Fece'ale minhu-zzevceyni-żżekera vel-unśâ
Nihayet ondan da erkek ve dişi iki eşi var etti.
Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti.
Bu ayet, insanın yaratılışındaki çift cinsiyetliliğe, yani erkek ve dişi olarak var edilmesine vurgu yapmaktadır. 'Cinsiyet' ve 'yaratma' kavramları, ilahi kudretin ve düzenin bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ceale (جعل) kelimesi, bir şeyi bir halden başka bir hale dönüştürmek, bir şeyi icat etmek veya bir şeyi bir vasıfla nitelemek anlamlarına gelir. Ayetteki 'feca'le minhu' ifadesi, Allah'ın nutfeden erkek ve dişi cinsiyetleri var etmesini, yani yaratmasını ve tayin etmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ceale (جعل) fiili Kur'an'da 'halk' (yaratma) anlamında da kullanılır. Burada da 'feca'le minhu' ifadesi, Allah'ın o nutfeden erkek ve dişi cinsiyetleri yaratması, var etmesi demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ceale' fiili, sadece fiziksel bir yaratmayı değil, aynı zamanda bir şeyi belirli bir düzen ve işlevle var etmeyi de ifade eder. Bu ayette, insan neslinin devamı için erkek ve dişi cinsiyetlerin ilahi bir düzen içinde yaratıldığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Zevc (زوج) kelimesi, ister hayvanlardan ister bitkilerden olsun, kendisiyle birlikte bir başkasının bulunduğu her şey için kullanılır. Ayetteki 'ez-zevceyn' ifadesi, insan türünün erkek ve dişi olarak iki eşleşen cinsten oluştuğunu belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Zevc (زوج), birbirine eşlik eden, birbirini tamamlayan iki şeyden her biridir. Bu ayetteki kullanımı, insan neslinin devamı için zorunlu olan erkek ve dişi cinsiyetlerin birbirinin eşi ve tamamlayıcısı olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Zevc kavramı Kur'an'da sadece eş anlamında değil, aynı zamanda bir türün iki farklı cinsiyetini ifade etmek için de kullanılır. 'Ez-zevceyn' burada, insan türünün erkek ve dişi olarak iki farklı ama birbirini tamamlayan cinsiyetini belirtir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Zeker (ذكر), Arapçada erkek cinsiyetini ifade eden yaygın bir kelimedir. Ayetteki kullanımı, yaratılan iki cinsten birinin erkek olduğunu açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Zeker (ذكر) kelimesi, canlı varlıklarda erkek olanı tanımlar. Bu ayette, Allah'ın yarattığı çift cinsiyetliliğin bir tarafını, yani erkeği temsil eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Ünsâ (أنثى), Arapçada dişi cinsiyetini ifade eden kelimedir. Ayetteki kullanımı, yaratılan iki cinsten diğerinin dişi olduğunu belirtir ve erkek cinsiyetinin karşıtı olarak yer alır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ünsâ (أنثى) kelimesi, canlı varlıklarda dişi olanı tanımlar. Bu ayette, Allah'ın yarattığı çift cinsiyetliliğin diğer tarafını, yani dişiyi temsil eder ve erkekle birlikte insan neslinin devamını sağlar.
Kıyâmet Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ondan da iki cinsi; erkek ve dişiyi var etti” (75/39)
جَعَلَ “Ceale” kelimesin kullanımı var etmek, yaratmak olarak kullanılmaktadır… Bunun hakiki ma’nâda kullanımı nasıl olmalıdır?
Tefsirlerde genelde “câ’ilün” kelimesini yaratacağım şeklinde alırlar, bu çok yanlış bir ifadedir fakat şeriat ve tarikat mertebesinde kullanılır, hakikat ve marifet mertebesinde yaratma sözü olmaz, buradaki anlamı da zâten, kılma, dilemedir, yaratma bir şeyi yoktan var etmektir, Âdem (a.s.) yoktan var edilmedi, zâten varolan varlık zuhura çıktı. Yaratma dediğimizde ikilik ortaya getiriyoruz ve ikilik ortaya getirdiğimiz zamanda tevhid, vahdet hakikatini idrak etmemiz mümkün olmuyor, çünkü gözümüzdeki gözlük hep bize Bir’i iki gösteriyor oysa bunlar Bir’in zuhurları ayrı bir vahidten zuhura gelen şeyler değil ve bu âlemde ne varsa bunların en küçüğünden en büyüğüne kadar herşey Cenâb-ı Hakk’ın bâtınında gizli iken, yani “Ben gizli bir hazineydim bilinmekliğimi istedim” hakikatiyle bâtından zuhura çıkmasıdır bu âlemlerin. Yaratma demek değil yani kelimeyi yanlış kula-nıyoruz ve kolayımıza geliyor, “ca’el” kılmak mânâsına dilemek mânâsına, namaz kılmak gibi yapmayı murat etmekdir.[206]
مِنْهُ “Minhu” Ondan diyerek, Âdem-insan a atıf olduğu gibi Âdem zât-i zuhur mahalli olduğuna göre هُ “Hu” dan, “Hu” ya dönük yönü vardır.
Zâti yönden el-zevceyni yani iki cinsi kılması “Hüve ve Ene” dir. Hüviyyet (Âlemler ve Kabe) Eniyyet (İnsân ve Ku’rân) yönüdür.
Sıfât yönünden Akl-ı Küll ve Esmâ yönünden Nefsi külldür. Her ikisini izdivacından Ef’âl âlemi olan çocuklar meydana gelmiştir.
El-zevceyni,
El; Ahadiyyet ve Ulûhiyet ile bu el zâtın kudret elidir.
Ze; Sahib olmadır.
Vav; Cezm işareti ile Vahidiyyet mertebesinde ilmi ilâhinin zuhurunun cezbesinin şiddetiyle Sükûn halinde olan bu âlemlerin programının açığa çıkmayı birin iki görüntüsü olarak çıkkmayı istemesidir.
Cim; Cemâl ve Celâl esmâları;
Ye: Yakîn mertebelerinin cezm ile okunuşu ile sükün halinde şiddetli bir şekilde cezb edilip zuhura çıkmayı istemesi, Nun: Nur-u İlâhinin, Nuru Muhammedi ve Nûr esmâsı olarak bu âlemleri içten ve dıştan aydınlatarak zuhura getirmesidir.
Zâhiri nokta zuhur mahalli olan Âdem’in “dıylı eksel” eğri eğe kemiği denen bölümünden dişi unsur Havva “nefis” halkedilmiştir.
Bundan dolayı erkek ve kadın görüntüsünde olunsan diğer yön kişinin bâtında kalmaktadır. Erkekte kadınlık, kadında erkeklik olmasa, erkek ve kadın çocuklar meydana gelemez…
أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَى {القيامة/40}
(E leyse zâlike bi kâdirin alâ en yuhyiyel mevtâ.)