Żâlike bi-enna(A)llâhe lem yeku muġayyiran ni'meten en'amehâ ‘alâ kavmin hattâ yuġayyirû mâ bi-enfusihim(ﻻ) veenna(A)llâhe semî'un ‘alîm(un)
Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Bu, Allah'ın bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmemesinden dolayıdır. Gerçekten de Allah hakkiyle işiten, herşeyi bilendir.
Enfâl Suresi 53. ayet, ilahi değişimin insan eylemleriyle olan ilişkisini 'nimet' ve 'değişim' kavramları üzerinden açıklamaktadır. Ayet, Allah'ın bir topluluğa verdiği nimeti, o topluluğun kendi durumunu değiştirmemesi halinde değiştirmeyeceğini vurgulayarak, irade ve sorumluluk arasındaki bağlantıyı dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğayr' kökünden türeyen 'tağyîr' kelimesinin bir şeyin halini, sıfatını veya zatını değiştirmek anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'muğayyiran' kelimesi, Allah'ın bir nimeti, o nimetin verildiği topluluğun durumunu değiştirmesi sebebiyle değiştirmesi eylemini ifade eder. Bu, ilahi fiilin, kulun fiiline bağlı olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ğayyere' fiilinin 'bir şeyi başka bir şeye çevirmek' manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'lem yeku muğayyiran' ifadesi, Allah'ın bir nimeti, o kavim kendi durumunu değiştirmedikçe değiştirmeyeceği, yani o nimeti onlardan almayacağı veya başka bir hale dönüştürmeyeceği anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ğayr' kökünün 'bir şeyin başka bir şeye dönüşmesi, farklılaşması' anlamını taşıdığını belirtir. 'Muğayyiran' kelimesi, Allah'ın bir nimeti, o nimetin verildiği topluluğun kendi iç durumlarını değiştirmesiyle birlikte değiştirmesi, yani ya o nimeti kaldırması ya da başka bir nimete dönüştürmesi anlamında kullanılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ni'me' kelimesinin, insanın faydalandığı her türlü güzel ve hoş şeye delalet ettiğini belirtir. Ayetteki 'ni'meten' ifadesi, Allah'ın bir topluluğa bahşettiği maddi ve manevi tüm lütufları, refahı, güvenliği ve iyi halleri kapsar. Bu nimetler, topluluğun kendi durumunu değiştirmesiyle değişime uğrayabilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ni'me' kelimesinin 'iyilik, lütuf, ihsan' anlamlarına geldiğini ve genellikle Allah'tan gelen bağışları ifade ettiğini açıklar. Ayetteki bağlamda, bu nimetler, bir topluluğun sahip olduğu olumlu durumları ve Allah'ın onlara bahşettiği güzellikleri temsil eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ni'me' kavramının sadece maddi refahı değil, aynı zamanda manevi lütufları, hidayeti ve Allah'ın insanlara olan genel iyiliğini de kapsadığını vurgular. Ayetteki 'ni'meten' ifadesi, bir topluluğun genel refah ve huzur halini, Allah'ın onlara bahşettiği tüm iyilikleri ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'en'ame' fiilinin 'nimet vermek, ihsan etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'en'amehâ' ifadesi, Allah'ın o nimeti (hâ) o topluluğa bahşettiğini, lütfettiğini açıkça ortaya koyar. Bu, nimetin kaynağının Allah olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'en'ame' fiilinin 'birine iyilik yapmak, nimet vermek' manasına geldiğini ifade eder. Ayetteki 'en'amehâ' ifadesi, Allah'ın o nimeti bir topluluğa özel olarak verdiğini ve bu nimetin ilahi bir lütuf olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ğayyere' fiilinin 'bir şeyin halini değiştirmek' anlamına geldiğini ve bu bağlamda, insanların kendi iç hallerini, inançlarını, ahlaklarını veya amellerini değiştirmelerini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yuğayyirû' fiili, topluluğun kendi iradeleriyle gerçekleştirdikleri değişimi vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tağyîr'in bir şeyin aslını veya vasfını değiştirmek olduğunu ifade eder. Ayetteki 'yuğayyirû mâ bi enfusihim' ifadesi, insanların kendi nefislerinde, yani iç dünyalarında, düşüncelerinde, niyetlerinde ve davranışlarında meydana getirdikleri değişimi anlatır. Bu değişim olumsuz yönde olduğunda, Allah'ın nimetini değiştirmesine sebep olur.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'değişim' kavramının genellikle ahlaki ve manevi bir dönüşümü ifade ettiğini belirtir. 'Yuğayyirû' fiili, bir topluluğun kendi içsel durumlarını, yani inançlarını, ahlaklarını ve amellerini olumsuz yönde değiştirmesiyle, Allah'ın onlara olan muamelesinin de değişeceğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'nefs' kelimesinin 'ruh, can, benlik, zat' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'bi enfusihim' ifadesi, topluluğun kendi iç dünyalarını, iradelerini, niyetlerini, ahlaklarını ve davranışlarını kapsar. Bu, değişimin dışsal faktörlerden ziyade, bireylerin ve topluluğun kendi içinden kaynaklandığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nefs' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve burada 'mâ bi enfusihim' ifadesinin, insanların kendi içsel durumlarını, karakterlerini, inançlarını ve amellerini ifade ettiğini açıklar. Bu, Allah'ın nimetini değiştirmesinin, insanların kendi içsel değişimlerine bir karşılık olduğunu gösterir.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Zâlike bi-enna(A)llâhe lem yeku muġayyiran ni’meten en’amehâ alâ kavmin hattâ yugayyirû mâ bi-enfusihim veenna(A)llâhe semî’un ‘alîm(un)” Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunan (iyi davranışlar)ı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez ve şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (8/53)
Bu âyetin yorumuna 53. Âyetler ve Terzi Baba kitabından göz atalım;
(8/53) - “Bu da, bir millet kendilerinde bulunanı (güzel ahlâk ve meziyetleri) değiştirinceye kadar Allah'ın onlara verdiği nimeti değiştirmeyeceğinden dolayıdır. Gerçekten Allah işitendir, bilendir.”
Âyet-i kerim’ede bunun nedeni derken bir önce ki âyeti kerimeye atıf vardır.
(8/52) – “(Bunların gidişatı) tıpkı Firavun ailesi ve onlardan öncekilerin gidişatı gibidir. (Onlar da) Allah'ın âyetlerini inkâr etmişlerdi de Allah onları günahları sebebiyle yakalamıştı. Allah güçlüdür. O'nun cezası şiddetlidir.”
Âyet-i kerimede görüldüğü gibi Firavun ve hanedanın elinden alınan nimet nefsi emmâre yolunda gidenlerin elinden alınan nimettir. Zât-i bir âyettir. Allah, Ulûhiyyet mertebesini bir üst mertebe olan Ahadiyyet mertebesi anlatmaktadır. Eğer bir kişi, kavim-topluluk-grup Terzi Baba yoluna girerse Şeriat-i Muhammediye emirleri ve Terzi Baba yolu kuralları yerine nefsi emmârelerine uyarsa; Allah’ta kendisine verilen bu nimeti, kendilerine verilen nimete erme sebebini değiştirdikleri için bu nimeti ellerinden alacaklardır. (17) Kevkeb Yıldızı, (94) Kubbet’ül Kara dosyalarında bu konu ayrıntısı ile anlatılmıştır. Dileyen bu dosyalara müracaat edebilir. Allah işiten ve bildiği olduğu gibi… 8-53 âyetinin sayısal değerinden anlaşılacağı üzere Ef’âl âleminde bu gibi halleri bu şifrenin sahibi olan Efendi Babama da bildirmektedir.
Âyet sayısal değeri; 8+53= 61, bu sayı daha önceki çalışmalarda bahsedildiği üzere “Necdet” isminin Türkçe alfabesindeki harf sıralamasının toplamıydı.
Bu âyeti kerime üzerinde çalışırken bu âyetle bağlantısı olduğunu düşündüğüm bir mail geldi. Mail-de yazılan rûyayı buraya aldım. Üçüncü bir kişi bu rûyayı aktarmaktadır.
Zuhuratta Efendi Babamı görmüş. Ayrıca Ha.. gerçek hayatta da tanıdığı, bir süre önce kayınvalidesine bakıcılık yapması için tuttukları ama daha sonra işlerini beğenmedikleri için çıkartılan ismi “Naime” olan hanımı görmüş. Bu hanım Efendi Babama hizmet ediyormuş. Fakat hizmetini biraz saygısızca ve dikkatsizce yapıyormuş. Efendi Babama layık olmayan bir şekilde hizmet ediyormuş. Efendi Babam da bu durum karşısında çok sabırlı ve hoşgörülü davranıyormuş. Bir gün “Naime” Efendi Babama tepsi içinde yemek götürüyormuş. Yine dikkatsizce götürüyormuş ve bazı şeyleri dökmüş. Efendi Babam yine sabırlı davranmış. Ha… da “Naime”nin bu hareketine çok üzülmüş. Ve ha… Efendi babamın iki yanağını avuçlarının içine alıp iki yanağından da öpüyor. Bir anda sohbet ortamı oluşuyor. Efendi Babam sohbet yapıyor. Bu arada babam Os… Gü…'i de sohbeti dinlerken görmüş. Sohbetten sonra babamın sırt üstü yatarak uyuduğunu görmüş. “Naime” de sohbeti dinliyormuş. “Naime” Efendi Babamın sohbetinden ve Naime'ye karşı olan hoşgörülü sabırlı davranışından ve sohbetinden çok etkileniyor. Ve davranışlarından pişman oluyor. Bir daha böyle bir şey asla yapmayacağını ve burada kırdığı bütün eşyalarını evden getireceğini halama söylüyor. Halam da Efendi Babamın bu sabrından ve hoşgörüsünden dolayı “Naime”nin bu kadar değişmesinden çok etkileniyor. Efendi Babama bir kez daha hayran kalıyor.
Allah Razı olsun ABİM. Se… ablama ve Es… kardeşime selamlar.
Bu zuhuratı buraya almamda ki gaye zuhuratta geçen “Naime – Nimet” “Mugayyire” ve ”Efendi Baba” bağlantısıdır.
Nimet ve Mugayyire kelimeleri âyette geçmektedir.
Fusüs’ül Hikem Ahmed Avni Konuk Şerhi, Cilt 1, Dibace bölümümünde Mugayyire hakkında şöyle bir bilgi vardır.
“Mübeşşire” sâlih ve sadık rûya demektir. Sözlük ma’nâsı “Mugayyire” demektir. Ma’nâyı “Mugayyire” dir. Zira müjde, hüzün, şuura, tahvil eder. Sadık rûya nübüvvetin 46 cüzünden bir cüzdür.
Görüldüğü üzere ma’nâda Efendi Babamın görülmesi biz evlâtları için bir nimet, müjde olmakta ve salih ve sadık rûya olduğu bu kardeşimizin gördüğü zuhurat ve âyet bağlantıları tasdik olmaktadır.[99]