Vemâ ce'alehu(A)llâhu illâ buşrâ velitatme-inne bihi kulûbukum(c) vemâ-nnasru illâ min ‘indi(A)llâh(i)(c) inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)
Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.
Enfâl Suresi'nin 10. ayeti, ilahi yardımın ve müjdenin kalpleri yatıştırma fonksiyonunu vurgularken, zaferin nihai kaynağının Allah olduğunu ve O'nun kudret ve hikmet sahibi olduğunu belirtir. Ayet, savaş ortamında müminlere moral ve güven aşılayan temel kavramlar etrafında şekillenmiştir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'büşrâ' kelimesinin 'beşer' kökünden geldiğini ve insanın derisinin dış yüzeyine ulaşan, onu sevindiren veya üzen haber anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki bağlamda ise, Allah'ın müminlere zafer ve yardım vaadiyle kalplerine sevinç ve güven vermesi kastedilmektedir. Bu, özellikle savaş gibi zor zamanlarda moral yükseltici bir ilahi lütuftur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'büşrâ'yı 'müjde' olarak açıklar ve bu ayetteki kullanımının, Allah'ın müminlere düşmanlarına karşı zafer vaadiyle kalplerini rahatlatması olduğunu ifade eder. Bu, mecazi olarak kalbe ferahlık veren bir haberdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'büşrâ' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'tan gelen iyi haber, müjde ve ilahi lütuf anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'büşrâ', müminlerin zor zamanlarında Allah'ın desteğiyle gelecek olan zaferin ve huzurun önceden bildirilmesi olarak işlev görür, bu da onların imanını pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'tatmainne' fiilinin 'sükûnet bulmak, yerleşmek, huzur bulmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kalplerinizin yatışması' ifadesi, savaşın getirdiği korku ve endişenin Allah'ın yardımı ve müjdesiyle giderilmesi, kalplerin güven ve huzura kavuşması demektir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'itmi'nân' kelimesinin 'bir şeyin yerine oturması, sabitlenmesi ve sakinleşmesi' anlamını taşıdığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın müjdesi ve yardımı sayesinde müminlerin kalplerinin korku ve tereddütten arınarak tam bir güven ve huzur haline gelmesi kastedilir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 't-m-n' kökünün Kur'an'da genellikle 'kalbin sükûnet bulması, güven duyması ve endişelerden arınması' anlamında kullanıldığını vurgular. Bu ayette, Allah'ın müjdesi ve yardımıyla müminlerin kalplerinin savaşın zorluklarına rağmen tam bir iç huzura ermesi hedeflenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalb' kelimesinin 'dönmek, çevirmek' anlamından türediğini ve bedenin en önemli organı olmasının yanı sıra, insanın idrak, düşünce ve duygularının merkezi olduğunu belirtir. Ayetteki 'kalpleriniz' ifadesi, müminlerin iç dünyalarının, yani korku, endişe, umut ve güven gibi tüm duygusal ve zihinsel hallerinin yatışmasını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'kalb'in hem maddi hem de manevi bir merkez olduğunu, insanın idrak, akıl ve irade gücünün kaynağı olduğunu açıklar. Bu ayette, Allah'ın müjdesi ve yardımıyla müminlerin kalplerinin, yani içsel hallerinin, korkudan güvene, endişeden huzura dönüşmesi kastedilmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nasr' kelimesinin 'yardım etmek, desteklemek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'yardım ancak Allah katındandır' ifadesi, savaşta elde edilen zaferin veya herhangi bir başarıda görülen desteğin nihai kaynağının Allah olduğunu vurgular, insan çabasının tek başına yeterli olmadığını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nasr'ın 'düşmana karşı yardım etmek ve galip gelmek' anlamını taşıdığını ifade eder. Bu ayette, müminlere verilen zaferin, Allah'ın doğrudan bir lütfu ve desteği olduğu, başka hiçbir gücün bu yardımı sağlayamayacağı belirtilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nasr' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi yardım ve zafer anlamında kullanıldığını ve bu yardımın Allah'ın mutlak kudretinden kaynaklandığını belirtir. Ayetteki 'nasr', müminlerin kendi güçleriyle değil, Allah'ın iradesi ve desteğiyle zafere ulaşacakları inancını pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'azîz' kelimesinin 'güçlü, galip, yenilmez' anlamlarına geldiğini ve Allah için kullanıldığında O'nun mutlak kudretini, hiçbir şeye muhtaç olmamasını ve her şeye üstün gelmesini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'Allah azîzdir' ifadesi, O'nun yardımının kesinliğini ve gücünün sınırsızlığını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'azîz'in 'kendisine ulaşılamayan, yenilmeyen, eşi benzeri olmayan' anlamlarını taşıdığını açıklar. Bu ayette, Allah'ın 'Azîz' sıfatı, O'nun yardımının ve zaferinin kaynağı olarak mutlak gücünü ve yenilmezliğini ortaya koyar, müminlere güven verir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hakîm' kelimesinin 'hikmet sahibi, her şeyi yerli yerince yapan, sağlam ve doğru hükümler veren' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Allah hakîmdir' ifadesi, O'nun yardımının ve müjdesinin rastgele değil, belirli bir hikmet ve amaç doğrultusunda gerçekleştiğini, her eyleminin bir anlamı olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hakîm'in 'her şeyi en güzel şekilde yapan, ilim ve hikmetle donanmış olan' anlamını taşıdığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın 'Hakîm' sıfatı, O'nun müminlere yardım etme ve kalplerini yatıştırma eylemlerinin, en doğru ve en uygun zamanda, derin bir hikmetle gerçekleştiğini vurgular.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (8/10)
Allah-Uluhiyet mertebesinden bunu müjde olarak gönül âleminiz yatışsın, sekine bulsun diye yapmıştı.
Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinde (sekîne) kelime-sini şöyle tarif etmektedir.
(Sekîne, sükûn bulmak, itminana kavuşmak, telâşlanmamak, kalbin huzura ermesi, yüreğin oturma-sı, gönlün rahata kavuşması, tasalanmaması, anlamla-rını içerir.) Diye ifade edilmektedir.
Ayrıca gönlümüzden gelen şöyle bir tarifte yapa-biliriz. “(Sekîne) Allah’ın mü’min kullarının kalplerine (selâm) ismiyle olan tecellisi’dir,” diyebiliriz.
Bilindiği gibi (sekene) Arab-î lisanda mazi fiil olarak (sakin oldu) manâsınadır. İsmi fail’i (sâkin’ün) (sakin olucu) ismi mef’ul u (meskûn’ün) (sakin olunmuş) ismi zaman ve ismi mekân’ı ise (mesken) dir, yani (sâkin olunan “oturulan” yerdir.)
(Hüve) O Huu olan zât ki; kulunun kalbine selâm ismiyle tecelli etti, oturdu, sâkin-i oldu.[32]
“illâ min ‘indi(A)llâh(i) inna(A)llâhe” Uluhiyet katından başka Allah’tan yardım yoktur.
Tarık sûresinde “Sır” mertebelerini incelerken bunun nasıl olduğu anlamaya çalışılmıştı;
Marifet mertebesinde ise bu sır “Nasır-Ensar” (انصار - نصر) “yardım – yardımcılar” kime yardım, gönüldeki Hakikat-i Muhammedi Mescidine hicret edenlere yardım, yardımcılardır… “Na-sır” okunuşta gizli “Elif” ile “Na” “Biz” olmakta Nasr sûresindeki ifadesiyle “Allah'ın yardımı ve fethi geldiği zaman.[33]” Diye, Ahadiyet mertebesi haber vermektedir. “Na” da “Zât” mertebesi ve Zât-i “sırr”ı ifade etmektedir. (Nûn) İlâhiyat Necmi-Nûru İlâhidir. Nasr sayısal değeri, Nun:50, Sad:90, Re: 200 (50+90+200= 340) tır. Bu sayı karşımızda Kamer (Hakikat-i Muhammedi- Nuru Muhammed-i) de karşımıza çıkmaktadır.[34]
Bu âyette de yardımın Allah katından olduğunu anlatan Ahadiyet mertebesidir.
Hakikaten, Allah üstünlük ve hikmet sahibidir.