İż testeġîśûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi-elfin mine-lmelâ-iketi murdifîn(e)
Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, "Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum" diye cevap vermişti.
O vakit siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: "Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum" diye duanızı kabul buyurmuştu.
Enfâl Suresi'nin 9. ayeti, Bedir Savaşı öncesinde müminlerin Allah'tan yardım talebini ve Allah'ın bu talebe bin melekle karşılık vermesini anlatır. Ayet, istiğase, icabet ve imdad kavramları üzerinden ilahi yardımın mahiyetini ve müminlere verilen desteği vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğavs (غوث), yardım demektir. İstigâse (استغاثة) ise, yardım istemek, imdat dilemektir. Ayetteki 'tastağîsûne' fiili, müminlerin düşman karşısında zayıf düşerek Allah'tan acil yardım talebinde bulunmalarını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İstigâse, birinden yardım dilemektir. Burada müminlerin Rablerinden, düşmanlarına karşı kendilerine zafer vermesini istemeleri kastedilmiştir. Bu, mecazi olarak Allah'a sığınma ve O'ndan medet umma halidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstigâse, Kur'an'da genellikle Allah'a yöneltilen bir yakarış, bir yardım çağrısı olarak geçer. Bu ayette, müminlerin çaresizlik anında Allah'a yönelerek O'ndan kurtuluş ve destek beklemelerini ifade eder, bu da Allah ile kul arasındaki derin bağı gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İcâbet (إجابة), bir davete veya isteğe karşılık vermektir. Allah'ın 'istecâbe' fiiliyle müminlerin istiğasesine karşılık vermesi, onların dualarının kabul edildiğini ve ilahi yardımın geleceğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İcâbet, bir şeye cevap vermektir. Ayetteki 'festecâbe', Allah'ın müminlerin yardım talebine olumlu yanıt verdiğini ve onlara vaat ettiği yardımı göndereceğini belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İcâbet, sadece bir cevaptan öte, bir talebin yerine getirilmesi anlamını taşır. Allah'ın istiğaseye icabet etmesi, O'nun kullarının dualarına kayıtsız kalmadığını ve onlara fiilen yardım ettiğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İmdâd (إمداد), birine yardım etmek, destek sağlamaktır. Özellikle savaş gibi durumlarda asker veya güç takviyesi anlamına gelir. Ayetteki 'mümiddüküm', Allah'ın müminlere meleklerle takviye göndererek onları güçlendireceğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Medd (مدّ), bir şeyi uzatmak, artırmak demektir. İmdâd ise, birine yardım etmek, destek vermek, özellikle de bir orduya takviye göndermek anlamında kullanılır. Allah'ın 'mümiddüküm' ifadesi, müminlere ilahi bir destek ve güçlendirme vaadidir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İmdâd, bir şeye ekleme yapmak, onu güçlendirmek demektir. Bu ayette, Allah'ın müminlere meleklerle yardım göndermesi, onların moralini yükseltmek ve düşmana karşı üstünlük sağlamak için ilahi bir takviyedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Melek (ملك), 'elûk' veya 'me'leke' kökünden gelir ve 'risalet' (elçilik) anlamını taşır. Melekler, Allah'ın elçileri olup O'nun emirlerini yerine getirirler. Ayetteki 'el-melâike', Allah'ın müminlere gönderdiği görünmez yardımcı kuvvetleri ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Melekler, Allah'ın emirlerini yerine getiren, nurdan yaratılmış, latif cisimlerdir. Onlar, Allah'ın iradesini yeryüzünde gerçekleştiren varlıklardır. Bu ayette, meleklerin savaşta müminlere destek olmak üzere gönderilmesi, ilahi müdahalenin bir göstergesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Melekler, Kur'an'da genellikle Allah'ın kudretinin ve iradesinin tecellisi olarak görülür. Onlar, Allah'ın mesajını ileten, O'nun emirlerini uygulayan ve müminlere yardım eden varlıklardır. Bu ayetteki melekler, Allah'ın müminlere olan desteğinin somut bir tezahürüdür.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İrdâf (إرداف), bir şeyin arkasından gelmek, onu takip etmektir. 'Mürdifîn' kelimesi, meleklerin birbiri ardınca, peş peşe gelerek müminlere destek olduğunu belirtir, bu da yardımın kesintisiz ve sürekli olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mürdifîn, birbiri ardınca gelen, birbirini takip eden demektir. Burada meleklerin, müminlere yardım etmek üzere kesintisiz bir şekilde, dalga dalga geldiği mecazi olarak ifade edilmiştir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ridf (ردف), bir şeyin arkasından gelen demektir. 'Mürdifîn' ise, birbiri ardınca gelen, birbirini izleyen anlamındadır. Bu, meleklerin tek seferde değil, sürekli ve art arda gelerek müminlere destek olduğunu vurgular.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İz testegîsûne rabbekum festecâbe lekum ennî mumiddukum bi-elfin mine-lmelâ-iketi murdifîn(e)” Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, “Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum” diye cevap vermişti. (8/9)
Hani rabbinizden rububiyet-esmâ mertebesinden yardım istiyordunuz. “bi-elfin mine-lmelâ-iketi” Melek, kuvve demektir… Meleki kuvvetlerin “1000” yönü ile yardım ediyordum veya 1000 sayısı غ “Gayın” harfinin ebced sayı değeridir. Gayiyetteki meleki kuvvetlerim ile sizlere yardım ediyordum. Bilinen gayr bilen ise ayn’dır.
وَمَا جَعَلَهُ اللّهُ إِلاَّ بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وَمَا النَّصْرُ إِلاَّ مِنْ عِندِ اللّهِ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ {الأنفال/10}
“Vemâ ce’alehu(A)llâhu illâ buşrâ velitatme-inne bihi kulûbukum vemâ-nnasru illâ min ‘indi(A)llâh(i) inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)” Elmalı Tefsirinde bu âyetin oluşumu şöyle anlatılmıştır.
Hani siz Rabbinize istiğase ediyor, yalvarıyor, imdat ve yardım istiyordunuz ya... Müminler savaşın ve çatışmanın kaçınılmaz olduğunu anladıkları zaman "Ey Rabb'imiz, Senin düşmanlarına karşı bize yardım et! Ey yalvaranların niyazını duyan, bize merhamet et!" diye dua etmeye başlamışlardı. Hz. Ömer'den rivâyet edildiğine göre; Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, müşriklere baktı, bin kadar idiler, bir de ashabına baktı, üçyüz on kadar kişiydiler. Bunun üzerine kıbleye döndü ve iki elini kaldırıp "İlâhî bana verdiğin sözü yerine getir! İlâhî, şu bir avuç insan yok olursa, sana yeryüzünde ibadet eden kalmayacak." diye dua etmeye başladı, bir süre duaya devam etti, nihâyet omuzundan ridası düştü. Onu Hz. Ebubekir aldı, müberek omuzuna koydu ve ardından "Ey Allah'ın Resulü! Rabbine niyazın ve münacatın yetişir, O, sana olan vaadini yerine getirecektir." dedi. Rabbiniz de size şöyle cevap verdi, yani şu şekilde âyet nâzil oldu: Hiç şüphesiz Ben size ardı ardına bin melek ile yardım edeceğim. Bu kadar melâikeye ne lüzum vardı? Allah melek göndermeden de dilediğini yapamaz mıydı? Ve Allah dilediği takdirde bir tek melek bile dünyanın altını üstüne getirmeye yetmez miydi?[31]