Rafe'a semkehâ fesevvâhâ
Onu yükseltmiş ve ona düzen ve ahenk vermiştir.
Nâziât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Gökyüzü bizlerin gönül göğüdür, tavan ise arş’tır. Oradan ne sadır oluyorsa yani ne ilham ne vehim geliyorsa bizlerin aklımıza yansımaktadır. Yükselmiş tavan ise bizlerde fikirde yükselmektir. Vahyi, ilhami bilgiler ile bunu düzene koydu. (M.D.)
“Raf” (yükseltme) kelimesi, nefsin en alt katmanlardan en yüce mertebelere doğru yaptığı manevî yükselişi; “Tasviye” (düzenleme) ise bu yükselişte varılan kusursuz denge ve âhengi simgeler. Bu yönüyle âyet, sâlike manevî tekâmülünü tamamlayarak "insan-ı kâmil" (kâmil insan) makamına ulaşma çağrısıdır. Allah’ın “Bârî” (Yaratan), “Musavvir” (Şekil Veren) ve “Râfi’” (Yükselten) gibi isimleri, bu anlayışın temelini oluşturur.
“Rahman”ın ilk zuhura getirdiği “arş”tır.
“Rahman” da bu yüzden arşın üstünde, onu düzenleyen ve ona mutlak hakim olandır.
Genel olarak bütün mevcudatta böyle olduğu gibi, hususi olarak bütün varlıklarda da böyledir.
“Rahmaniyyet; isimlerin ve sıfatların gerçek yüzleri ile meydana gelişinden ibarettir” denilmişti.
İşte bunların ilk zuhur yerleri “arş”tır. Buradan diğer mertebelere tecellileri olur.
Hal böyle olunca, hususi anlamda Rahmaniyyetin en geniş manada tecelli yeri olan “İnsan-ı Kamil”in varlığı, arşın ta kendisidir ve Rahman “Halife-i Vücud-u arşisteva”dır.
Zahiriyle halk, batınıyla Hak’tır ve âleme rahmettir.
“İz- -T-B- ”