Lâ yeżûkûne fîhâ berden velâ şerâbâ(n)
Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar!
Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey.
Nebe' Suresi'nin 24. ayeti, cehennem ehlinin azabını tasvir ederken, onların temel insani ihtiyaçlardan mahrumiyetini vurgular. Ayet, 'tatmak', 'serinlik' ve 'içecek' kavramları üzerinden, bu mahrumiyetin şiddetini ve acı verici doğasını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zevk' (ذوق) kelimesinin aslen bir şeyi dil ile hissetmek anlamına geldiğini belirtir. Ancak mecazi olarak, bir şeyin sonucunu veya etkisini deneyimlemek için de kullanılır. Bu ayette, cehennem ehlinin serinlik ve içecek gibi rahatlatıcı şeylerin etkisini asla deneyimleyemeyeceklerini, yani onlardan mahrum kalacaklarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tatmak' fiilinin burada mecazi bir anlam taşıdığını, yani 'bulmak' veya 'deneyimlemek' anlamında kullanıldığını ifade eder. Cehennem ehli için serinlik ve içecek gibi rahatlatıcı şeylerin varlığından tamamen yoksun olacaklarını, dolayısıyla onları 'tadamayacaklarını' belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'tatmak' (ذوق) fiilinin sadece fiziksel bir eylemden ziyade, bir deneyimi, bir sonucu veya bir cezayı tecrübe etme anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayette, cehennem ehlinin serinlik ve içecek gibi nimetlerin 'tadına' varamayacakları, yani bu nimetlerden tamamen mahrum bırakılacakları bir azap durumunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'berd' (برد) kelimesinin burada 'serinlik' veya 'soğukluk' anlamına geldiğini, cehennem ehlinin sıcaklığın şiddetinden dolayı asla rahatlatıcı bir serinlik bulamayacaklarını belirtir. Bu, onların azabının sürekli ve kesintisiz olacağının bir göstergesidir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'berd' kelimesinin zıddının 'hararet' (sıcaklık) olduğunu ve burada cehennemin aşırı sıcaklığına karşılık gelen bir rahatlama unsuru olarak kullanıldığını açıklar. Ayet, cehennem ehlinin bu rahatlatıcı serinlikten tamamen mahrum bırakılacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'berd' kelimesinin hem fiziksel soğukluğu hem de rahatlama ve huzuru ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki kullanımı, cehennem ehlinin hem fiziksel olarak serinlikten hem de ruhsal olarak rahatlamadan yoksun kalacaklarını, sürekli bir azap içinde olacaklarını gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'şerâb' (شراب) kelimesinin içilen her türlü sıvı için kullanıldığını belirtir. Ayetteki bağlamda, cehennem ehlinin susuzluklarını giderecek, ferahlatıcı veya besleyici hiçbir içeceğe ulaşamayacaklarını, aksine sadece kaynar su ve irin gibi azap verici şeyler içeceklerini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): El-Kefevî, 'şerâb' kelimesinin genel olarak içilen şeyleri ifade ettiğini, ancak Kur'an'da cennet ve cehennem bağlamında kullanıldığında, o mekanın özelliklerine göre anlam kazandığını belirtir. Bu ayette, cehennem ehli için 'şerâb'ın olmaması, onların temel bir yaşam ihtiyacından mahrumiyetini ve azabın şiddetini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'şerâb' kelimesinin Kur'an'da hem olumlu (cennet içecekleri) hem de olumsuz (cehennem içecekleri) bağlamlarda kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'şerâb'ın olumsuzluğu, cehennem ehlinin susuzluklarını giderecek, rahatlatıcı bir içecekten tamamen yoksun bırakılacaklarını, bunun yerine azap verici sıvılarla karşılaşacaklarını ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.