Veatî'û(A)llâhe verasûlehu velâ tenâze'û fetefşelû veteżhebe rîhukum(s) vasbirû(k) inna(A)llâhe me'a-ssâbirîn(e)
Allah'a ve Resul'üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.
Enfâl Suresi 46. ayet, müminlere birlik, itaat ve sabır çağrısı yaparak, bu ilkelerin zafer ve başarı için temel olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, çekişmenin ve sabırsızlığın toplumsal gücü zayıflatacağını ve başarısızlığa yol açacağını dilbilimsel olarak güçlü ifadelerle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İtaat (طاعة), kişinin isteyerek ve gönüllü olarak bir emre boyun eğmesi, ona uygun davranmasıdır. Ayetteki 'Allah'a ve Resulüne itaat edin' ifadesi, müminlerin dini ve dünyevi işlerinde ilahi rehberliğe tam bir bağlılık göstermelerinin gerekliliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): İtaat, emredilen şeye uygun hareket etmektir. Bu ayetteki itaat emri, Allah'ın ve Resulü'nün koyduğu hükümlere kayıtsız şartsız riayet etmeyi, bu sayede toplumsal düzenin ve birliğin sağlanmasını hedefler.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Niza (نزاع), bir şey üzerinde çekişmek, anlaşmazlığa düşmektir. Ayetteki 'lâ tenâze'û' (çekişmeyin) emri, müminler arasındaki iç çatışmaların ve görüş ayrılıklarının, topluluğun gücünü zayıflatacağı ve dağılmasına yol açacağı uyarısını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Niza, bir şeyi çekip almak, birbiriyle çekişmektir. Bu ayetteki kullanımı, müminlerin kendi aralarındaki birliği bozacak, güçlerini dağıtacak her türlü ihtilaftan kaçınmaları gerektiğini mecazi bir anlatımla ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, Kur'an'daki 'niza' kavramının, toplumsal uyumu bozan, cemaatin bütünlüğünü tehdit eden her türlü anlaşmazlığı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki yasak, müminlerin ortak hedefleri doğrultusunda birleşmelerinin ve iç çekişmelerden uzak durmalarının önemini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Feshel (فشل), korkaklık ve zayıflık nedeniyle bir işi yapmaktan geri kalmak, başarısız olmaktır. Ayetteki 'fetefşelû' ifadesi, çekişmenin doğrudan bir sonucu olarak müminlerin moralinin bozulacağını, cesaretlerinin kırılacağını ve nihayetinde hedeflerine ulaşamayacaklarını belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Feshel, bir işte azim ve kararlılığın kaybolması, zayıflık göstermektir. Bu ayette, çekişmenin müminler arasında bir korku ve gevşeklik ortamı yaratacağı, bunun da onları başarısızlığa sürükleyeceği açıkça ifade edilmiştir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Buradaki 'rîh' (rüzgar) kelimesi, mecazi olarak 'devlet, güç, kuvvet ve şevket' anlamına gelir. 'Rüzgarınız gider' ifadesi, çekişme sonucunda müminlerin sahip olduğu toplumsal gücün, itibarın ve zaferin yok olacağını anlatır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rüzgarın (rîh) mecazi anlamlarından biri de 'devlet ve zafer'dir. Çünkü rüzgar, gemileri hareket ettirip hedeflerine ulaştırdığı gibi, devletin gücü de toplumu ileriye taşır. Ayetteki 'rîhuküm' ifadesi, müminlerin birliğinin bozulmasıyla birlikte, onların zafer ve üstünlüklerinin de kaybolacağını sembolize eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'rîh' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve bu ayetteki kullanımının 'güç, iktidar, zafer rüzgarı' gibi mecazi anlamlar taşıdığını belirtir. Çekişme, bu 'zafer rüzgarını' keserek topluluğu zayıflatır ve yenilgiye sürükler.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sabır (صبر), nefsi hoşlanmadığı şeylerden alıkoymak ve zorluklara karşı dayanmaktır. Ayetteki 'vasbirû' emri, müminlerin düşman karşısında ve iç çekişmelerden uzak durma konusunda sebat göstermelerini, zorluklara karşı dirençli olmalarını öğütler. Bu, zaferin anahtarı olarak sunulur.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Sabır, nefsi arzu ve isteklerden veya hoşlanılmayan şeylerden alıkoymaktır. Bu ayetteki sabır emri, hem savaşın zorluklarına karşı dayanıklılığı hem de birlik ve beraberliği koruma adına nefsi çekişmelerden uzak tutmayı kapsar. Allah'ın sabredenlerle beraber olması, bu erdemin ilahi desteği getireceğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da sabrın sadece pasif bir bekleyiş değil, aynı zamanda aktif bir direniş ve sebat olduğunu vurgular. Enfâl 46'daki sabır emri, müminlerin hem dış düşmanlara karşı hem de iç çekişmelere karşı kararlılıkla durmalarını, bu sayede ilahi yardıma nail olacaklarını ifade eder.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Veatî’û(A)llâhe verasûlehu velâ tenâze’û fetefşelû vetezhebe rîhukum vasbirû inna(A)llâhe me’a-ssâbirîn(e)” Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz, devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (8/46)
Uluhiyet ve Risalet mertebesininden gelen bilgilere itaat edin bunların yerine nefsani bilgileri koymayın. Siz ilâhi bilgilerin hükmü altındayken niza etmeyin, çekişmeyin. “tenâze’û” “te-ente-sen” “Na” “biz-zât” Ze-Sahiplik” “U – Ayın- göz müşahade “Vav” ile vahidiyet sahasını müşahade…
Sen, Zât’ın vahidiyet sahasındaki sıfât zuhurunun müşahadesine sahipken çekişme… Sonra gevşersiniz ve ilahi hükmünüz elden gider.
vasbirû inna(A)llâhe me’a-ssâbirîn(e)” Sabredin Allah sabredenlerle beraberdir.
Peki nasıl sabredilecek?
Kehf sûresi 28. Âyette bunun yolu bizlere gösteriliyor.
وَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّيُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِالدُّنْيَا وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَن ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَأَمْرُهُ فُرُطاً
28-) Vasbir nefseke mealleziyne yed'une Rabbehüm bil ğadati vel aşiyyi yüriydune vecheHU ve la ta'dü aynake anhüm türiydü ziynetel hayatid dünya ve la tutı' men ağfelna kalbehu an zikrina vettebea hevahu ve kâne emruhu furuta;
* Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte ol. Dünya hayatının zînetini arzu edip de gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, boş arzularına uymuş ve işi hep aşırılık olmuş kimselere boyun eğme.
Bu Âyeti Kerim’e çok dikkatimi çeken bir Âyeti Kerim’e idi, bu Âyeti Kerime’nin yaşantısını kendime düstur edindim ve halâ da devam ediyor.
Nefsinle sabret, nefsinle sabretmesini öğren, sabrın nefsle yapılmasını tavsiye ediyor. Cenâb-ı Hakk, o nefsinle sabreden kimselerle birlikte, demek ki sabretmenin özelliklerinden birisi sabredenleri bulup onlarla ünsiyet edip birlikte sabretme yolunu seçmek ve onlardan dayanak almak, insan kolay kolay yalnız başına yapamaz, yapsa da çok ileri götüremez. O kimselerle ki onlar Rablarını davet ediyorlar, sabah ve akşam ve Rab’larının vechini talep ediyorlar, bakın cenneti değil ve sakın onlardan gözlerini ayırma. Sıkıntılı zamanlarda okunduğunda hemen faaliyete geçen bir Âyettir, herkesin ezberleyip okumasını tavsiye ederim, çünkü ne cennet, ne mal ne mülk var, sadece Rabbının vechi var ve nefsi, yani kişinin bütün varlığını devreye sokuyor. Dünyayı talep eden ve kalbi gaflette olan kimselere uyma, zikrimizden gaflette olanlara uyma, onlar hevasına tabi olan kimselerdir, o zaman işinde aşırı gitmiş olursun, yani İlâh-î hükümlerin dışına çıkmış olursun. Nefis mertebesinde, nefis eğitiminde bu Âyeti Kerime çok büyük yol göstericidir.[91]