Vettekû fitneten lâ tusîbenne-lleżîne zalemû minkum ḣâssa(ten)(s) va'lemû enna(A)llâhe şedîdu-l'ikâb(i)
Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır.
Ve öyle bir fitneden sakının ki, içinizden yalnızca zulüm yapanlara dokunmakla kalmaz. Ve bilin ki, Allah'ın cezası şiddetlidir.
Enfâl Suresi'nin 25. ayeti, müminleri genel bir fitneden sakınmaya ve Allah'ın şiddetli azabını idrak etmeye çağırmaktadır. Ayet, fitnenin sadece zalimlere özgü olmadığını, tüm toplumu etkileyebileceğini vurgulayarak, toplumsal sorumluluğa ve ilahi adalete dikkat çekmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fitne' kelimesinin aslının altını ateşe sokarak saflığını ortaya çıkarmak olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda ise fitne, insanı sınayan, imtihan eden, bazen de helake sürükleyen her türlü musibet, bela ve kargaşa için kullanılır. Bu fitne, sadece zalimlere özgü olmayıp, toplumun geneline sirayet edebilecek bir imtihanı ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fitne' kelimesini 'imtihan' ve 'bela' olarak açıklar. Ayetteki 'fitneten lâ tusîbenne' ifadesi, bu imtihanın veya belanın sadece belirli bir zümreye değil, tüm topluma yayılabileceği uyarısını taşır. Bu, toplumsal bir sorumluluğu ve genel bir musibeti işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'fitne' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, genellikle 'imtihan', 'deneme', 'sınama' ve bazen de 'kargaşa', 'ihtilaf' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki fitne, toplumsal bir sınama ve kargaşa potansiyeli taşıyan bir durumu ifade eder ki, bu durum sadece zalimlerin değil, tüm toplumun sorumluluğundadır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'isabet' fiilinin bir şeyin bir yere ulaşması, ona değmesi anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lâ tusîbenne' ifadesi, fitnenin sadece zalimlere özgü kalmayıp, diğer insanlara da ulaşacağı, onları da etkileyeceği uyarısını içerir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'isabet' fiilinin bir hedefe ulaşma, bir şeye denk gelme anlamını vurgular. Ayetteki kullanımında, fitnenin sadece zalimlere 'isabet etmekle' kalmayıp, genel bir musibet olarak tüm toplumu kuşatabileceği tehdidini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'zulm' kelimesinin aslının bir şeyi ait olduğu yerden başka bir yere koymak olduğunu belirtir. Kur'an'da ise genellikle haddi aşmak, haksızlık etmek, Allah'ın koyduğu sınırları çiğnemek anlamında kullanılır. Ayetteki 'zalimler', Allah'ın emirlerine uymayan, başkalarına haksızlık eden ve bu nedenle toplumsal fitnenin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan kişilerdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'zulm' kelimesinin 'haksızlık', 'adaletsizlik' ve 'bir şeyi yerinden etmek' anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'zalimler', kendi fiilleriyle hem kendilerine hem de topluma zarar veren, ilahi adaleti ihlal eden kimselerdir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'zulm' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, Allah'a karşı işlenen günahlardan (şirk gibi) insanlara karşı yapılan haksızlıklara kadar birçok şeyi kapsadığını ifade eder. Bu ayetteki 'zalimler', hem Allah'a karşı görevlerini ihmal eden hem de toplumsal düzeni bozan kişilerdir ve onların zulmü, fitnenin yayılmasına sebep olabilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şedîd' kelimesini 'kuvvetli' ve 'çetin' olarak açıklar. Ayetteki 'şedîdü'l-ıkâb' ifadesi, Allah'ın azabının şiddetini ve kaçınılmazlığını vurgular, bu da müminler için bir uyarı ve caydırıcılık unsuru taşır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'şiddet' kelimesinin bir şeyin gücünü ve katılığını ifade ettiğini belirtir. Allah'ın azabının 'şedîd' olması, onun çok ağır ve tahammül edilemez olduğunu, dolayısıyla müminlerin bu azaptan sakınmak için fitneden uzak durmaları gerektiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ıkâb' kelimesinin bir şeyin ardından gelmek, takip etmek anlamındaki 'akabe' kökünden geldiğini belirtir. 'Ikâb', bir fiilin ardından gelen cezayı ifade eder. Ayetteki 'şedîdü'l-ıkâb' ifadesi, Allah'ın, işlenen günahların ve zulümlerin ardından vereceği cezanın çok şiddetli olacağını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ıkâb' kelimesini 'ceza' ve 'azap' olarak açıklar. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın, fitneden sakınmayan ve zulmedenlere uygulayacağı ağır cezayı ifade eder. Bu, ilahi adaletin bir tecellisidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ıkâb' kelimesinin Kur'an'da genellikle kötü fiillerin karşılığı olarak verilen cezayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'şedîdü'l-ıkâb' ifadesi, Allah'ın cezalandırma gücünün büyüklüğünü ve bu cezanın, fitneden sakınmayanlar için kaçınılmaz olduğunu vurgular.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Vettekû fitneten lâ tusîbenne-llezîne zâlemû minkum hâssa(ten) va’lemû enna(A)llâhe şedîdu-l’ikâb(i)” Sadece içinizden zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan bir azaptan sakının ve bilin ki Allah, azabı çetin olandır. (8/25)
Fitne kelimesi, sözlükte “altın ve gümüş gibi değerli madenleri saflığını anlamak için ateşte eritmek” mânasına gelen fetn (fütûn) kökünden türemiştir. Kelimenin en eski kullanımlarında “derisini daha kolay yüzebilmek için kurbanı sıcak kuma gömmek; kandırmak, gönlünü çelmek” ve “pusu kurarak yol kesmek” anlamları da vardır. Kuyumcu için aynı kökten gelen fettân kullanılır (Lisânü’l-ʿArab, “ftn” md.). Kelime Kur’ân-ı Kerîm’de “ateşe atma, ateşle azap etme” anlamında geçmektedir (ez-Zâriyât 51/13). Fitnenin zamanla kazandığı, insanın zarara uğraması veya uğratılması şeklindeki anlamında ateşte yanmayla ilgili eski mânanın da etkisi olmuştur. Klasik sözlüklerde bu anlamların başlıcaları şu şekilde sıralanmıştır: “Sınama, maddî ve mânevî sıkıntı, üzüntü, belâ ve felâketle imtihan etme.” İnsanın içine aşk ateşi düşürdüğü veya gönlünü çelip mantıklı düşünmesini engellediği için kadına fettân denilmiştir. Aynı kelime, kişinin aklını karıştırıp ahlâkını bozan ve cezaya çarptırılmasına sebep olan şeytan için, ayrıca zarar verme mânasından dolayı hırsız için de kullanılmıştır. İnsanların hırsını kamçılayıp günah işlemelerine sebep olan altın ve gümüşe “iki fettân”, insanları zor bir imtihandan geçirecek olan Münker ve Nekir’e de “kabrin iki fettânı” adı verilmiştir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ftn” md.; Lisânü’l-ʿArab, “ftn” md.; Tâcü’l-ʿarûs, “ftn” md.; Müsned, II, 173; III, 346). Fitnenin, “inanç uğruna mâruz kalınan ağır işkence” anlamında kullanımı da oldukça yaygındır (meselâ bk. Câhiz, s. 29, 30, 32, 40).[68]
Sakınılması istenen “Fitne” ateşidir, sadece fitneyi çıkarana zarar vermekle kalmaz. Bir orman yandığı zaman sadece ağaçlar mı zarar görür? Bu herkezin malumudur içinde ne kadar mahlukat, canlı varsa onlarda zarar görür… Orman fikirlerdir, nefsin zulmani fikirlerinin ateşi kişinin tüm varlığını ateşe ve azaba götürür.
Mesnevi-i Şerifte bu âyetin tefsiri beyitlerinde;
78. Hudâ’dan edebe tevfîk isteyelim; edebsiz Rabb'ın lütfundan mahrûm oldu.
Zâhirde ve bâtında bizi edebe uymada başarılı kılmasını Cenâb-ı Hak'dan niyâz edelim; çünkü edeb dışına çıkan kimseler, Hakk’ın lütfu ile tecellîsinden mahrûm olurlar ve haklarında ilâhî kahır ortaya çıkar.
79. Edebsiz fenâyı yalnız kendisi için tutmadı; belki bütün etrâfa ateş vurdu.
Ya’ni, edebsizin yaptığı fenâlık yalnız kendi nefsi ile sınırlı kalmadı; belki o fenâlığın ateşini ve kötü te'sirlerini etrâfa saçtı. Nitekim Enfâl sûresinde Hak Teâlâ:
(Enfal, 8/25) “Vettekû fitneten lâ tusîbennellezîne zâlemû minkum hâssaten” "Sakının bir belâ ve azâptan ki, sizden sâdece zulmeden kimselere isâbet etmez (diğerlerine de isâbet eder)" buyurur.[69]
وَاذْكُرُواْ إِذْ أَنتُمْ قَلِيلٌ مُّسْتَضْعَفُونَ فِي الأَرْضِ تَخَافُونَ أَن يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُم بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ {الأنفال/26}
“Vezkurû iz entum kalîlun mustad’afûne fî-l-ardi tehâfûne en yeteḣattafekumu-nnâsu feâvâkum veeyyedekum binasrihi verazekakum mine-ttayyibâti le’allekum teşkurûn(e)”