Ve cezâhum bimâ saberû cenneten ve harîrâ(n)
Sabretmelerine karşılık da onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükafatlandırır.
Sabırlarına karşılık onlara bir cennet ve ipekten elbiseler verir.
İnsân Suresi 12. ayet, sabredenlere verilecek mükafatı cennet ve ipek olarak belirtmektedir. Ayet, 'ceza', 'sabr' ve 'cennet' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi adalet ve vaadin dilbilimsel derinliğini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ceza (الجزاء), bir fiilin karşılığı olarak verilen şeydir; hayır için de şer için de kullanılır. Ayetteki 'cezâhum' ifadesi, sabır gibi hayırlı bir fiilin karşılığı olarak Allah tarafından verilen güzel mükafatı, yani cenneti ve ipeği anlatır. (el-Müfredât, c. 1, s. 195)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cezâ, bir şeyin karşılığıdır. Burada 'cezâhum' ifadesi, onların sabırlarına karşılık olarak Allah'ın onlara ihsan ettiği nimeti, yani cenneti ve ipeği ifade eder. Bu, Allah'ın vaadinin gerçekleşmesidir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 289)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ceza' kavramı, genellikle ilahi adaletle ilişkilendirilir ve dünyadaki amellerin ahiretteki karşılığını ifade eder. Bu ayette 'cezâhum', sabır gibi olumlu bir eylemin Allah katındaki olumlu sonucunu, yani cennet ve ipek gibi ödülleri vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 205)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sabır (الصبر), nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve zorluklara karşı dayanmaktır. Ayetteki 'sabaru' fiili, müminlerin dünya hayatındaki sıkıntılara, nefsin arzularına ve Allah'ın emirlerine uymadaki zorluklara karşı gösterdikleri sebatı ve metaneti anlatır. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 480)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır, nefsi, akıl ve şeriatın gerektirdiği şey üzerinde tutmaktır. Ayetteki 'sabaru' ifadesi, Allah'ın rızasını kazanmak için zorluklara katlanma, musibetlere dayanma ve ibadetlerde sebat gösterme anlamlarını içerir. Bu sabır, cennetle mükafatlandırılmanın temel şartıdır. (el-Müfredât, c. 1, s. 469)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'sabır' kavramı, sadece pasif bir dayanıklılık değil, aynı zamanda aktif bir direnç ve sebatı ifade eder. Bu ayette 'sabaru', müminlerin Allah yolunda karşılaştıkları her türlü zorluğa karşı gösterdikleri kararlılığı ve bu kararlılığın ilahi mükafatla sonuçlanacağını vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 220)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Cennet (الجنة), ağaçları ve bitkileriyle yeri örten, gizleyen yerdir. Bu ayetteki 'cenneten' kelimesi, müminlere sabırları karşılığında verilecek olan, gözlerden gizlenmiş, güzelliklerle dolu, ebedi ikametgahı ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 104)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cennet, ağaçlarla örtülü bahçedir. Asıl anlamı, bir şeyi örtmek ve gizlemektir. Ayetteki 'cenneten' kelimesi, dünya gözünden gizlenmiş, ancak Allah'ın vaadiyle gerçekliği kesin olan, müminler için hazırlanmış, her türlü nimetin bulunduğu ahiret yurdunu anlatır. (el-Müfredât, c. 1, s. 199)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Cennet, ağaçları ve gölgeleriyle yeri örten bahçedir. Kur'an'da ise, Allah'ın salih kullarına ahirette hazırladığı, içinde ebedi nimetlerin bulunduğu, her türlü güzelliği barındıran mekanın adıdır. Bu ayetteki 'cenneten', sabrın nihai ve en büyük mükafatı olarak sunulur. (Basâiru Zevi't-Temyîz, c. 2, s. 336)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Harîr (الحرير), ipek demektir. Ayetteki 'harîran' kelimesi, cennet ehlinin giyecekleri, dünyadaki ipekten çok daha üstün ve güzel olan, Allah'ın onlara ikram ettiği bir giysi türünü ifade eder. Bu, cennetin maddi nimetlerinden biridir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 481)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Harîr, ipek kumaştır. Burada 'harîran' ifadesi, cennetin lüks ve konforunu simgeleyen, müminlere sabırları karşılığında verilecek olan giysileri anlatır. Bu, cennetin vaat edilen güzelliklerinden biridir. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 290)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Harîr, ipekten yapılmış kumaştır. Ayetteki 'harîran' kelimesi, cennetin maddi güzelliklerini ve orada müminlere sunulacak olan üstün nimetleri vurgular. Bu, sabrın karşılığında elde edilecek olan konfor ve ihtişamın bir göstergesidir. (el-Müfredât, c. 1, s. 226)
İnsan Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Görüldüğü gibi bu Âyet-i Kerîme’de geçmişte, Ehli Hakk’ın, sabırları dolayısıyla, cennetle ve ipek elbiselerle mükâfatlandırıldıklarından bahsetmekte, şu anda dahi cennette olduklarından bahsetmektedir. Eğer mükâfatlandı-
racaktır, denilse idi daha henüz cennete girilmemiş vaad edilmiş olacaklardı. Âyet-i Kerîme’de bahsedilen cezanın lügat mânâsı, “karşılık-mükâfat” olarak geçmektedir. Genelde kullanılan (ceza) kelimesi, suçlulara verilen cezâlar anlamında kullanılmaktadır, halbuki yanlıştır. O halde cennet ameli işleyenin cezası, “karşılık-mükâfat” ı cennet. Cehennem ameli işleyenin cezası “karşılık-mükâfat” ı ise cehennem olacaktır. Veya olmuştur.
İpek elbiseden maksat, malzemesinin çok kıymetli bir iplik olmasındandır. Eğer dünyada daha kıymetli bir iplik olsa idi onunla misâl verilirdi. Bilindiği ipeği meydana getiren küçük bir böcektir, adına da”ipek böceği” denir.
Bu böcek dut yapraklarını yiyerek büyür yedi sekiz santim olur üzerine dut yapraklarından yapışkan madde ile ürettiği salgıyı etrefına sarmaya başlar nihayet kendinin tamamını kendi salgısı ile koza şeklinde kaplamış olur. Bir müddet sonra bu kozayı delip-parçalayıp dışarı kelebek olarak çıkar gider. Eğer bu böceği yetiştirenler daha kozadan çıkmadan alıp kaynar suya atıp böceği öldürürlerse üzerindeki sargıyı belli metotlarla sararak ham ipek ipliği haline getirirler daha sonra işleyerek dukumaya hazır hâle gelen iplikleri dukumacılar alır ve hangi kıyafet için dokuyacaklar ise ona uygun makinelerde dokurlar. Dikiş işlerini yapanlarda talebe göremamul eşyayı üretirler.
Görüldüğü gibi ipek böceğinin iki âkıbeti vardır.
Birincisi, elini acele tutup kozasını delip parçalayıp kelebek olup uçmaktır. Bu da şuna benzer, bir sâlik dut yaprağı olan ilmi ilâhiyyeyi yedikçe aklen büyümeğe başlar, büyüdükçe kendini avamdan koruyabilmesi için kendi kendine bir sığınacak mekân yapması gerekir ki burası onun hem korunak yeri hem zindanı hem de, halvethanesidir. Eğer burada fazla kalırsa başkaları alır onu kendi menfaatları için kaynar suya atarlar ve öldürürler, eğer acele ederde kozasından çıkarsa kelebek yani gök ehli olur. Böylece hürriyetine kavuşur. Ancak Esmâ âlemine kadar Mi’racını yapmış olur.
İkincisi ise, Tabii seyrine devam etmektir. Yetiştiricisi olan Kâmil İnsan’ın elinde, ipek böceği durumunda olan salikin kendinden bir şey yapmayıp tam bir teslimiyyet ile tavsiye edilenlere uyması ve sabretmesidir. Bu arada vakti geldiğinde kaynar suya atılmaya razı olması böylece nefs-î havyvaniyyetliğinden kurtulmasıdır. Bu çalışmaların neticesinde kendinde meydana getirdiği marifetullah ipliklerinden, Âyet-i Kerîme’de bahsedilen cennet elbiseleri oluşmaktadır. İşte bu elbiseler kişinin kendi ürettiği ilim, muhabbet, ve marifetullah iplikleriyle dokunan elbiseleridir. Kişinin irfaniyyet-i ne kadar gelişirse üreteceği iplikler çok ve kaliteli olacaklarından onların elbiseleride okadar değerli ve güzel olacaktır, ayrıca onların süslemeleride kişinin gönlünde idrak ettiği irfani bilgiler desenlerinde ve işlemelerinde olacaktır.