Veżkurû iż entum kalîlun mustad'afûne fî-l-ardi teḣâfûne en yeteḣattafekumu-nnâsu feâvâkum veeyyedekum binasrihi verazekakum mine-ttayyibâti le'allekum teşkurûn(e)
O vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz.
Düşünün ve hatırlayın o zamanları ki, hani bir vakitler siz yeryüzünde güçsüzdünüz, hor görülen bir azınlıktınız. İnsanların sizi hırpalamasından korkuyordunuz, öyle iken O, sizi barındırdı ve sizi yardımıyla destekleyip güçlendirdi ve şükretmeniz için temizlerinden rızık verdi.
Enfâl Suresi 26. ayet, Müslümanlara geçmişteki zayıf durumlarını ve Allah'ın kendilerine nasıl yardım ettiğini hatırlatarak şükretmelerini emreder. Ayet, 'zayıflık', 'barınma', 'destek' ve 'rızık' gibi kavramlar üzerinden Allah'ın lütfunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kall' (قلّ) kelimesinin azlık, küçüklük ve eksiklik anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'kalîl' (قَلِيلٌ) kelimesi, Müslümanların Mekke dönemindeki sayıca azlığını ve dolayısıyla güçsüzlüğünü vurgular. Bu azlık, onların düşman karşısındaki savunmasızlığını pekiştiren bir durumdur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kalîl' kelimesinin burada 'az sayıda' anlamında kullanıldığını ve bu durumun, Müslümanların o dönemdeki zayıf konumunu tasvir ettiğini ifade eder. Ayet, bu azlığın getirdiği korku ve endişeyi hatırlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'istid'âf' (استضعاف) kelimesinin, birini zayıf ve güçsüz bulmak, onu hor görmek ve ezmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'müstaḍ'afûn' (مُّسْتَضْعَفُونَ) kelimesi, Müslümanların Mekke döneminde müşrikler tarafından baskı altında tutulduklarını, güçsüz ve savunmasız görüldüklerini ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'da'f' (ضعف) kökünün zayıflık, güçsüzlük ve acizlik anlamlarına geldiğini açıklar. 'Müstaḍ'afûn' ise başkaları tarafından zayıf düşürülen, ezilen kimselerdir. Ayet, bu durumun Müslümanlar üzerindeki psikolojik ve sosyal etkisini, yani insanların onları esir almasından korkmalarını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'da'f' kökünün genellikle insanın acizliğini ve Allah'a muhtaçlığını ifade ettiğini belirtir. 'Müstaḍ'afûn' kavramı, sadece fiziksel zayıflığı değil, aynı zamanda sosyal ve siyasi baskı altında olma durumunu da kapsar. Ayet, bu zayıflık durumundan Allah'ın yardımıyla kurtuluşu anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'evâ' (أوى) fiilinin bir yere sığınmak, barınmak ve korunmak anlamlarına geldiğini ifade eder. 'Fe-âvâküm' (فَـَٔاوَىٰكُمْ) ifadesi, Allah'ın Müslümanlara Medine'de bir sığınak ve barınak sağlamasını, onları düşmanlarından korumasını anlatır. Bu, Allah'ın onlara olan lütfunun bir göstergesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'îvâ' (إيواء) kelimesinin, bir kimseyi tehlikeden koruyarak güvenli bir yere yerleştirmek olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın Müslümanları Mekke'deki zulümden kurtarıp Medine'ye hicret etmelerini sağlaması ve orada onlara güvenli bir yaşam alanı sunmasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'eyyed' (أيد) fiilinin 'güçlendirmek' ve 'desteklemek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'eyyedeküm' (وَأَيَّدَكُم) ifadesi, Allah'ın Müslümanlara kendi yardımıyla (bi-nasrihî) güç ve kuvvet vermesini, onları düşmanlarına karşı desteklemesini ifade eder. Bu destek, hem manevi hem de maddi olabilir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'te'yîd' (تأييد) kelimesinin, bir şeyi kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak ve ona destek olmak olduğunu açıklar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın Müslümanlara verdiği yardım ve destekle onların zayıflıktan kurtulup güçlenmelerini sağlaması kastedilir. Bu, Bedir gibi savaşlardaki ilahi yardımı da içerir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rızk' (رزق) kelimesinin, Allah tarafından canlılara verilen her türlü nimet ve geçim kaynağı olduğunu belirtir. Ayetteki 'razakaküm' (وَرَزَقَكُم) ifadesi, Allah'ın Müslümanlara 'tayyibât' (temiz ve helal rızıklar) vermesini, onların maddi ihtiyaçlarını karşılamasını ve refahlarını sağlamasını ifade eder. Bu, Allah'ın onlara olan lütfunun bir başka boyutudur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rızk' kavramının Kur'an'da sadece maddi geçim kaynaklarını değil, aynı zamanda manevi nimetleri ve ilahi lütufları da kapsadığını vurgular. Ayetteki 'tayyibât' ile birlikte kullanılması, bu rızkın helal, temiz ve bereketli olduğunu gösterir. Bu, Müslümanların şükretmeleri için önemli bir sebeptir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şükr' (شكر) kelimesinin, yapılan iyiliğin karşılığını bilmek ve onu dile getirmek olduğunu belirtir. Ayetteki 'teşkurûn' (تَشْكُرُونَ) ifadesi, Allah'ın Müslümanlara verdiği barınma, destek ve rızık gibi nimetlere karşılık minnettarlık göstermelerini ve O'na şükretmelerini emreder. Bu, imanın ve kulluğun bir gereğidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'şükr' kavramının, Allah'ın lütuflarına karşı insanın bilinçli bir minnettarlık göstermesi ve bu minnettarlığı hem kalben hem de amelen ifade etmesi olduğunu açıklar. Ayet, Allah'ın geçmişteki yardımlarını hatırlatarak Müslümanları bu şükür eylemine teşvik eder.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
O vakti hatırlayın ki siz yeryüzünde güçsüz ve zayıf idiniz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Derken Allah sizi barındırdı, yardımıyla destekledi ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı ki şükredesiniz. (8/26)
O vakti hatırlayın ki beden Mekkesinin ve Gönül Kâ’besi müşriklerin kontrolünde olduğu için güçsüz ve zayıf durumdaydınız.
Gönül Mekkesinden Hicret yolu ile Medine de sizi barındırdı ve destekledi. Tenzih gıdaları ile sizleri rızıklandırdı, şükredesiniz.
Terzi Baba Kelime-i Tevhid kitabında bu hakikat böyle dile getirilmiştir;
“Medine”ye girdiğinde devenin ilk çöktüğü yer, “gönül meydanı”dır, ki orada “gönül mescidi”ni kurmalısın.
Daha sonra devenin çöktüğü ve oturup kaldığı evin önü de “sabır evi”dir.
Çünkü Eyyubül Ensari “sabır ile yardımı” ifade etmektedir. Eskilerden beri “Eyyub” ismi “sabır” ile özdeşmiştir.
Nitekim, “Allah sabredenlerle beraberdir.” “Sabreden zafere erer.” “Sabredersen hakikate erersin,” gibi birçok şekilde belirtilen bu güzel haslet ile vasıflanmamız lazım geldiğini bilmemiz gerekmektedir Nihâyet “Medine Mescidi” “Mescidi Nebevi”nin inşaatına başlandı, yanına “Hane-i Saadet” inşa ediliyordu.
Bu hadise bize, Kur’anı Keriym Bakara 2/127 âyetindeki,
وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاسْمَعِيلُ
“ve iz yerfe’u ibrahimül kavaide minel beyti ve ismailü” mealen, “o vakti hatırla ki, hani ibrahim ile ismail beytin duvarlarını yükseltiyorlardı.” oluşumunu hatırlatmaktadır.
Bu âyet ile bizlere “gönül kabe”mizin (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” “zat mertebesi” itibariyle yapılmasının gerekliliği bildiriliyorken, “Medine Mescidi”nin yapılmasıyla da gönlümüzde “Hakikati Muhammedi”nin gelişmesini sağlayacak faaliyete geçmesi ile ( عمُحَمَّد) “muhammedin resul allahü” sırrının açılacağı mekan bildirilmektedir.
Mekke’de, “Kabe-i Muazzama” (اللَّهَُلَا إِلَهَ إِلَّا) “lâ ilâhe illâ allah” Medine’de, “Mescidi Nebevi” ( عمُحَمَّد)
“muhammedin resul allahü” dır.
İşte Hakk celle ve ala Hazretleri “Zati Zuhuru”nu her mertebesi itibariyle tecelli ettireceği mahalline müstakil bir bayrak “liva-il hamd” (hamd sancağı) vererek “medeniyyet yolunu” yani “kendini tanıma” yolunu bu mahalden açmıştır.[70]
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ لاَ تَخُونُواْ اللّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُواْ أَمَانَاتِكُمْ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ {الأنفال/27}
“Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tehûnû(A)llâhe ve-rrasûle vetehûnû emânâtikum veentum ta’lemûn(e)” Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamber’e hainlik etmeyin. Bile bile kendi (aranızdaki) emanetlerinize de hainlik etmeyin.
Ey inananlar, imanın şartı bilindiği gibi altı dır. Altı da yön vardır. Uluhiyet ve Risalet bilgileri hikmet ve vahiy dır. Sağ ve Sol Akl-ı küll ve Nefsi küll bilgileridir. Ön hakikat bilgileri ve arka ise ilhami bilgileridir. İşte bu bilgiler aslı olmayan nefsi, hayali, vehimi bilgiler ile değiştirilirse Uluhiyet ve Risalet mertebesine hainlik edilmiş olur. Kişinin kendi arasındaki emanet “zaluman cehula” (33/72) nefsinin cahili olmaktır. Eğer tekrar nefsi istilametine bu ilâhi bilgiler kullanılırsa emanete ihanet edilmiş olur… Allah muhafaza bu duruma bizleri düşürmesin…