İlâ rabbike yevme-iżin(i)lmesâk(u)
(26-30) Hayır, can boğaza dayandığı, "Kimdir (bunu) iyi edecek?" dendiği, (ölmek üzere olanın da) bunun ayrılış olduğunu bildiği, bacakların birbirine dolandığı zaman, işte o gün sevk ediliş, Rabbinedir.
İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.
Kıyâme Suresi'nin 30. ayeti, kıyamet gününde tüm varlıkların nihai dönüş yerini ve yönelişini vurgulamaktadır. Ayet, insanın bu dünyadaki eylemlerinin sonucunda karşılaşacağı kaçınılmaz akıbeti, Rabbin huzuruna sevk edilme gerçeği üzerinden dile getirmektedir. Dilbilimsel olarak, 'sevk' ve 'Rab' kavramları, bu dönüşün hem zorunluluğunu hem de ilahi otoriteye teslimiyeti ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesinin aslen terbiye etmek, bir şeyi kemale erdirmek anlamına geldiğini belirtir. Allah için kullanıldığında, yaratma, rızık verme, terbiye etme ve hükümranlık gibi tüm ilahi sıfatları kapsar. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, kıyamet gününde herkesin nihai olarak kendisine döneceği, mutlak otorite sahibi olan Allah'ı vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin lügatte 'sahip, efendi, terbiye eden' anlamlarına geldiğini, Allah için kullanıldığında ise bu anlamların en üst düzeyde tecelli ettiğini ifade eder. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, o gün tüm işlerin kendisine döneceği, mutlak hükümran ve otorite sahibi olan Allah'ı işaret eder, zira O, her şeyin sahibidir ve her şeyi terbiye edendir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı, besleyici ve koruyucu yönünü vurguladığını belirtir. Aynı zamanda O'nun mutlak egemenliğini ve insan üzerindeki otoritesini de ifade eder. Ayetteki 'Rabbin' ifadesi, kıyamet gününde tüm varlıkların hesap vermek üzere döneceği, nihai hükümranlık ve otorite sahibi olan Allah'ı temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yevm' kelimesinin genel olarak 'gün' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bağlama göre belirli bir olayın veya dönemin zamanını ifade ettiğini belirtir. 'Yevmeizin' (o gün) ifadesi, genellikle kıyamet gününe, hesap gününe veya belirli bir azap gününe işaret eder. Bu ayette de 'o gün' ifadesi, kıyamet gününün dehşetini ve kaçınılmazlığını vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yevm' kelimesinin Kur'an'da bazen mecazi olarak bir dönemi veya bir olayın vuku bulduğu zamanı ifade ettiğini belirtir. 'Yevmeizin' ifadesi, genellikle gelecekteki belirli ve önemli bir zaman dilimini, özellikle de kıyamet gününü kasteder. Ayetteki kullanımı, bu günün önemini ve herkesin Rabbin huzuruna sevk edileceği zaman dilimini vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'yevm' kelimesinin zaman dilimini ifade ettiğini ve 'yevmeizin' ifadesinin 'o zaman' veya 'o gün' anlamında kullanıldığını açıklar. Kur'an'da bu ifade, genellikle kıyamet gününün dehşetini, hesaplaşmayı ve ilahi adaletin tecelli edeceği zamanı belirtmek için kullanılır. Ayetteki bağlamda, bu ifade, sevk işleminin gerçekleşeceği belirli ve önemli bir zamanı, yani kıyamet gününü işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sevq' (سوق) kelimesinin bir şeyi önden veya arkadan iterek hareket ettirmek, sürmek anlamına geldiğini belirtir. 'Mesâk' (مساق) ise sevk edilme yeri veya sevk edilme eyleminin kendisi demektir. Ayetteki 'el-mesâk' ifadesi, kıyamet gününde tüm insanların zorunlu olarak Rabbin huzuruna doğru sürüleceğini, sevk edileceğini ve bu sevk işleminin kaçınılmaz olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'sevq' kökünden türeyen 'mesâk' kelimesinin, bir şeyin sevk edildiği yer veya sevk edilme eylemi olduğunu açıklar. Bu kelime, genellikle zorla veya kaçınılmaz bir şekilde bir yere yönlendirilme anlamını taşır. Ayetteki 'el-mesâk' ifadesi, kıyamet gününde insanların kendi iradeleri dışında, ilahi bir emirle Rabbin huzuruna doğru yönlendirileceğini, sevk edileceğini ve bu sevk işleminin mutlak olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sevq' kökünün 'bir şeyi bir yere doğru yönlendirmek, sürmek' anlamını taşıdığını ve 'mesâk'ın ise bu yönlendirmenin sonucunda varılan yer veya yönlendirme eyleminin kendisi olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-mesâk' ifadesi, kıyamet gününde tüm varlıkların Rabbin huzuruna doğru zorunlu bir şekilde yönlendirileceğini, sevk edileceğini ve bu sevk işleminin kaçınılmaz bir akıbet olduğunu vurgular.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İşte o gün sevk, ancak Rabbinedir.” (75/30)
5023 - Bir diğer rivayette İbnu Mes'ûd şöyle demiştir: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm va'z etmek üzere aramızda doğruldu ve dedi ki:
"Ey insanlar! Sizler (Kıyâmet günü) Allah'ın yanında yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız. (Sonra şu ayeti okudu:) "İlk yaratışa nasıl başladı isek, üzerimizde hak bir vaad olarak yine onu iade edeceğiz..." (Enbiya 104). Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben:
"Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır!" derim. Bana:
"Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar" denilir. Ben sâlih kul (İsâ)'nın dediği gibi diyeceğim:
"Ben içlerinde bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat vakta ki sen benni (içlerinden) aldın, üstlerinde nigehbân yalnız sen oldun. (Zaten) sen (her zaman) her şeye hakkıyla şâhidsin. Eğer kendilerine azab edersen şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak gâlib ve yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan da hakîkaten sensin sen" (Mâide 117-118).
Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm devamla dedi ki:
"Bunun üzerine bana: "Onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!" denilecek." Bir rivayette şu ziyade var: "Ben: "Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!" derim."[186]
Âyeti kerime yine hedef gösterme إِلَى “İla” ile başlıyor. Bu hedef gösterme izin günü, kıyâmet günü “Ke” yani sen ile senin “Rabbi”, بِّ “Be” nin şeddelenmesi ve üstün (fetha) ile açıldığı görülmektedir. “Be” ile birliktelik ifadesi verdiğine göre senin rabbin ile senin rabbine doğrudur.
İfade öncelikle Efendimiz (s.a.v.)’e geldiğine ve O’nun Rabbi Alllah esmâsı olduğuna göre “İlaAllah”a doğrudur. Daha sonra muhatab olan okuyanlar, isterse okumayanlar, gafletinde olmayanlar ve gafletinde olanlar kıyâmet günü bu hitaba muhatab olacaklarından “Rabb” Rubûbiyet mertebesi ile genel ma’nâda Allah (c.c.) esmâsı olmak ile birlikte özel ma’nâda kendi rablerine doğrudur.
Bu hedef ile birlikte bir sevk ve الْمَسَاقُ “mesak” kelimesinin vermiş olduğu sürülme vardır.
Bugün işim olduğu için Cum’a namazı için Üsküdar Yeni Camii’ye gitmiştim. Alt katta yer kalmadığı için üst kata çıktım. Ön safa geçmedim ve bir arka safa geçtim. Birlikte olan üç, dört kişide en ön safın imam seviyesinin önünde olabileceğini düşünerek yanımdaki safa doğru oturdular. Daha sonra oranın müdavimlerinden olduğu konuşmalarından belli olan bir kişi ön safı dolduralım dedi. Yanımdakiler orası imam’ın önü diye pek geçmek istemediler. Bana doğru bakınca sen istiyorsan geç, isteyende gelir geçer dedim. O da biraz sonra güvenlikçiler gelir safları öne doğru sürerler dedi. Bu olayla daha fazla muhatab olmamak için üç, dört saf geriye geçtim.
Taşımacılık yapan gemiler, trenler, tırlar, kamyonlar bir yere ikmal yapacakları zaman sevk belgesi düzenlenir. Askere gidecekler sevk belgesi düzenlenerek gönderilir. Askeri birlikler ve techizatları ihtiyaç hissedilen yere sevk edilir yani gönderiler. Bu yapılan sevk işi bir düzen intizam dahilinde yapılır. Giden nereye ve ne şekil gideceği hakkında bu evraklar kendisine yol gösterici belgeler hükmündedir. Sevk eden amir, sevk edilen memur hükmündedir.
Kelime sürme ma’nâsı aldığı zaman işin şekli değişir. Evet, yine bir sevk vardır ama yukarıda yapılan müşahade ile bir zorlama olacağı, bir bilgilendirme olsa da bu bilgilendirme keyfi ve kulaktan dolma olmaya açıktır. Hayvan sürülerinin güdülmesi arkasına çoban koymak ve çoban köpekleri ile hayvanı gütmedir. Savaş sürgünleri vardır. Düşman askerleri ülkelerinden halkı toplarlar ve sürgün olundukları toplama kampına gönderilirler. Örnekler çoğaltılabilir. Her ikiside nereye sürülüp götürüldüğünü bilmezler…
Yani yapılan işin biri planlı programlı bir sevktir. Giden nereye ne şekil gideceğini bilir ve adrese teslim edilir. Bu grup enbiya, evliya, irfan ehli kimselerdir. Bunlar bu işin çalışmasını bu dünya hayatında yapmışlar, eğitimini almışlardır. Aldıkları sevk eğitimi ilm’el yâkinden ayn’el yakîne dönüşecektir.
Sürülecek olanlar ise dünya hayatından kopamamış, kesafette kalmış olanlardır. Bilmedikleri bu yeni yaşam alanlarına gitmek istemezlerlerse bile Hakk’ın güvenlik güçleri onları sürerek Rabblerine sevk edeceklerdir.
Kıyâmet koptuğunda yeryüzünde taş taş üstüne kalmayacak Kâbe-i Şerif dahi yıkılacaktır. Cenâb-ı Hakk (c.c.), Cebrail (a.s.)’a git, benim Resûlümü getir diyecek… Cebrail (a.s.) dünyaya indiği zaman bakacak taş taş üstünde kalmamış, her yer birbine girmiş, ne bir iz, ne de bir işaret var. Bulamayıp geri dönecek ve Resûlünü bulamadım ya Rabb’el âlemin diyecek… Cenâb-ı Hakk git bir daha bak diyecek. Yeryüzünde Efendiniz (s.a.v.) mezarından direklenmiş bir nûr peyda olacak ve Cebrail (a.s) bu nûrdan yerini tesbit edecek ve etrafından başlamak üzere insanlar pıt pıt diye sanki topraktan bir hayvanın solucanın birden çıkması gibi âyette bildirildiği gibi;
خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ {القمر/7}
(Huşşe’an ebsâruhum yahrucûne minel ecdâsi keennehum cerâdun munteşir.)
“Gözleri düşkün düşkün sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerden çıkarlar.” (54/7) Âyet-i kerimede bu çıkışın جَرَادٌ “ceradun” çekirgeler gibi olacağını söylemiştir. Çoğul ifadesi ile çekirge sürüsü olduğu anlaşılmaktadır. Çekirgeler bulundukları çimen ve ağaç veya toprak ile aynı renk tonu taşıdıklarından bulundukları alana kamufle olurlar ne zaman oradan zıplar veya uçarlar o zaman farkedilirler.
“Cerad” çekirge sayısal değerine bakacak olursak; “Cim-3”, “Re-200”, “Elif-1”, “Dal-4” (3+200+1+4=208) dir. Aradan “0” alındığında kalan 28 peygamber mertebesidir. Mezardan kalkanlar 28 mertebeden Hazreti Âdem (a.s.)’dan, Hazreti Muhammed (s.a.v.)’e kadar hangi pegamber hazeratı mertebesi üzere ise o halde rabblerine sevk edilirler.
فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى {القيامة/31}
(Fe lâ saddeka ve lâ sallâ.)