İçeriğe atla
Enfâl 34Cüz 9 · Sayfa 181

Enfâl Sûresi 34. Âyet

الأنفال

Sohbete sor

Vemâ lehum ellâ yu'ażżibehumu(A)llâhu vehum yasuddûne ‘ani-lmescidi-lharâmi vemâ kânû evliyâeh(u)(c) in evliyâuhu illâ-lmuttekûne velâkinne ekśerahum lâ ya'lemûn(e)

Onlar Mescid-i Haram'dan (mü'minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez.

Enfâl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Vemâ lehum ellâ yu’azzibehumu(A)llâhu vehum yasuddûne ani-lmescidi-lharâmi vemâ kânû evliyâeh(u) in evliyâuhu illâ-lmuttekûne velâkinne ekserahum lâ ya’lemûn(e)” Onlar Mescid-i Haram’dan (mü’minleri) alıkoyarken ve oranın bakımına ehil de değillerken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın bakımına ehil olanlar ancak Allah’a karşı gelmekten sakınanlardır. Fakat onların çoğu bilmez. (8/34)


Elmalı tefsirinde;

Yoksa Allah'ın onlara azab etmemesi için neleri vardı? Üstelik o haldeydiler ki, Mescid-i Haram'dan insanları engelliyorlardı ve engellemeye devam ederlerken onun evliyası da değillerdi. Mescid-i Haram'a ait hizmetleri yürütmek için ehliyet ve liyakatleri, özellikle velâyet hakları da yoktu. Çünkü onun velileri müttakilerden başkası değildir. Şirkten korunan ve Allah'dan başkasına ibadet etmeyen takva ehlinden başkasının Beytullah'da velâyet hakları olmaz. Ona sahip olmak, onun işlerinde tasarruf etmek hak ve salahiyeti ancak orada tevhid ile ibadet edecek olan müttakilerindir. Ve lâkin onların çoğu bunu bilmezler. Yani o müşriklerin bir kısmı, içlerinden pek azı, kendilerinin liyakatsizliğini ve Mescid-i Haram'a velâyet etmek hakları olmadığını ve bu hakkın müttakilere ait olduğunu ve bundan dolayı ona sırf bir zorbalık ile müdahele etmekte olduklarını bilirler. Ve onlar bunu bile bile inad ederlerse de ekserisi işin içyüzünü bilmezler de "Biz Kâbe'nin valileri, mütevellileriyiz, şu halde dilediğimizi sokar, dilediğimizi sokmayız." derler. Çoğu bilgisizlik yüzünden, pek azı da bile bile inat ve zorbalıkla müttakileri ziyaretten ve tavaftan menediyorlardı.

Bunu kendimize döndürürsek kendi gönül ka’bemiz liyakatlı olmayan nefsi emarenin eline teslim edilmişse esmâ-i ve meleki kuvvetleri oraya sokacak değildir. Kendi puthanesinin putlarının bakımını ve hizmetini yapacaktır.

“evliyâuhu illâ-lmuttekûne” Hu’nun velileri Cenâb-ı hakk’ın "Benim kubbem altında bazı veli kullarım vardır, onları benden başka kimse bilmez."[81]  Bu veliler önül kubbeleri altında saklıdır… Muttekin, ittika sahiplerinden bununda ef’âl, esmâ, sıfat ve zât mertebesinin velileri olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bunu ancak ehli bilir, diğerleri bilmez bu kapı onlara kapalıdır.

Terzi Babam’ın Fetih sûresinde Halk’ın velileri ve Hakk’ın velileri konusunu buraya almak faydalı olacaktır.

Bura da bir hatıramı da belirtmeden geçemiyece-ğim. (05/08/2007) Pazar günü akşamla yatsı arası yazılarımın bir kısmını yazmış, kâğıtlarımı toplayıp torbaya koymuş yatsı ezanı nı beklemekte idim ve tevhid hakikatleri üzere tefekkürde idim, o anda Ezân-ı Muhammed-î Müezzin tarafından, (Allah-u Ekber) diye okunmağa başladı. İşte o anda şöyle bir (açılım-feth) oldu, deniyordu ki; “Velâyet!” (Zuhur halini kadîm haline dönüştürmektir.) Evet bu ibare o anda rabb-ı mın (azîz yardımı, yüce lütfu, güzel bir açılımı ve fethi) olmuştu. Şükründen aciziz.

Şu yazıları bilgisayara aktardığım sırada yukarıda belirttiğim tarih birden sür’atle dikkatimi çekti ve tekrar hayretler içinde kalmıştım, çünkü bu günkü ve bu yazıları yazdığım an ki tarih o yazıların yazıldığı tarihten tamı tamamına tam bir yıl sonrasıydı. Şu anki zaman (05/08/2008) Salı akşamı ve şu anda az bir süre kalan yatsı namazını, hem yazılarımı yazmağa çalışıyorken bir taraftan da yatsı namazının okunmasını bekliyorum ve Müezzin efendi (Allah-u Ekber) diye okumaya başladı, gerçekten çok ilginç bir hadise oluştu. Sanki bir sene hiç geçmemiş ve ben orada “Haremi şerifte” bir direğin dibinde yazılarıma sanki kaldığım yerden devam ediyor-muş gibiyim. Gerçekten bu hadiseyi bilinçli olarak rast getirmeye çalışsaydım olması mümkün değildi.

Uzun senelerdir bu mevzularla ilgili olduğum halde velâyet-in bu tür bir terkiple ne anlatıldığına ve ne de yazıldığına şahit olmamış ve bu hususta hep bir gerçek izah tabiri aramıştım, o kadar çok tabirler kullanılmıştı ki; hattâ birçok kimseler bu tabirlerin ifade ettiği kişilerin kendileri olduğunu hiç bir delilsiz, zan ve vehim etmişlerdir ki, böyle bir benlik anlayışlarına nasıl düşüldüğü hayret edilecek şeylerden dir.

Yeri gelmişken velâyet kelimesinin ifade ettiği ma nâdan kısmen bahsedelim gerçi bu hususta çok kelâmedilmiş çok yazılar yazılmış, çok ta iddialarda bulunanlar olmuştur, ilgilenenler araştırıp bulabilirler, birkaç satırda biz ilâve etsek kime ne zararı olur ki?

Lügatta Veli=(Veli) Ermiş-eren-Allah dostu-Mâlik-Küçük çocukların halinden mes’ul kimse-Baba-Allah’ın isimlerinden biri.) Diye ifade edilmektedir.

Evvelâ, velâyet-i, hakk’ın ve halkın Velileri diye ikiye ayırabiliriz.

(1) Halkın velileri = Bunlar aslında, gerçek manâ da (Veli) olmayıp, zahirde, belki ibadet ve taat-lerinin çok görülmesinden, (Evliya gibi) lâkabı yakıştırılıp daha sonraki nesiller tarafından (Evliya) diye tanınan ve bu şekilde şöhret bulan, yapılarına göre (âbit, zâkir, şâkir, mutteki) gibi olan İnsanlardır. Evliya diye şöhret bulmuş bu kimseler halkın evliyalarıdır ki; Evliya sınıfına girmezler.

(2) Hakk’ın velileri = İse (4) sınıftır:

(1) = Meşreb-i İbrâhimiyye velileri:

(2) = Meşreb-i Museviyye velileri:

(3) = Meşreb-i İseviyye velileri:

(4) = Meşreb-i Muhammediyye velileri, dir ki, en kemal-lileri bunlardır.

Not=Yukarıda bahsedilen, Museviyyet, İseviyyet velileri, dışarıda yaşayanlar değil Kûr’ân-ı Kerîm’de belirtilen mertebeleri itibariyledir. Aslında dışarıda böyle bir velâyette söz konusu değildir.

Aslında gerçek manâ da bir veliyi kolay, kolay tanımak mümkün olmaz, çünkü (Hakk ehlinin olmaz nişanı) denmiştir.

Bir Hadîs-i Kûdsî de, Efendimizin ağzından; Cenâb-ı Hakk. (Benim Veli kullarım kubbelerimin altındadır, onları benden başka kimse tanımaz.) Diye buyurmuştur. Kendi tanıtmadıkça.....

Allah-ın kubbeleri, Onun İsimleri ve sıfatlarıdır, Velileri onların korumaları altındadır ve oralarda sakindirler. Allah (c.c.) lühü Rasûl ve Nebi ismini almamıştır ama (Veli) ismini almıştır.[82]