İçeriğe atla
Enfâl 44Cüz 10 · Sayfa 182

Enfâl Sûresi 44. Âyet

الأنفال

Sohbete sor

Ve-iż yurîkumûhum iżi-ltekaytum fî a'yunikum kalîlen veyukallilukum fî a'yunihim liyekdiya(A)llâhu emran kâne mef'ûlâ(en)(k) ve-ila(A)llâhi turce'u-l-umûr(u)

Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah'a döndürülür.

Enfâl Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Ve-iz yurîkumûhum izi-ltekaytum fî a’yunikum kalîlen veyukallilukum fî a’yunihim liyekdiya(A)llâhu emran kâne mef’ûlâ(en) ve-ila(A)llâhi turce’u-l-umûr(u)” Hani karşılaştığınız zaman onları gözlerinize az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, olacak bir işi gerçekleştirsin. Bütün işler Allah’a döndürülür. (8/44)


Cenâb-ı Hakk her iki tarafa da bu savaşın gerçekleşmesi için gerekeni sağlıyor ve üstünlük bizdedir güvenini veriyordu. Bedri Münür ile Nur-i Muhammedi gönül âlemini aydınlatıcaktır.

Mesnevi-i Şerif beyitlerinde göze az görünmek bizlere aktarılmasına bakalım;

Sâlih (a.s.)ı ve Sâlih (a.s.)ın devesini his gözünün hakir ve hasımsız görmesi. Hak Teâlâ bir orduyu helâk etmek istediği vakit, onların nazarında hasımları hakîr ve az gösterir. Her ne kadar o hasım gâlib olursa da. Nitekim Allah Teâlâ buyurur: “Mefûl ve mukadder olan emri kazâ etmesinden dolayı, Allah Teâlâ sizi, onların gözlerinde az gösterdi.” Zikr olunan âyet-i kerîme Sûre-i Enfâldedir ve ibtidâsı budur: (Enfâl, 8/44) “Şu vakti tahattur ediniz ki, kâfirlere mülâkî olduğunuz vakitte Allah Teâlâ onla- n sizin gözlerinizde az gösterdi ve onlann gözlerinde de, mukadder olan emrini Allah Teâlâ icrâ etmek için sizi taklîl etti.”[89]

2280. Ondan dolayı senin gözünde muhtasar görünür; onu zebûn gördükçe öfken hareket eder.

Ey Hüsâmeddîn’im, o sebeb-i fitne olan şahsın nefs-i cehennemîsi senin gözünde muhtasar ve hakîr görünür. Sen onu karşında zebûn ve hakîr gördükçe, öfken ve ona mukabele husûsundaki gayretin hareket eder.

2281. Nitekim asker kalabalık idi; muhakkak Peygamber'in gözüne az göründü.

Bu hal ona benzer ki, müşriklerin askeri kalabalık olduğu halde Peygam- ber-i zîşân Efendimiz’in gözlerine az göründü.

2282. Tâ ki Peygamber onların üzerine hatarsız vurdu; ve eğer ziyâde göre idi, ondan hazer ederdi.

Nihâyet Peygamber-i zîşân hazretleri o müşriklerin askeri üzerine korkusuz ve tehlikesiz hücûm buyurdular. Ve eğer müşriklerin askerini ziyâde göre idi, bu âlem-i sûretin ve beşeriyyetin hükmüne tebean o askerden korkardı.

2283. O inâyet idi ve sen onun ehli idin; ey Ahmed ve yoksa sen bed-dil olurdun!

Bu beyt-i şerîf, cenâb-ı Hüsâmeddîn hazretlerine hitâbdır. Ya’ni, “Ey Hüsâmeddîn’im, bu vak’a gibi, senin de o şahsın nefs-i cehennemîsini hakîr görmen Hakk’ın bir inâyeti idi ve sen de bu inâyetin ehli idin. Eğer böyle bir inâyete mazhar olmasa idin, ey vâris-i hulk-ı Ahmedî olan Hüsâmeddîn’im, sen korkak kalbli olurdun!" Hind nüshalannda bu beyitin mısrâ’-ı evveli sûretindedir. Ya’ni, “O çoğu az gösteriş Hakk’ın fazlı idi. Ey Ahmed ve yoksa sen korkak kalbli olurdun!” demek olur.

2284. Ona ve onun ashabına o cihâdı, Hak zâhiren ve bâtınen ehemmiyetsiz gösterdi.

Bu beyit, cihâd-ı Peygamberîyi beyâna rücû’dur. Ya’ni, Peygamber-i zîşâna ve onun ashâb-ı kirâmına, müşrikler ile olan o muhârebeyi Hak Teâlâ zâhirde ve bâtında ehemmiyetsiz gösterdi. Bu beyitlerde, sûre-i Enfâl’de olan âyet-ı kerîmeye işâret buyurulur: (Enfâl, 8/43) “Vaktâki sana Âllâh Teâlâ müşriklerin askerini menâmında az gösterdi. Ve eğer onlan çok göstere idi, siz korkar ve sebât ve fırâr arasında ihtilâf üzere bulunurdunuz. [Fakat Allah kurtardı”.] Ve (Enfâl, 8/44) “Küffâra mülâki olduğunuzda vaktâki Allâh Teâlâ âz olarak gözlerinize gösterdi.”

2285. Tâ ki ona bir kolaylığı müyesser etti; tâ ki o bir güçlükten yüz çevirdi.

Nihâyet Peygamber’e Hak Teâlâ çok bir orduyu az görmek gibi bir kolaylığı müyesser etti ve sûret-i zâhirede çok görünen güçlükten Nebiyy-i zişânın gözünü hicâba düşürdü.

2286. Az görmek muhakkak ona zafer oldu. Zîrâ Hak ona yâr ve yol öğretici oldu.

Binâenaleyh çok düşmanı az görmek muhakkak Nebiyy-i zîşâna zafer ve galebe te’mîh etti. Ve bu çoğu az görmek, Hakk’m Nebiyy-i zişânına dostluğu ve cihâdda yol öğretmesi oldu.

2287. O kimse ki Hak ona zaferden zahîr olmaya, vay! Eğer kedi olursa, ona erkek arslan görünür.

Hak Teâlâ’nın, nefisleriyle olan cihâd-ı ekberlerinde ve zâhirî düşmanları ile olan cihâd-ı asgarda muin ve zahir olmadığı kimselerin vay hâline ki, eğer karşısına kedi çıksa, gözüne erkek arslan görünür ve bir kediden ödü patlar!

“Yüz”den maksad, insân-ı kâmildir. Zîrâ insân-ı kâmil vâhidü’l-’ayn ve kesîru’s-sıfâttır. “Uzak”tan murâd, kesâfet-i tabîiyye mertebesidir. Ya’ni, “Vay o kimsenin hâline ki, cem’iyyet-i esmâiyyenin mazhan olan insân-ı kâmile kesâfet-i tabîiyye mertebesinden bakıp, onun sûret-i beşeriyyesini göre ve gurûr ve enâniyyeti yüzünden onunla mücâdele ve münâzaaya cesâretede!”

2288. O sebebden bir zülfikâr bir harbe görünür; o sebebden erkek arslan bir kedi görünür.

İşte o görüş sebebiyle, kesici bir kılıç olan insân-ı kâmil, bir mağrûr-ı nefsin gözüne küçük bir mızrak görünür. Ve bu görüş sebebiyle, erkek arslan olan insân-ı kâmil o mağrûrun gözüne bir kedi kadar ehemmiyetsiz görünür. Nitekim muhâliflerin gözüne cenâb-ı Şems ile Hazret-i Salâhadîn-i Zerkûb da böyle görünmüş idi.

Nihâyet o mağrûr-ı nefis olan ahmak, kemâl-i cesâretle insân-ı kâmil ile münâzaa ve muhâlefete kıyâm eder ve erkek arslan mesâbesinde olan insân-ı kâmil onları bu hîle ve tedbîr ile pençe-i helâke getirir.

“Felîv”, Burhan'da “beyhûde ve bî-fâide” ma’nâsına gösterilmiştir. An- karavî ve Hind şârihleri, “ahmak” ma’nâsına almışlardır. Ya’ni, “İnsân-ı kâmile muhâlefet eden ahmaklar, kendi ayaklanyla kendilerini ateşe atarlar.”

2289. Vay, eğer uzaktan yüzü bir göre, nihâyet gururdan niza a gele!

2290. Tâ ki o ahmaklar ateş mahalli tarafına kendi ayağı ile gelmiş ola!

2291. Bir saman yaprağı görünür; tâ sen hemân püf edesin ki, onu vücâddan süresin!

“Kâh-berg” lafzında kalb-ı izafet vardır. Nitekim, “cihân-pâdişâhi” derler. Asılları, “berg-i kâh” ve “pâdişâh-ı cihân”dır. Bu beyitte ahmaklara hitâb vardır. Ya’ni, “Ey ahmak, insân-ı kâmilin sûret-i beşeriyyesi senin gözüne bir saman çöpü kadar ehemmiyetsiz bir şey görünür ve onun vücûdunu kolayca izâle edebileceğini zannedersin!”

2292. Agâh ol ki, o çöp dağları koparmıştır; ondan cihân giryân ve o gülmededir!

Ey ahmak kendine gel ki, o sûret-i beşeriyyesini bir saman çöpü gibi ehemmiyetsiz gördüğün insân-ı kâmil, dağları devirecek kadar kuvvet ve kudret göstermiştir! Bâtında halk-ı cihân onun tufeyli ve tâbi’idir ve onun hüküm ve te’sîri altındadırlar. Ve o kâmil ise, onların gaflet ve hamâkatlarına bakıp gülmektedir.[90]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)