İnne hâżâ kâne lekum cezâen ve kâne sa'yukum meşkûrâ(n)
Onlara şöyle denecektir: "Şüphesiz bu sizin için bir mükafattır. Çalışma ve çabanız makbul görülmüştür."
(Onlara şöyle denir): "İşte bu sizin bir mükâfatınızdı. Gayretiniz karşılığını bulmuştur."
İnsân Suresi 22. ayet, cennet ehlinin ahiretteki durumunu tasvir ederken, dünyadaki amellerinin karşılığını ve çabalarının takdir edildiğini vurgulamaktadır. Ayet, 'ceza' ve 'sa'y' kavramları üzerinden ilahi adalet ve lütfu dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cezâ kelimesi, bir fiilin karşılığı olarak verilen şeyi ifade eder. Hem hayır hem de şer için kullanılır. Ancak bu ayetteki bağlamda, cennet ehlinin dünyadaki salih amellerinin güzel karşılığı, yani mükafat anlamındadır. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, ص 195)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Cezâ, bir şeyin karşılığıdır. Ayetteki 'hâzâ leküm cezâen' ifadesi, 'bu sizin amellerinizin karşılığıdır' demektir. Burada cezâ, yapılan iyi işlerin mükafatı olarak mecazi bir anlam taşır. (Mecâzü'l-Kur'ân, 2/286)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cezâ kavramı Kur'an'da genellikle bir eylemin doğal veya ilahi sonucunu ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın adaletinin bir tezahürü olarak, müminlerin çabalarının olumlu karşılığını, yani cenneti ve nimetleri belirtir. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 220-221)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sa'y, hızlı yürümek ve bir işi başarmak için gayret göstermek anlamlarına gelir. Ayetteki 'sa'yüküm' ifadesi, müminlerin dünya hayatında Allah'a itaat yolunda sarf ettikleri tüm çabaları, amelleri ve gayretleri kapsar. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, ص 411)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sa'y, bir hedefe ulaşmak için gösterilen fiili gayrettir. Ayetteki 'sa'yüküm' ifadesi, müminlerin cennete ulaşmak için dünyada yaptıkları salih amelleri ve gösterdikleri tüm çabaları ifade eder. (Nüzhetü'l-Kulûb, ص 276)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Sa'y kelimesi, Kur'an'da genellikle insanın iradi olarak gerçekleştirdiği, bir amaca yönelik çabayı ve faaliyeti anlatır. Bu ayette, müminlerin Allah yolunda harcadıkları emek ve gösterdikleri gayretin, ahirette karşılığını bulacağını vurgular. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 315)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şükür, yapılan iyiliğin karşılığını bilmek ve onu dile getirmektir. Allah'ın 'meşkûr' kılması ise, kulun şükrünü kabul etmesi, ona karşılık vermesi ve onu övmesidir. Ayetteki 'meşkûrâ' ifadesi, müminlerin çabalarının Allah katında zayi olmayacağını, bilakis takdir edilip mükafatlandırılacağını gösterir. (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân, ص 451)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Şükür, nimetin sahibini bilmek ve ona saygı göstermektir. Allah'ın bir ameli 'meşkûr' kılması, o ameli kabul etmesi, ona bolca karşılık vermesi ve onu övmesidir. Bu ayette, müminlerin salih amellerinin Allah tarafından beğenilip karşılığının verileceği anlamındadır. (Basâiru Zevi't-Temyîz, 3/399)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Şükür kavramı, Kur'an'da hem kulun Allah'a minnettarlığını hem de Allah'ın kuluna lütfunu ifade eder. 'Meşkûr' olmak, Allah'ın kulun çabasını takdir etmesi ve ona karşılık vermesi demektir. Bu ayette, müminlerin çabalarının Allah tarafından kabul görüp ödüllendirileceği vurgulanır. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 180-181)
İnsan Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
On ikinci Âyet-i Kerîme’den, yirmi birinci Âyet-i Kerîme ye kadar olan Âyet-i Kerîme’ler de görüldüğü gibi o anda yani Âyet-i Kerîme’lerin geldiği anlarda ve şu anlarda ayrıca daha sonraları hitab edeceği bütn zamanlarda görüldüğü gibi cenneteki yaşanan hallerden bahsedilmek-tedir. Eğer cennet sadece gelecekte olsa idi o zaman ifadeler geleceğe yönelik olurdu.
Bileziklerle süslenmişlerdir. Ve Rab'leri onlara temiz (lezzetli) içecekler sundu.” Yerine, “süsleneceklerdir, sunulacaktır,” denilirdi. Demekki şu an cennette bizden çok, çok önce yaşamış bazı insanlar var demektir. Bu husus Âyet-i Kerîme’lerin çok açık ifadesi ile belirtilmektedir ve yorum kabul etmez. Ancak tefsirlerde genelde bu tür Âyet-i Kerîme’lerde, gelecekteki yaşam bu ifadelerle belirtilmekte denilmekte veya hiçte üstünde durulmamaktadır.
O vakit aklımıza haklı olarak şöyle bir soru gelebilir. Daha henüz kıyametimiz kopmadan ve haşır neşir olmadığından hesap ve kitap görülmediğinden ve kimsede cennete veya cehenneme gitmediğinden o zaman bu
cennet yaşamı nasıl olmaktadır.
El cevap. Bu bahsedilen hadise bizim dünyamız ve bizim neslimiz için geçerlidir, bizim neslimizin daha henüz kıyameti kopmadığı için bizim neslimizden oralara daha henüz giden yoktur zamanı gelince bu hadise de haberlerde belirtildiği gibi tahakkuk edecektir.
Ancak bizim bahsettiğimiz şey başka bir gerçek hadisedir. Zannetmeyelim ki, bu kocaman sonsuz evrende sadece bizim küçücük dünyamızda beşeri hayat vardır, İçinde bulunduğumuz “Samanyolu” galâksisinde yaklaşık yüz milyar gezegen olduğu görülmüş ve yine bu galâksi gibi, yüz milyardan fazla galâksi olduğu tesbit edilmiştir ki, daha henüz fezanın sonuna erişilememiştir. Ve âlemdeki hayatın ne zaman başladığının hesabını yapmakta mümkün değildir. “Evvel, âhır, zâhir, bâtın” olan Zât-ı mukaddesin evveliyyetinin ve âhıriyyetinin ne olduğunu bu küçücük sınırlı akıllarımızla bulmamız mümkün değildir.
Bâtını idrak etmek ise çok daha zordur. Ancak zâhiri ise gözümüzün önünde olduğu halde beşeri bir tenzîh-i anlayışla onu da yukarılara atıp şartlanmış kafalarımızla bizler inkâr etmekteyiz. O halde cennet ve cehennemin sadece bizim neslimize uygulanacağını bizden evvel ve bizden sonra ve ayrıca başka gezegenlerde de hayat olmadığını düşünmek çok küçük akılların işidir demekten başka söylecek bir şey kalmamamktadır.
Bizden evvel bu dünya üzerinden nice nesiller geçmiştir. Bu nesilden kasıt “her yüz senede bir dünyadan bir nesil geçer” hükmü ile olan nesil değildir, gerçek nesil, Âdem (a.s.) ile başlayıp Muhammed (s.a.v.) ile peygamberlik sona eren daha sonra kıyamete kadar devam eden insan topluluğuna bir nesil demekteyiz. İşte bu dünya üstünden nice, nice seneler evvel, nice, nice nesiller geçmiştir bu dünyada sadece bizim neslimiz yaşamamıştır.
Bunun senedi kaydı nerde vardır diye sorulursa bu hususta senet çoktur. Meselâ Efendimizin buyurduğu. “Âdem henüz çamur ile balçık arasında değil iken ben
Peygamberdim” buyurması, her ne kadar değişik şekilde ifade ediliyor ise de aslında bu husus belirtilmek istenmiştir. Yani diğer bir gezegende Efendimizin peygamberliği döneminde daha henüz oranın Âdemi ve Âdemiyet mertebesi faaliyyete geçmedi denmek istemiştir. Bu hadise belki şimdi o bahsedilen yerde, belki İdrisiyyet belki İbrâhîmiyyet yaşanmaktadır. Ancak oyuncuları başkadır. Evet sonsuz fezada dünyamıza benzer en az yüz milyar gezegen vardır. Yüz milyarda bir ihtimal bile olsa en az yüz milyar üzerinde insan türü varlıkların fezada yaşadığı ve bunların bazılarının bizden çok geri ve bazılarının da bizden çok ileri oldukları çok muhtemeldir.
Oldukça meşhur bir anlatımdır. Bir gün Muhyiddîn-i Arabi Hz. Mekkede kâ’be’yi tavaf ederken, tavaf sırasında dikkatini bir kişi çeker, ve tavafını bitirmesini bekler tavafı bitince kendisine kim ve nereli olduğunu sorar, o kişi derki “biz burasını kırk bin sene öncede tavaf ederdik” o zaman Muhyiddîn-i Arabi Hz. “Nasıl olur Âdem (a.s.) gelişi henüz on bin sene olmadı” dediğinde o yabancı, “sen hangi Âdemden bahsediyorsun bizimkindenmi, sizinkindenmi?” bahsediyorsun demiştir. Bunları anlamak için günümüzün ilmiylede baktığımızda bunları anlamayacak bir kimse yoktur, ancak tutuculuk yoluyla kişi anlamak istemezse oda onun bileceği bir iştir.
İşte Âyet-i Kerîme’lerde ki geçmişe ait tarifler eski yaşamış olan ve hesap kitapları çoook evvel görülen kimselerin mükâfatlı hallerinden bahsettiği için, “sundu” “sunuldu” gibi ifadeler kullanılmıştır.
“Muhakkak ki bu, sizin mükâfatınız oldu. Ve sizin çabalarınız teşekküre lâyık olmuş’tur.” ve benzeri ifadelerle geçmişe atıf yapılmıştır. Efendimizde Mi’rac gecesi cennette şu halde olanları gördüm cehennemde şu halde olanları gördüm diye bu hususta bizlere bilgiler vermiştir. Ulâmayı zâhir bunlar hakkında “cenâb-ı Hakk ona geleceği göstermiştir” diye yorum yapmışlardır. Evet şu anda ve daha evvelki zamanlarda da cennetler ve cennet ehilleri, cehennemler ve cehennem
ehilleri vardır. Bu hususta delil çoktur, ancak yeri olmadığı için bu kadarla yetinelim. Bizler şimdilik dünyalıyız ve her türlü imkânlarımız elimizdedir, ömrümüzün ve dünyamızın sonu gelmeden bu fırsatı en güzel şekilde değerlendirmeliyiz ve bizlerde “Ve sizin çabalarınız teşekküre lâyık olmuş’tur.” Sınıfına dahil olarak bu dünyada ki karnemizi Rabb’ımızdan teşekkürlerle alalım. Bilindiği gibi teşekkür bütün faaliyet ve çalışmaların sonunda verilen memnuniyet belgesidir. O halde bizden evvelki nesiller şu anda da cennet veya cehennemdedirler, sıra bizim neslimize gelince de o zaman bizlerde lâyık olduğumuz yerlerimize gönderileceğiz.
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ تَنْزِيلاً
( İnnâ nahnu nezzelnâ aleykel kur’âne tenzîlâ. )