‘Âliyehum śiyâbu sundusin ḣudrun ve-istebrak(un)(s) ve hullû esâvira min fiddatin ve sekâhum rabbuhum şerâben tahûrâ(n)
Üstlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüş bileziklerle süsleneceklerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirecektir.
Üstlerinde zarif ve yeşil, kalın ipekten bir elbise vardır. Gümüş bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara temiz bir içecek içirmiştir.
İnsân Suresi 21. ayet, cennet ehlinin giysilerini ve içeceklerini tasvir ederek ahiret nimetlerini anlatır. Ayet, 'sundus', 'istebrak', 'esâvir' ve 'tahûr' gibi kelimelerle cennetin maddi güzelliklerini ve manevi arınmışlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sundus, ince ipekten yapılmış kumaş anlamına gelir. Ayetteki kullanımı, cennetliklerin giysilerinin kalitesini ve güzelliğini ifade eder, dünyevi ipekten daha üstün bir niteliğe işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Sundus, Arapça'ya Farsça'dan geçmiş bir kelime olup, ince ipekli kumaş demektir. Kur'an'da cennet tasvirlerinde kullanılması, bu kumaşın dünyevi karşılıklarından daha değerli ve özel olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İstebrak, kalın ve parlak ipek anlamına gelir. Sundus ile birlikte zikredilmesi, cennet elbiselerinin hem ince ve hafif hem de kalın ve gösterişli çeşitlerinin olduğunu, dolayısıyla her türlü zevke hitap ettiğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İstebrak, parlaklığı ve kalınlığı ile bilinen bir tür ipek kumaştır. Ayetteki kullanımı, cennetliklerin giysilerinin sadece rahatlığını değil, aynı zamanda ihtişamını ve göz alıcılığını da vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Esâvir, 'sivâr' kelimesinin çoğulu olup bilezik anlamına gelir. Kur'an'da cennet tasvirlerinde gümüşten yapılmış bilezikler olarak zikredilmesi, cennet nimetlerinin sadece giysilerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda süs eşyalarını da kapsadığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Esâvir, bileğe takılan süs eşyasıdır. Ayette 'min fıddetin' (gümüşten) ifadesiyle birlikte kullanılması, cennetliklere sunulan bu süslerin maddi değerinin yanı sıra estetik güzelliğine de dikkat çeker.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şarâb, içilen şey anlamına gelir. Ayette 'tahûrâ' (tertemiz) sıfatıyla birlikte kullanılması, bu içeceğin sadece susuzluğu gidermekle kalmayıp, aynı zamanda bedeni ve ruhu arındırıcı bir özelliğe sahip olduğunu vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'şarâb' kelimesi, cennet bağlamında genellikle dünyevi içeceklerden farklı, özel ve arındırıcı nitelikteki içecekleri ifade eder. Bu ayetteki 'tahûrâ' sıfatı, bu içeceğin sadece lezzetli değil, aynı zamanda manevi bir temizlik sağladığını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Tahûr, hem temizleyici hem de kendisi temiz olan şey anlamına gelir. Ayetteki 'şarâben tahûrâ' ifadesi, cennet içeceğinin sadece saf ve temiz olmakla kalmayıp, aynı zamanda içenleri günah ve kirlerden arındırıcı bir etkiye sahip olduğunu belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Tahûr kelimesi, Kur'an'da genellikle hem maddi hem de manevi temizliği ifade eder. Cennet içeceği için kullanılması, bu içeceğin sadece bedensel bir tatmin sağlamadığını, aynı zamanda ruhsal bir arınma ve yücelme sunduğunu gösterir.
İnsan Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Birinci elbise İbrâhim a.s’ın hulleti yani tevhid-i ef’âl’in bütün incelikleri ile birlikte kişinin varlığına giydirilmesidir. Ebrâr zümresi sevdiği şeylerden infak ederek karşılığında bunları almaktadırlar.
Bu elbiselerin giydirilmesi “Allah’ın boyası ile boyanmanın” bir ilerisinde olan oluşumdur yani Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın ince, hassas bilgileri ile kişiyi donatıp, giydirmesi mânâsınadır.
Gümüşten bilezik, Allah’ın cazibesine kapılmış olarak başka bir yere gitmenin mümkün olmadığı muhabbet mânâsınadır.
“şarâben tahûrâ” ifâdesi birçok tasavvuf kitaplarında kullanılmış ve birçok izahları yapılmıştır.
Bu kişileri Rab’ları sular, çünkü bulundukları mertebe esmâ mertebesidir. Bu sulama ise, her varlığın ihtiyacı olduğu şeyin özünden bir iletişim ile ona gönderilmesidir. Yukarıda bahsedilen “selsebîl” ile birlikte her varlığın kendine has ihtiyacı îtibarıyla mânâ âleminden almış oldukları programlar, bilgiler ve özelliklerdir.
Her bir kişinin kendi Rabb’i kendisini zâten suluyor, ancak bir de bunları bilinç ile yapanlar vardır ki, esas
kazananlar onlardır. Çünkü kişiler bilinçsiz dahi yapsalar Rabb’leri onları sulamaktadır bir birimde bir hayat var ise devamını gerektiren özellikleri de alıyor demektir. İrfan yolunda alınan terbiye ile kişi nefsine arif olduktan sonra Rabb’ini biliyor ve oradan gelenler zâyi edilmeden alınıyor.
“sundu.” İfadesinde de de yukarıda bahsedildiği gibi yaşanmış bir fiilden bahsedilmektedir.
إِنَّ هَذَا كَانَ لَكُمْ جَزَاءً وَكَانَ سَعْيُكُمْ مَشْكُورًا
(İnne hâzâ kâne lekum cezâen ve kâne sa’yukum meşkûrâ. )