İçeriğe atla
İnsân 13Cüz 29 · Sayfa 579

İnsân Sûresi 13. Âyet

الانسان

Sohbete sor

Mutteki-îne fîhâ ‘alâ-l-erâ-ik(i)(s) lâ yeravne fîhâ şemsen velâ zemherîrâ(n)

Orada koltuklar üzerine kurulmuş olarak bulunurlar. Orada ne güneş (yakıcı sıcak) görürler, ne de dondurucu soğuk.

İnsan Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Dünyada işledikleri “ameli sâlih” leri onlara, alt yapı, oturacak yer, dayanakları, “taht” ları olmuştur, yâni amel tahtlarının üzerlerine oturmuşlardır ki, bu ameller nûrani olduklarından cennette onları yüklenmişlerdir. Eğer amelleri Salih olmayan “nefs-i emmâre kaynaklı ameller olsaydı onlarda “nar-ateş” üretilmiş oldukların bu sefer o amelin sahibi “ateşten bir taht” üretmiş olduğundan cehennemde o tahtlara oturup hem pişmanlık ateşi ile hemde üretmiş olduğu amel ateşi ile yanacaktır.

Bilindiği gibi “ameli sâlih” “programı Hakk’tan, tatbiki

kulundan olan ameldir.” Kişiyi cennete götürür. Ve onların üzerlerine oturup huzur bulurlar. Diğer taraftan, “ameli gayri sâlih” yani “Salih olmayan amel” ise, “programı nefsi emmâreden tatbiki onun kulundan olan ameldir. Kişiyi cehenneme götürür altına taht olur oturdukça onu yakar. İşte böylece kişiyi kendi amelleri yakar. Buralara amellerle girilir. Zat cennetine ise bu amellerin üzerine bir de irfaniyyet üreterek girilir ki bu da ayrı bir eğitimdir.

Oranın şartları itidal üzeredir dünyada ise her türlü çeşitli bir birine zıt şartlar vardır. Daha dünya da iken bir kimse nefs-i emmâresini dizginlemiş ise kendi bünyesinde o da itidâl üzerdir. Nefs-i emmârenin hali değişkenlik üzeredir bir dediği bir dediğine, bir havası bir havasına uymaz, bakarsın ateş gibi yakar bir bakarsın buz gibi soğuk olur. İşte dünyada iken bu özellikleri idrak etmiş nefs-i emmâresini dizginlemiş olan kimsenin hali fazla değişiklik göstermez itidâl üzere olur, bu özelliklerle ahirete intikal eden kimseye cennette çok sıcak ve çok soğuk olak bir yaşam alanı olmaz mutedil haline uydun bir hava sahası olur.


وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَالُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا

( Ve dâniyeten aleyhim zılâluhâ ve zullilet kutûfuhâ tezlîlâ. )

(76/14 “Onun (ağaçlarının) gölgesi, onların üzerine yakındır. Ve onun (olgunlaşmış) meyveleri emre hazır olarak yaklaştırılmıştır.”


Gene görüldüğü gibi yaşanan bir halden bahsedilmek-tedir, gelecekten değil. Bilindiği gibi “cennet” bir bakıma örtü-perde demektir, bu nimet cennetlerinin ağaçları ise kişinin dünyada ki, amellerinin sûretleridir. Ve onun varlığını ilâh-î güneşten perdelemiştir. Çünkü amel ehli fiziki amelleri ile bu “nimet” cennetlerine girmişlerdir. İşte bu amelleri kendilerine “nimet-naim” cennetlerini

kazandırmış ise de zat cennetlerine perde olmuştur. Amellerin yoğun olması kendisinde, hangi ismin tesiri daha çok oldu ise o ismin yoğunluğu yani ağaçlarının dal ve yaprakların çokluğu ona zattan gölge, yani perde, olmuştur. Ancak onlar bu halin farkında olmadıklarından bulundukları onlara büyük nimet olmuştur. Zâten onlar, cennet talepçisi idiler, Zat talebinde değiller idi.

İşte cennet ehlinin her biri hangi esmânın ve benzerlerinin tesiri altında ise onların meydana getirdiği ağaçların gölgesinde oturmaktalar ve onların meyveleri kendi emirlerine hâzır vaziyette hemen ulaşacakları birkonumda beklemededirler. Bu hal o ağaçların ve meyvelerin kendilerinden razı olduklarını göstermektedir. Çünkü dünyada iken o esmâ-i İlâhiyye kendilerinden razı idi, o fiilleri işleyenler de marzi, yani razı olunmuşlardan dılar. Diğer taraftan, sıfât âleminden esmâ âlemine mânâlar indiriliyor, esmâ âleminden ef’âl âlemine indiriliyor ve onlardan faydalanıyorlar.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)