İçeriğe atla
Enfâl 25Cüz 9 · Sayfa 179

Enfâl Sûresi 25. Âyet

الأنفال

Sohbete sor

Vettekû fitneten lâ tusîbenne-lleżîne zalemû minkum ḣâssa(ten)(s) va'lemû enna(A)llâhe şedîdu-l'ikâb(i)

Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.

Enfâl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Vettekû fitneten lâ tusîbenne-llezîne zâlemû minkum hâssa(ten) va’lemû enna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)” Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır. (8/25)


Fitne kelimesi, sözlükte “altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmek” mânasına gelen fetn (fütûn) kökünden türemiştir. Kelimenin en eski kullanımlarında “derisini daha kolay yüzebilmek için kurbanı sıcak kuma gömmek; kandırmak, gönlünü çelmek” ve “pusu kurarak yol kesmek” anlamları da vardır. Kuyumcu için aynı kökten gelen fettân kullanılır (Lisânü’l-ʿArab, “ftn” md.). Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de “ateşe atma, ateşle azap etme” anlamında geçmektedir (ez-Zâriyât 51/13). Fitnenin zamanla kazandığı, insanın zarara uğraması veya uğratılması şeklindeki anlamında ateşte yanmayla ilgili eski mânanın da etkisi olmuştur. Klasik sözlüklerde bu anlamların başlıcaları şu şekilde sıralanmıştır: “Sınama, maddî ve mânevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme.” İnsanın içine aşk ateşi düşürdüğü veya gönlünü çelip mantıklı düşünmesini engellediği için kadına fettân denilmiştir. Aynı kelime, kişinin aklını karıştırıp ahlâkını bozan ve cezaya çarptırılmasına sebep olan şeytan için, ayrıca zarar verme mânasından dolayı hırsız için de kullanılmıştır. İnsanların hırsını kamçılayıp günah işlemelerine sebep olan altın ve gümüşe “iki fettân”, insanları zor bir imtihandan geçirecek olan Münker ve Nekir’e de “kabrin iki fettânı” adı verilmiştir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ftn” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ftn” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ftn” md.; Müsned, II, 173; III, 346). Fitnenin, “inanç uğruna mâruz kalınan ağır işkence” anlamında kullanımı da oldukça yaygındır (meselâ bk. Câhiz, s. 29, 30, 32, 40).[68]

Sakınılması istenen “Fitne” ateşidir, sadece fitneyi çıkarana zarar vermekle kalmaz. Bir orman yandığı zaman sadece ağaçlar mı zarar görür? Bu herkezin malumudur içinde ne kadar mahlukat, canlı varsa onlarda zarar görür… Orman fikirlerdir, nefsin zulmani fikirlerinin ateşi kişinin tüm varlığını ateşe ve azaba götürür.

Mesnevi-i Şerifte bu âyetin tefsiri beyitlerinde;

78. Hudâ’dan edebe tevfîk isteyelim; edebsiz Rabb'ın lütfundan mahrûm oldu.

Zâhirde ve bâtında bizi edebe uymada başarılı kılmasını Cenâb-ı Hak'dan niyâz edelim; çünkü edeb dışına çıkan kimseler, Hakk’ın lütfu ile tecellîsinden mah­rûm olurlar ve haklarında ilâhî kahır ortaya çıkar.

79. Edebsiz fenâyı yalnız kendisi için tutmadı; belki bütün etrâfa ateş vurdu.

Ya’ni, edebsizin yaptığı fenâlık yalnız kendi nefsi ile sınırlı kalmadı; belki o fenâlığın ateşini ve kötü te'sirlerini etrâfa saçtı. Nitekim Enfâl sûresinde Hak Teâlâ:

(Enfal, 8/25) “Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zâlemû minkum hâssaten” "Sakının bir belâ ve azâptan ki, sizden sâdece zulmeden kimselere isâbet etmez (diğerlerine de isâbet eder)" buyurur.[69]


وَاذْكُرُواْ إِذْ أَنتُمْ قَلِيلٌ مُّسْتَضْعَفُونَ فِي الأَرْضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُم بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ {الأنفال/26}

“Vezkurû iz entum kalîlun mustad’afûne fî-l-ardi tehâfûne en yeteḣattafekumu-nnâsu feâvâkum veeyyedekum binasrihi verazekakum mine-ttayyibâti le’allekum teşkurûn(e)”

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)