Yevme tercufu-rrâcife(tu)
(6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.
O gün deprem sarsar,
Nâziât Suresi'nin 6. ayeti, kıyamet gününün dehşet verici başlangıcını, 'tercüfü' fiili ve 'er-râcife' ismiyle ifade edilen şiddetli bir sarsıntı ve depremle tasvir etmektedir. Bu ayet, kıyametin ilk aşaması olan 'râcife'nin, yani ilk sarsıntının vuku bulacağını dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yevm' kelimesinin gündüz vaktini ifade ettiğini, ancak Kur'an'da bazen mutlak zaman dilimini, bazen de belirli bir olayın vuku bulduğu zamanı ifade etmek için kullanıldığını belirtir. Bu ayette ise 'o gün' ifadesiyle kıyamet gününe işaret edilmektedir. (el-Müfredât, s. 892)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'yevm' kelimesinin Kur'an'da sadece gündüzü değil, aynı zamanda bir olayın gerçekleştiği zamanı da ifade ettiğini vurgular. Burada 'yevme tercüfü' ifadesi, sarsıntının vuku bulacağı o büyük zaman dilimini, yani kıyamet gününü mecazi olarak anlatır. (Mecâzü'l-Kur'ân, c. 2, s. 273)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tercüfü' fiilinin 'hareket etmek, sarsılmak' anlamına geldiğini ve burada kıyametin ilk sarsıntısını, yani 'râcife'yi ifade ettiğini belirtir. Bu sarsıntı, yeryüzünü ve dağları yerinden oynatacak şiddette bir harekettir. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 498)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'recf' kelimesinin 'şiddetli hareket ve sarsıntı' anlamına geldiğini, özellikle de yeryüzünün sarsılması için kullanıldığını ifade eder. 'Tercüfü' fiili, bu sarsıntının meydana gelişini, yani kıyametin başlangıcındaki dehşetli olayı tasvir eder. (el-Müfredât, s. 344)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'recf' kökünden türeyen kelimelerin Kur'an'da genellikle kıyametle ilişkilendirilen kozmik sarsıntıları ve dehşeti ifade ettiğini belirtir. 'Tercüfü' fiili, bu büyük kozmik olayın, yani dünyanın temelden sarsılmasının başlangıcını vurgular. (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar, s. 215)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'er-râcife'nin kıyametin ilk sarsıntısı olduğunu, ardından 'er-râdife'nin (ikinci sarsıntı) geleceğini belirtir. Bu kelime, yeryüzünü ve üzerindekileri sarsacak olan o büyük olayı isimlendirir. (Nüzhetü'l-Kulûb, s. 210)
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'er-râcife'nin 'recf' kökünden türeyen bir isim olduğunu ve 'şiddetli sarsıntı' anlamına geldiğini açıklar. Ayetteki kullanımıyla, kıyametin başlangıcında meydana gelecek olan o dehşetli ve her şeyi yerinden oynatacak ilk sarsıntıyı ifade eder. (Umdetü'l-Huffâz, c. 1, s. 450)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'râcife' kelimesinin Kur'an'da kıyametle ilgili bağlamlarda kullanıldığını ve 'şiddetli deprem, sarsıntı' anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayette, kıyametin ilk aşaması olan ve her şeyi alt üst edecek olan o büyük sarsıntıyı sembolize eder. (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi, s. 187)
Nâziât Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu sarsıntı kahhar isminin sende tecelliye başlamasıyla, olacaktır, kahhar isminin herhangi bir şekilde belki o kimse kahhar isminin zikrini etmeyebilir. Ama fiili olarak manen kahhar tecellisi sana geldiğinde şu veya bu şekilde sarsıldıkça. Varlığın vücut mülkün, beden mülkün, sarsıldıkça sarsıldığı vakit. Bu bizlerin ki muhabbet fırtınalarıyla, ilim hareketleriyle, daha evvelce kesin olarak bildiğimiz hükümlerin aslında bir mutlak ifâdesi olmadığı, daha başka ifâdelerinde bulunduğu, anlatıldığı zaman, bu husus anlaşıldığında, bizim idrâkimiz de sarsılmaya başlıyor. Genel yapımız kaymaya başlıyor. Ayaklarımız yerden kaymaya başlıyor. Yerinde duramamaya başlıyor.
Neden? Çünkü daha evvelce muhkem diye kurduğumuz binanın aslında çokta muhkem olmadığı, birçok yerlerde delikleri olduğu ve bu binanın yeniden yapılmasına gerek olduğunun anlaşıldığı zaman, sarsılmaya başlıyoruz. Bazı şeylerde şüpheye düşüyoruz. Acaba yanlış mı yapıyoruz? Bu kadar zamandır bunu böyle bildiğimiz halde böyle değilmiş. Veya daha ilerisi de varmış diye kıstas ölçülerimiz değişmeye başladığı zaman, bizdeki hem vücut arzı, hem de ilim varlığımız sarsılmaya, silkelenmeye başlıyor.[15] “ İz- -T-B- ”
“Kurb-u nevafil” nafileler ile yaklaşıldığı zaman Kulun nafilelerle Allah'a yaklaşması sonucu, Hakk'ın o kulun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olması şeklinde özetlenen özel bir yakınlık mertebesidir. Ve hakiki sünnet yaşantısıdır. Seyr-i süluk içinde hayali ve vehimi varlığın sarsılması ve vuruntuları halidir. (M.D.)