İż yurîkehumu(A)llâhu fî menâmike kalîlâ(en)(s) velev erâkehum keśîran lefeşiltum veletenâza'tum fî-l-emri velâkinna(A)llâhe sellem(e)(k) innehu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i)
Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Hani o vakitler Allah sana uykunda (rüyanda) onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü O, gönüllerde yatanı da bilir.
Enfâl Suresi 43. ayet, Bedir Savaşı öncesinde Allah'ın müminlere düşman sayısını az göstermesi ve bunun hikmetini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'rüya', 'azlık-çokluk', 'yılmak', 'çekişmek' ve 'kalplerde olanı bilmek' gibi kavramlar üzerinden ilahi takdirin ve psikolojik etkinin önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nevm' (نوم) kelimesinin 'uyku' anlamına geldiğini, 'menâm'ın ise hem uyku halini hem de uyku yerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'fî menâmike' ifadesi, Peygamber'in uyku halinde gördüğü bir rüyayı veya ilahi bir gösterimi işaret eder ki bu, Allah'ın bir lütfu olarak düşmanın az gösterilmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'menâm' kelimesini 'rüya' olarak açıklar ve bu tür ifadelerin Kur'an'da mecazi anlamlar taşıyabileceğine dikkat çeker. Burada, Allah'ın Peygamber'e düşmanları az göstermesinin, müminlerin moralini yükseltme ve onları savaşa teşvik etme amacı taşıyan bir ilahi müdahale olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kalîl' kelimesinin 'az' anlamına geldiğini ve bu ayette düşman ordusunun sayısının Peygamber'e olduğundan daha az gösterilmesiyle ilgili olduğunu belirtir. Bu durum, müminlerin cesaretini artırmak ve korkularını gidermek için ilahi bir tedbirdir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'kalle' fiilinin 'az olmak' anlamına geldiğini ve 'kalîl'in de bunun sıfatı olduğunu açıklar. Ayetteki 'kalîlen' ifadesi, Allah'ın düşmanları Peygamber'e az göstermesiyle, müminlerin psikolojik olarak savaşa hazırlanmasını ve tereddüt etmemesini sağlamayı amaçladığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'feşel' kelimesinin 'zayıflık, korkaklık ve cesaretsizlik' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lefeşiltüm' ifadesi, eğer düşmanlar çok gösterilseydi müminlerin moralinin bozulacağını, cesaretlerinin kırılacağını ve savaşa devam etme azimlerini kaybedeceklerini açıklar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'feşel' kavramının Kur'an'daki kullanımının genellikle bir topluluğun veya bireyin zor bir durum karşısında gösterdiği zayıflık ve iradesizlik hali olduğunu belirtir. Bu ayette, düşmanın çokluğunun müminler üzerinde yaratacağı psikolojik baskının, onları 'feşel' durumuna sürükleyeceği ve bu durumun ilahi bir müdahale ile engellendiği vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'tenâzu'' kelimesinin 'çekişme, anlaşmazlık ve ihtilaf' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'veletenâza'tüm' ifadesi, düşman sayısının çok gösterilmesi durumunda müminlerin kendi aralarında savaşa girip girmeme konusunda fikir ayrılıklarına düşeceklerini ve bu durumun birliğin bozulmasına yol açacağını açıklar.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tenâzu'' fiilinin karşılıklı olarak bir şeyi çekişmek, bir konuda anlaşmazlığa düşmek anlamında kullanıldığını ifade eder. Bu ayette, Allah'ın düşmanları az göstermesinin hikmetlerinden birinin de müminler arasında çıkabilecek iç çekişmeleri ve ihtilafları önlemek olduğunu vurgular, zira bu tür çekişmeler topluluğun gücünü zayıflatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'selâm' kökünün 'esenlik, güvenlik ve afiyet' anlamına geldiğini ve 'selleme' fiilinin de birini tehlikeden kurtarmak, güvende kılmak manasına geldiğini belirtir. Ayetteki 'selleme' ifadesi, Allah'ın müminleri, düşman çokluğunu görmeleri halinde düşecekleri korku ve çekişme durumundan koruduğunu, onları esenliğe çıkardığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'selleme' fiilinin Kur'an'da genellikle ilahi bir koruma ve kurtuluş anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, Allah'ın müminleri, kendi içlerindeki zayıflık ve anlaşmazlık potansiyelinden kurtararak, onları Bedir Savaşı'nda zafere hazırladığını ve bu durumun Allah'ın hikmetinin bir tecellisi olduğunu açıklar.
Ebû'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'sadr' kelimesinin 'göğüs' anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da genellikle kalbin ve dolayısıyla içsel düşüncelerin, sırların ve niyetlerin mecazi olarak ifade edildiği yer olduğunu belirtir. Ayetteki 'bi-zâti's-sudûr' ifadesi, Allah'ın sadece görünenleri değil, aynı zamanda insanların kalplerinde gizledikleri her şeyi bildiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sadr' kavramının Kur'an'da genellikle 'kalp' (kalb) ile eş anlamlı olarak kullanıldığını ve insanın iç dünyasını, duygularını, inançlarını ve gizli niyetlerini temsil ettiğini açıklar. Bu ayette, Allah'ın 'kalplerde olanı bilmesi', O'nun her şeyi kuşatan ilmini ve müminlerin iç dünyalarındaki korku, tereddüt veya cesaret gibi hallerden haberdar olduğunu gösterir.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“İz yurîkehumu(A)llâhu fî menâmike kalîlâ(en) velev erâkehum kesîran lefeşiltum veletenâza’tum fî-l-emri velâkinna(A)llâhe sellem(e) innehu alîmun biżâti-ssudûr(i)” Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir. (8/43)
Uykunda onları az gösteriyordu, rüya-zuhuratta az gösteriyordu. Rüya peygamberliğin 46 cüzünden biridir. Efendimiz s.a.v. görmüş olduğu rüya-zuhurat ta Rahmani zuhuratlardan olduğu için tersi durumda yanındakileride olumsuz etkilerdi. Gönül âleminin derûnunu hakiketiyle bilendir. Zahirinize vakıf olduğum gibi bâtınıza da vakıfıf diyor.
Terzi Babamın Rüya ve Zuhurat üstün yapmış olduğu çalışmaların bazı bölümleri hakkkında kısaca bilgi sahibi olmak faydalı olacaktır. Bu âyette görülen zuhurat ta birincisi olan Allah’tan bir müjde olan zuhurattır.
Zuhuratlar sahası Âyet-i kerime ve hadisi şeriflerle sabittir. Peygamberliğin (46) cüzünden biri de “Ru’ya-zuhurat” lar süresidir.
“…Rüya üç çeşittir: (Birincisi) Allah'tan bir müjde olan salih rüyadır. (İkincisi) şeytandan kaynaklanan üzücü rüyadır. (Üçüncüsü ise) kişinin yaşadıklarından bazılarının rüyasına yansımasıdır…” (Müslim, Rü'yâ, 6)
Bu sahada irfaniyet bilgisi olmayanların bunları ayırabilmesi mümkün değildir. Çünkü bu sahada birde “mekr-tuzak” zuhuratlar sahası vardır ki, anlayabilmek oldukça zordur ve çok tehlikeli sonuçları olmaktadır.
bazı tarifler yaparak “Ru’ya-zuhurat” lar sahasından genel bilgiler vermeye çalışalım.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, bilinmeyenin, bilinmeye dönük rumuzlu anlatımlarıdır.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, manaların görsel olarak şifreler vasıtasıyla açıklanmasıdır.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, yaşadığımız hayatın dışında da başka yaşamlar olduğunun delilleridir.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, âlemi latifin âlemi kesifte zuhura çıkmasıdır.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, bizleri bizden daha iyi bilen manevi ekipler tarafından düzenlenen sahnelerdir.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, âlemi latifin âlemi kesife hediyeleridir.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar dosttan gelen ilahi haberler ve Rabban-i tasdiklerdir.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, irfaniyet yolunda saliklere manevi destek ve hediyelerdir.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, hakikat âleminin kapılarıdır.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, ufuk açan görüntülerdir.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, zât-ın insan denen saha da ef’âline tecelli etmesidir.
Rahmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, daha bu âlemde iken bâtın âleminin provalarının yapıldığı/yaşandığı sahalardır.
Vacibü-l Vücut bu neticeleri hepimizi nasib etsin inşeallah.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, bilinmeyenin, daha bilinmez hale getirilmesidir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, ma’nâların görsel olarak karıştırılıp okunmaz hale getirilmesidir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, yaşadığımız hayatın dışında da başka süfli yaşamlar olduğunun delilleridir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, âlemi latifin âlemi kesifte zuhura çıkarmayıp zulmette kalmasıdır.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, bizleri aldatmak için zulmani ekipler tarafından düzenlenen sahnelerdir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, âlemi süflinin âlemi kesife aldatıcı yalancı tuzak hediyeleridir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar süfli dosttan gelen yalan hayali haberler ve üç harflilerin tasdikleridir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, süfliyyat yolunda kendi saliklerine süfli destek ve kahreden hediyelerdir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, zulmet âleminin kapılarıdır.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, içinden çıkılmaz kabz sahasını açan görüntülerdir.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, iblis ve taifesinin insan denen saha da, ef’aline zulmani ve süfli tesir etmeye çalışmasıdır.
Zulmani, “Ru’ya-zuhurat” lar, daha bu âlemde iken iblis ve taifesinin kontrolunda nar/cehennem âleminin provalarının yapıldığı/yaşandığı sahne ve sahalardır.
Vacibü-l Vücut bu neticelerden hepimizi korusun inşeallah.
NOT= (124-İbretlik bir değmez dosyası daha) isimli kitabımız, sayfa (208) den ilgili küçük bir aktarım.
Genelde zuhuratlar üç kısma ayrılır.
Birinci kısım zuhuratlara. “Keşfi mücerret” denir.
İkinci kısım zuhuratlara. “Keşfi muhayyel” denir.
Üçüncü kısım zuhuratlara. “hayali mücerret” denir.
Ben bu sıraya bir dördüncü kısmıda ilâve edeyim, bunlara da.
Dördüncü kısım zuhuratlara. “tuzak zuhuratlar” adını verdim. Şimdi bunları özetle inceleyelim. T.B.
Birinci kısım zuhuratlara. “Keşfi mücerret” denir.
Bu zuhuratlar sadece Peygamberlere ve çok büyük velilere gösterilir. “Aynı ile vaki.” Diye tabir eldir. Yani hayal ve vehimden, “mücerret-tecrid edilmiş” yorum gerektirmeyen, olduğu gibi çıkan zuhuratlardır.
Peygamberimize gösterilen mekkenin fethi gibi. İbrahim (a.s.) gösterilen İmailin kurban edilmesi gibi. Bunlar istisna zuhuratlardır, genel âlemi ilgilendiren zuhuratlardır ve tarihte çok ender görülen zuhuratlardır.
İkinci kısım zuhuratlara. “Keşfi muhayyel” denir.
Bu zuhuratlar ise gerçek derviş olanlara yol göstermek için gece ma’nâ-ların da gösterilen ve yorum gerektiren oldukça geniş bir sahayı kapsayan eğitim kaynaklı zuhuratlardır.
Bunların yorumu gerçek bir irfaniyet bilgisine ve bu sahada ehlinin yanında çalışmalarına samimiyetle devam eden kimselere, Yusuf suresinde bahsedilen.
(12-6-) "İşte Rabbin seni böylece seçecek, sana (rüyada görülen) olayların yorumunu öğretecek.
Hükmü ile evvelâ çalışarak ve ehlinin yanın da eğitimini alarak ondan sonra da bahşedilen ilâhi bağıştır. Ayrıca bizlere “Misal âlemi”nden gelen bu zuhuratlar, ismi üstünde olduğu gibi misallerle gelmektedir, o halde bir başka husus, misal âleminin lügatını kısmen de olsa bilmek lâzımdır. Çünkü bu âlemin sembolleri ile o âlemin sembolleri başkadır.
Dünyada bile herhangi iki lisan arasında, aynı kelime başka harf sembolleri ile ifade edilmektedir. Bu lisan sembollerini bilmeyen kimse, Arap lisanın da geçen, “aşera” sembollerinin bizde “on” olduğunu bilebilmesi için, her iki sembolleride tanıması, aslı itibari ile her iki kelimenin de aynı olduğunu bilmesi lâzımdır ve soranlara bunu böyle “on” ile yorumlayıp bildirmesi ve soranı tatmin etmesi lâzımdır.
“Âşera” sembol yazılışının açılımının “on” olduğunu bilmeyen bir kimse bunu herhangi bir şekilde kendi hayali ile yorumladığında, çok açık ki, hata etmiş, soranı yanlış yönlendirmesi dolayısı ile, hataya sürüklemiş olacaktır ve çok büyük bir vebaldir, hele yanlış yorum kişinin ebedi hayatını ilgilendiriyor ise. Bu daha büyük ve dönüşü olmayan bir hatadır.
Peygamberimizin gördüğü “süt” zuhuratını sahabe-i kiram kendisine ne ile yorumladığını sorduklarında, “ilim” ile buyurması bu sahada, zuhurat yorumlamaya çalışan kimselere kıyas vererek, gerçek bir yol göstermektedir.
Böylece görülen zuhurat yorumunu yapacak kimsenin, çok ihtiyatlı hareket ederek hiçbir şekilde dünya ve gelecek ile ilgili, bir yorum yapmaması, zuhurat gören kişinin sadece iç bünyesindeki seyrini ilgilendiren yorumlar yapması, bunlara da mutlakiyet hükmü verilmemesi lâzımdır. “Bu olabilir” diye sadece tavsiye yollu yorumlar yapılması, ihtiyatlı bir davranış olur. Aksi halde yapılan yanlış yorumlar, kişiyi belki gereksiz benliğe veya gereksiz umutsuzluğa düşürebilir. Çok tehlikeli bir sahadır.
Üçüncü kısım zuhuratlara. “hayali mücerret” denir.
Bunlar ise tamamen nefsi, hayal ve vehim kaynaklıdır. Gerçekten ve ma’neviyattan tecrid edilmiş ayrılmıştır. Kişinin kendi nefsinde kurgulanan hayali zuhuratlardır hiçbir asılları yoktur kişileri sıkıntıya sokar ve hiçbir değerleri de yoktur.
Diğer ifade ile bu tür görüntülere, Kur’an-ı kerimde geçtiği gibi “adgasu ahlâm-karışık ru’ya-lar” diye isimlendirilir. Hiçbir değer ve kıymetleri yoktur.
Dördüncü kısım zuhuratlara. “tuzak zuhuratlar” denir.
Bunlar ise en tehlikeli olanlarıdır. Bilhassa ilmi yoldan gitmeyip sadece zahir tatbikatlı yaşayan derviş ve kendini şeyh zanneden kimselere kurulan zuhurat tuzaklarıdır, çok tehlikelidir kişi hem kendini aldatır hem de dinleyenlerini de aldatmış olur, ancak bunun farkında değildir çünkü bu zuhuratlar nefsini okşadığından ve hayalinin istikametinde olduğundan bunları olduğu gibi alır ve öylece tatbik etmeye kalkarsa, hayal vehim ve üç harfliler tarafından düzenlenen çok büyük tuzaklara düşülmüş olur.
Bunları ancak gerçek irfan sahipleri ayırt edebilir. aksi halde ayırt edilmesi çok zordur. Çünkü “dışından hâdi kimliğine bürünmüş içinde iblisin rol yaptığı görüntülerdir.” Abdül kadir geylâni hazretlerine iblisin gözüktüğü gibi” Onu tanıyıp taşlamıştır. İşte bu tuzak zuhuratlarını ancak bu sahadan haberi olan irfan sahipleri anlayıp ortaya çıkarabilirler.
Diğerleri ise “sahih zuhurat” zannedip onunla amel eder ve yoluculuğunu cennet yolu olarak zanneder aslında yolu cehennem tarafına doğru devam eder. Cenâb-ı Hakk bu gibi aldatılmalara düşmekten bizleri muhafaza eylesin. Çok tehlikeli bir sahadır. Gelecek kendi bölümünde bu zuhuratlardan bir hayli örnekler verilecektir.
Tasavvuf hayatımın süresince, birçok kişilerin bu zuhuratların tesiri altında kalıp, sonun da inkârcı olup çıktıklarına ve etrafında bulunanlarında imanlarını bozduklarına, çok, çok şahitliğim olmuştur. Ve bu tür zuhuratların miktarı gerçekten oldukça fazladır.
Kitaplarımızın “ibretlik değmez” dosyalar bölümünde bunların on adedi vardır, içlerinde bu tuzakların varlığı ve izahları açık olarak bulunmaktadır. Dileyenler onlara bakabilirler. (İz-T.B.)