Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-stecîbû li(A)llâhi velirrasûli iżâ de'âkum limâ yuhyîkum(s) va'lemû enna(A)llâhe yahûlu beyne-lmer-i vekalbihi veennehu ileyhi tuhşerûn(e)
Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'ın ve Resulü'nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Ey iman edenler! Peygamber sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman, Allah'a ve Resul'e icabet edin. Ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Ve siz kesinkes O'nun huzurunda toplanacaksınız.
Enfâl Suresi'nin 24. ayeti, müminlere Allah ve Resul'ün çağrısına icabet etmeyi emrederken, bu çağrının onlara hayat verecek bir nitelik taşıdığını vurgular. Ayet ayrıca, Allah'ın insan ile kalbi arasına girme kudretine ve nihai dönüşün O'na olacağına dikkat çekerek, imanın ve itaatin derinliğini ve ciddiyetini ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstecâbe (استجاب) kelimesi, cevâb (جواب) kökünden türemiştir ve bir şeye karşılık vermek, çağrıya icabet etmek demektir. Ayetteki kullanımı, Allah ve Resul'ün 'hayat veren' çağrısına gönüllü ve tam bir teslimiyetle uymayı ifade eder. Bu, sadece sözlü bir karşılık değil, aynı zamanda fiili bir itaati de içerir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İstecâbe, talebe'l-icâbe (طَلَبَ الإِجَابَةَ) yani 'cevap istemek' anlamında da kullanılır. Ancak ayetteki 'istecîbû' emri, Allah ve Resul'ün davetine olumlu yanıt vermeyi, onların emirlerine boyun eğmeyi ve bu emirleri yerine getirmeyi gerektiren bir yükümlülüğü ifade eder. Bu, davetin önemine binaen bir karşılık verme eylemidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İcabet kavramı, Kur'an'da Allah'ın çağrısına verilen cevabı ifade eder ve bu, sadece bir 'evet' demekten öte, kişinin tüm varlığıyla bu çağrıya yönelmesini, kendini ona teslim etmesini ve onun gerektirdiği yaşam biçimini benimsemesini içerir. Enfâl 24'teki 'istecîbû', müminlerin Allah'ın ve Peygamber'in kendilerine sunduğu 'hayat'a karşılık vermelerini, yani bu hayatı benimsemelerini emreder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hayat (حياة) kelimesi, ölümün zıddıdır ve varoluşun temelini ifade eder. 'Yuhyîküm' (يُحْيِيكُمْ) fiili, burada sadece biyolojik yaşamı değil, aynı zamanda manevi, ahlaki ve sosyal anlamda bir dirilişi, canlanmayı ve gelişmeyi ifade eder. Allah ve Resul'ün çağrısı, insanı cehalet, gaflet ve günahın ölü halinden kurtarıp, iman ve salih amellerle dolu gerçek bir hayata kavuşturur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Kur'an'da 'hayat vermek' ifadesi mecazi anlamda da kullanılır. Burada 'sizi diriltecek' ifadesi, sizi doğru yola iletecek, size fayda sağlayacak ve sizi manevi olarak canlandıracak şey demektir. Bu, İslam'ın getirdiği prensiplerin ve öğretilerin, bireyin ve toplumun yaşam kalitesini yükseltme potansiyeline işaret eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hayat kavramı Kur'an'da geniş bir semantik alana sahiptir. Enfâl 24'teki 'yuhyîküm' ifadesi, Allah'ın ve Resul'ün davetinin, insanı cehaletten bilgiye, sapkınlıktan hidayete, manevi ölüden canlıya taşıyan bir dönüşümü ifade ettiğini gösterir. Bu, bireyin dünya ve ahiret saadetini temin eden bir 'diriliş'tir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Yeḥûlü (يَحُولُ) fiili, 'hâle' (حَالَ) kökünden gelir ve bir şeyin arasına girmek, engel olmak, değiştirmek gibi anlamlara gelir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insan ile kalbi arasına girerek, kalbin yönelimlerini, niyetlerini ve kararlarını etkileyebileceği, hatta değiştirebileceği kudretini vurgular. Bu, Allah'ın insan üzerindeki mutlak egemenliğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Havl (حول) kelimesi, bir şeyin durumunu değiştirmek, bir şeyin önüne geçmek anlamlarına gelir. 'Yeḥûlü beyne'l-mer'i ve kalbihî' ifadesi, Allah'ın insanın kalbine hükmetme, onu dilediği yöne çevirme veya dilediği şeyi ondan engelleme gücünü anlatır. Bu, insanın kalbinin bile Allah'ın kontrolü altında olduğunu, dolayısıyla O'na karşı gelmenin imkansızlığını hatırlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Bu ifade, Allah'ın insan kalbine en yakın olduğunu ve kalpteki düşünceleri, niyetleri ve duyguları bildiğini, hatta onları yönlendirebileceğini gösterir. Bu, aynı zamanda bir uyarıdır; zira Allah, kişinin kalbindeki niyetleri değiştirebilir veya onu doğru yoldan saptırabilir. Dolayısıyla, müminlerin kalplerini sürekli Allah'a yöneltmeleri ve O'ndan yardım dilemeleri gerektiği anlaşılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalp (قلب), bir şeyin merkezi ve özü anlamına gelir. İnsanda ise akıl, idrak, duygu ve iradenin merkezi olarak kabul edilir. Ayetteki 'kalbihî' ifadesi, Allah'ın insanın en mahrem ve özel alanı olan kalbine bile müdahale edebileceğini, onun niyetlerini ve yönelimlerini değiştirebileceğini vurgular. Bu, insanın iç dünyasının bile Allah'ın kudreti altında olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Kalp, Kur'an'da hem maddi organ hem de manevi merkez olarak kullanılır. Burada 'kişi ile kalbi arasına girme' ifadesi, Allah'ın insanın en derin düşüncelerine, niyetlerine ve duygularına vakıf olduğunu ve onları yönlendirme gücüne sahip olduğunu belirtir. Bu, insanın kalbinin bile Allah'ın kontrolünde olduğunu ve O'nun iradesine tabi olduğunu hatırlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da kalp (qalb), sadece duygusal bir merkez değil, aynı zamanda bilginin, imanın ve iradenin de merkezidir. Enfâl 24'teki bağlamda, Allah'ın kişi ile kalbi arasına girmesi, O'nun insanın en içsel varlığına, yani niyetlerine ve inançlarına doğrudan etki edebileceği anlamına gelir. Bu, insanın özgür iradesinin bile nihayetinde Allah'ın kudreti altında olduğunu gösteren bir metafizik gerçektir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Haşr (حشر), bir topluluğu bir araya getirmek, toplamak demektir. 'Tuḥşerûn' (تُحْشَرُونَ) fiili, ahiret gününde tüm insanların Allah'ın huzurunda hesap vermek üzere bir araya getirileceğini ifade eder. Bu, ayetin sonundaki bir uyarı ve hatırlatmadır; dünya hayatındaki eylemlerin bir karşılığı olacağını ve herkesin Allah'a döneceğini vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Haşr, Kur'an'da genellikle kıyamet günü insanların diriltilip hesap için toplanmasını ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın kudretinin sadece dünya hayatıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda ahirette de tüm insanları bir araya getirecek ve onları yargılayacak güce sahip olduğunu gösterir. Bu, müminler için bir motivasyon, inkarcılar için ise bir tehdittir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Haşr kavramı, Kur'an'da diriliş ve hesap verme bağlamında merkezi bir yere sahiptir. Enfâl 24'teki 'tuhşerûn' ifadesi, Allah'ın çağrısına icabet etmenin ve O'nun kudretini idrak etmenin nihai sonucunu, yani ahiretteki toplanmayı ve hesaplaşmayı hatırlatır. Bu, dünya hayatının geçici olduğunu ve asıl hedefin ahiret olduğunu vurgular.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû-stecîbû li(A)llâhi velirrasûli izâ de’âkum limâ yuhyîkum va’lemû enna(A)llâhe yahûlu beyne-lmer-i vekalbihi veennehu ileyhi tuhşerûn(e) (8/24) Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah’ın ve Resûlü’nün çağrısına uyun ve bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Yine bilin ki, O’nun huzurunda toplanacaksınız. (8/24)
Elmalı Tefisirinde âyetin yorumunda;
Allah'a ve Resule icabet edin (onu duyun ve ona uyun), özellikle size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman onun emrine seve seve icabet edin. Çok dikkat çekici bir ifade tarzıdır ki, davet fiili, hem Allah'a, hem Resul'e isnad edildiği halde diye tesniye sigası (ikil kipi) ile değil şeklinde tekil olarak zikredilmiştir ve üstelik Allah'a değil, Resul'e isnad edilmiştir. Zira davet birdir. Allah'ın daveti peygamberinden dile gelecek ve Resul'ün daveti de Allah'ın davetinden başka birşey olmayacaktır. "Sizi ihya edecek," yeniden hayat verecek, hayatınıza sebep olacak, bitki ve hayvan halinden çıkarıp, insanlığın aday olduğu hür, mutlu bir hayata kavuşturacak ve ebedi hayata sizi hürriyetinizle yükseltecek bir ilim veya amel demektir ki Hz. Peygamber, zaten buna davet için gönderilmiştir. İnsanlara kulak, dil ve akıl da bunun için verilmiştir. Peygamber, Allah'ın vereceği öyle bir hayat yoluna davet edeceği cihetle davet ettiği ve kulağınıza böyle bir davet geldiği vakit hemen istekle icabet ediniz. Ve biliniz ki Allah, muhakkak, kişi ile kalbinin arasına girer. Ona kalbinden, kalbine ondan daha yakın ve hakimdir. Ondaki hâli gönlünden, gönlündeki hâli ondan daha iyi bilir ve daha yakından hükmü altına alıp, sahip olur. Kudreti o kadar geçerlidir ki, yalnızca kişi ile başkaları arasına değil, onunla kalbi arasına bile girer. Düşünen "ben" ile düşünülen "ben" arasına girer ve bu iki benliği birbirinden ayırır. İnsanı bir anda gönlündeki emellerinden mahrum bırakıverir. Azim ve iradesini bozar ve ters yöne çevirebilir. Kanaatlerini, zevklerini değiştiriverir. Onunla kalbinin arasını öyle ayırır ve öylesine açar ki, bunlar birbirinin zıddı kesilir, insanı kendi kendisine düşman eder. Kişi ile kalbinin arasına öyle girer ki, aklını elinden alıverir, bütün şuurunu yok ediverir. Kendi kendini duymaz, kendi kendinin farkına varmaz hale getirir ve nihâyet canını alır, öldürüverir. Bunun için Allah sizinle kalbiniz arasına perde çektiği ve ölüme davet ettiği vakit, ona icabet etmemeye ve emrine karşı koymaya imkân bulamazsınız ve bir nefes sonra başınıza ne geleceğini bilemezsiniz. O halde kalbinizle aranız açılmadan, canınız elinizden alınmadan, fırsat elinizde iken Allah'ın Resulü, sizi ihya edecek, ebedi hayata yükseltecek bilgi veya amellere davet ettiği zaman, hiç ihmal etmeden hemen ona gönüllü olarak icabet ediniz, onun emrine seve seve koşunuz. Şunu da biliniz ki, kesinkes siz O'na haşrolunacaksınız", başkasına değil, yalnızca Allah'a toplanacaksınız da amellerinizin mertebesine göre cezasını çekeceksiniz. Şu halde "kalbimizden ve canımızdan ayrılırsak, ne olur?" demeyiniz de itaat ve icabet etmekten geri kalmayınız.[66]
“yuhyîkum” “Hayat verecek şeyler, Allah ve Resülü çağırdığı zaman, Uluhiyet mertebesi ve risalet mertebesiyle hayat verecek şeylere çağırdığı zaman…
“Kum” “biiznilalah” Allah’ın izniyle Ali İmran 49. âyette İsâ a.s. : Size, kuş biçiminde çamurdan birşey yaparım da içine üflerim, Allah'ın izniyle o, kuş olur;
Kuş gök ehli yani gönül ehlidir. İşte bu davet ölü gönülleri diriltmektedir.
Nasıl ki Cenâb-ı Hakk Âdem (a.s.) ın tesviye edilmiş çamuruna “ve nefahtü fihi min rûhi” ile ruhundan nefhetti ise İsâ (a.s.) da da Cenâb-ı Hakk’ın zât-î zuhuru olduğundan o da nefhedince Allah’ın izni ile kuş canlandı. Burada her ne kadar görünürde olan İsâ (a.s.) ise de hakikatte orada Allah’ın zât-î zuhurundan başka bir zuhur yoktur.
Dikkat edersek peygamber olarak İsâ (a.s.) ın bu bahsedilen mu’cizeleri, Hz. Râsûlüllah’ın (s.a.v.) ümmetinde kerâmetler olarak zuhura geliyor. Hz. Râsûlüllah (s.a.v) ise taa kıyamete kadar ölü gönülleri diriltmektedir.[67]
Kişinin nefsi-benliği ile gönlü arasına Allah-uluhiyet mertebesi girer. Ve Ahadiyet mertebesinin haber vermesinin devamı ile uluhiyet mertebesi huzunda cem’ül Cem olacaksınız…