âhirete geçince görüşü genişlemekte ve bu kayıtların varlığını hissetmektedir.[38] “ İz- -T-B- ”


«Bir gün; bir tarafı ham kalmış bir dost ile sohbet ederken, «Allah cehennemde deseler oraya girerim, onun yoluna yanarsam yanayım» dedi. Bu söz Arif olmayanın aşkı idi. Kemâl ehline, olgun kimseye yakışan bir ifâde değildi. Çünkü cehennem ve cennet kulluğa lâyık bir yerdir. Cehennemin üzerinden bir âşık geçse şöyle feryat ediyor: «Üzerimden çabuk geç ey âşık! Senin ateşin benim ateşimi söndürecek,»

Allahın ve Ehlûlllahın bulunduğu yerde cehennem hatta cennet bulunmaz, utançlarından yok olurlar, erirler. Bu meydan erler meydanıdır, noksanların değil. Yâr bahçesidir; ağyar değil. Vuslat yeridir; firkat değil. Aşk lokması herkesin ağzına sığmaz, çocuk midesi kaymağı hazmetmez, şekerin pancardan yapıldığını, nasıl yapıldığını bilmek başka, şeklini görmek başka, yemek başka, şeker olmak başkadır. O makâma erenler cânân libasiyle gözükmüşlerdir. Onları her göz göremez. Akıl oraya çıkamaz. «Yanarım» der. Riyâ ve menfaat kokmayan sözler kulaklara biraz dik gelir. Onlarda baba şefkati, dost kokusu vardır.[39] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)