İçeriğe atla
Enfâl 37Cüz 9 · Sayfa 181

Enfâl Sûresi 37. Âyet

الأنفال

Sohbete sor

Liyemîza(A)llâhu-lḣabîśe mine-ttayyibi veyec'ale-lḣabîśe ba'dahu ‘alâ ba'din feyerkumehu cemî'an feyec'alehu fî cehennem(e)(c) ulâ-ike humu-lḣâsirûn(e)

Allah, pis olanı temizden ayırmak, pis olanların hepsini birbiri üstüne koyup yığarak cehenneme koymak için böyle yapar. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir.

Enfâl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Liyemîza(A)llâhu-lhabîse mine-ttayyibi veyec’ale-lhabîse ba’dahu alâ ba’din feyerkumehu cemî’an feyec’alehu fî cehennem(e) ulâ-ike humu-lhâsirûn(e) Allah, pis olanı temizden ayırmak, pis olanların hepsini birbiri üstüne koyup yığarak cehenneme koymak için böyle yapar.[84] İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir. (8/37)


Tayyib ile habisi ayırmak için bu dünya hayatında cemâl ve celâl esmâlarını ayırmak mümkün olmaz tevhid-birlik kişinin gönlünde oluşacak bir haldir. Nasıl ki incirin içini açtığımız zaman içindeki tanecikleri bir birinden ayırt edimesi mümkün değildir. Cemâl ve celâl tecellileri ayırt edilemez. Narın içindeki tanecikler odacık şeklinde ve birbirinden ayırt edildiği gibi ancak cennet ve cehennemlikler ayırt edilebilir.

Mesnevi şerifte Habis ve Tayyib hakkkında;

3223. Ya'kûb nebînin oğlu Yûsuf koku için "Elkü alâ vechi ebi" dedi!

Bu beyt-i şerîfte, sûre-i Yûsufta olan şu âyet-i şerîfeye işâret buyurulur:

(Yûsuf 2/93-96) Ya’ni, “Yûsuf (a.s.) birâderlerine dedi ki ‘Benim bu gömleğimi götürün, babamın yüzüne ilkâ edin; görücü olarak bana gelsin ve âilenizin hepsini bana getirin!’ Vaktâki kervan Mısır’dan aynldı, babaları onlara dedi ki: ‘Eğer bana bunamış demezseniz, ben Yûsufiın kokusunu buluyorum!’ Dediler ki: ‘Allâh hakkı için sen muhakkak eski hayretinin içindesin!’ Vaktâki müjdeci geldi, o gömleği onun yüzüne ilkâ etti, görücü olarak Yûsuf tarafına rücû’ etti de dedi ki: ‘Ben size demedim mi ki, muhakkak ben sizin bilmediğiniz şeyi Allâh tarafından bilirim!” Ma’lûm olsun ki, her bir ferdin âlem-i cismâniyyette kendisine mahsûs bir kokusu olduğu gibi, âlem-i rûhâniyyette dahi kezâlik kendisine mahsûs bir kokusu vardır, es (Enfâl, 8/37) ya’ni, “Allâh Teâlâ iyiyi ve kötüyü ayırır” âyet-i kerîmesinde işâret buyurulduğu üzere, vücûdda tayyib ve habîs vardır. Binâenaleyh bu efrâda mahsûs olan zâhirî ve bâtını kokular dahi iyi ve kötü olarak ayrılır. Zâhirde her ferdin kendisine mahsûs bir kokusu olduğunun en vâzıh alâmeti, hayvanların hisleriyle tezâhür eder. Meselâ bir köpek, sâhibini koklayarak, şâirlerinden tefrîk eder ve âile efrâdını bu zâhirî kokularından tanır. Cenâb-ı Hak bu duyguyu insanlardan ziyâde hayvanlara ihsân etmiştir. Bâtın kokusuna gelince, bunu ancak meşâmm-ı cânı açık olan enbiyâ ve onların vârisleri olan evliyâ hisseder. Bu kokuların ihtilâfındaki sebeb budur ki: Hak Teâlâ iki mazhara aynı tecellîyi etmediği gibi, bir mazhara da iki aynı tecellîyi etmez. Zîrâ tecelliyât-ı Hak nâmütenâhîdir. Ve her mazhardan bir tecelli-i hâs ile zâhir olan ancak Hak’tır. Binâenaleyh Ya’küb (a.s.) Yûsuf (a.s.)da gördüğü tecellîyi diğerlerinde görmediği ve Hakk’ı o mazharda kemâliyle müşâhede eylediği için, Yûsuf a ve onun kokusuna meftûn olmuş idi. Ve nihâyet o koku, Ya’küb (a.s.)ın muattal olan kuvve-i bâsırasına hayât-bahş oldu. Böyle olunca, Hz. Ya’küb’un aşkı Yûsuf'a değil, hakıkatta Hakk’a idi. Zâhir-bîn olanlar Yûsuf a zannettiler. Nitekim bu ma’nâyı cenâb-ı Pîr efendimiz Arabî gazellerinin birindeki bir beytinde şöyle ifâde buyururlar Beyit:

"Nâs indinde benim âşık olduğum sabit oldu. Şu kadar ki, aşkımın kime olduğunu ârif olamadılar!"

3224. Bu koku için Ahmed va'zlarda buyurdu ki: "Dâimâ benim gözümün aydın olması namazdadır." Bu bâğ-ı hakîkat kokusu için, hâtem-i enbiyâ Ahmed (aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm) Efendimiz ashâb-ı kirâma olan va’z u nasîhatları esnâsında, “Benim gözümün nûru dâimâ namazda parlar” buyurdu. Bu beyt-i şerîfte ya’ni, “Sizin dünyânızdan bana üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözümün namazda aydın olması" hadîs-i şerîfme işâret buyurulur. Cenâb-ı Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî hazretleri Fusûsu’l-Hikem'de. Fass-ı Muhammedi’de bu hadîs-i şerifin hakâyık ve dakâyikmı beyân buyurmuş ve fakir tarafından yazılan şerhde de mümkin olduğu kadar açık ibâreler ile îzâhât i’tâ olunmuştur. Burada tafsili uzun olur. Resûl-i Zîşân Efendimiz ef’âl-i dünyeviyyeden olan namazda bulduğu tecelliyât-ı hâssa-i Hakk’ı hiçbir ef âlde bulamadıklanna işâret buyururlar. Ve ma’şûk-ı hakîkî olan Hakk’ın kokusu ancak namazda kâmil olduğuna işâreten “Namaz mü’minin mi’râcıdır” buyurmuşlardır.

3225. Beş his birbirine muttasıldır. Zîrâ ki bu her beş bir asıldan bitmişlerdir.

Malûmdur ki, insanda beşi zâhir ve beşi bâtın olmak üzere on hâsse ve kuvvet vardır. Zâhirî kuvvetler, “sâmia” (işitmek) ve “bâsıra” (görmek) ve “şâmme” (koklamak) ve “zâika” (tatmak) ve “lâmise” (temâs etmek)dir. Havâss-i bâtıne dahi, “hiss-i müşterek”, “hayâl", “mutasamfa”, “vâhime" ve “hâfiza”dır. Bu beş zâhirî havâss yekdiğeriyle “hiss-i müşterek”te birleşir. Zîrâ bu havâss-i zâhire ile hâriçten alınan mahsüsâtı bu “hiss-i müşterek” ahz ve idrâk edip, diğer havâss-i bâtınenin hepsine isti’dâdlanna göre tevzî eder.

Binâenaleyh havâss-i zâhire “hiss-i müşterek”te birbirlerine muttasıl oldukları gibi, havâss-i bâtınenin cümlesi de bir asıldan neşv ü nemâ bulurlar. Bu beyt-i şerîfın yukarıki beyitlere rabtı budur ki: Koku kuvve-i şâmme vâsıtasıyla alınır; ve görmek kuvve-i bâsıranın hâssasıdır. Vaktâki bir kuvvet bir şeyde müstağrak olursa, o istiğrâkın zevki, bu kuvvetlerin sâhibi olan vücûdun hey’et-i mecmûasma sân olur. Bu ma’nâ gâyet ince ve zevkidir. Meselâ insan gözünü kapayıp, gâyet keskin gül kokusunu duysa, gülü görür ve gül şerbeti içer gibi bir halde bulunur. Binâenaleyh kuvve-i şâmmenin istiğrakında kuvve-i bâsıranın rü’yeti ve kuvve-i zâikanın lezzeti birleşir. Bunun için Resûl-i Zîşân Efendimiz namazda âlem-i hakikatin ravâyih-i tayyibesini meşâmm-ı cânı ile hissettikleri vakit, rûh-ı küllî-i âlîlerinin gözüne de ma’şûk-ı hakîkîyi müşâhede lezzeti hâsıl olur idi.[85]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)