Ve-in yurîdû ḣiyâneteke fekad ḣânû(A)llâhe min kablu feemkene minhum(k) ve(A)llâhu ‘alîmun hakîm(un)
Eğer sana hainlik etmek isterlerse, (bil ki) onlar daha önce Allah'a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı (sana) imkan vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Eğer sana hıyanet etmek isterlerse iyi bilsinler ki, bundan önce Allah'a hainlik ettiklerinden dolayı Allah onların ezilmelerine imkân verdi. Allah her şeyi hakkıyla bilen hüküm ve hikmet sahibidir.
Enfâl Suresi'nin 71. ayeti, hıyanet kavramı etrafında dönen bir uyarı ve ilahi adalet beyanıdır. Ayet, esirlerin potansiyel ihanetini, geçmişteki ilahi ihanetleriyle ilişkilendirerek Allah'ın kudretini ve hikmetini vurgulamaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'râde' fiilini bir şeyi talep etmek, arzu etmek ve ona yönelmek olarak açıklar. Ayetteki 'yurîdû' ifadesi, esirlerin kalplerindeki hıyanet etme isteğini, niyetini ve bu yöndeki eğilimlerini belirtir, sadece bir eylem değil, bir içsel durumu da kapsar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'irâde'yi bir şeyi yapmaya azmetmek ve ona yönelmek olarak tanımlar. Ayetteki kullanım, esirlerin hıyanet etme konusunda bir kararlılık ve niyet taşıdıklarını, bu niyetin potansiyel bir eyleme dönüşebileceğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hıyâne' kelimesini emanete riayet etmemek, ahdi bozmak olarak açıklar. Ayetteki 'hıyâneteke' ifadesi, esirlerin Hz. Peygamber'e karşı güveni kötüye kullanma, verilen sözü veya anlaşmayı bozma niyetini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hıyanet'i, emanet edilen şeyde veya verilen sözde noksanlık yapmak, güveni sarsmak olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, esirlerin barış anlaşmasına veya kendilerine tanınan imkanlara karşı nankörlük etme ve gizlice düşmanlık besleme ihtimalini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hıyanet' kavramını Kur'an'da genellikle Allah'a ve peygambere karşı işlenen bir günah olarak ele alır. Ayetteki 'hıyâneteke' ifadesi, sadece kişisel bir ihanet değil, aynı zamanda ilahi düzene ve peygamberin temsil ettiği otoriteye karşı bir ihlal olarak da yorumlanabilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâne' fiilini 'ahdi bozdu' veya 'emanete riayet etmedi' şeklinde açıklar. Ayetteki 'hânûllâhe' ifadesi, esirlerin geçmişte Allah'ın emirlerine uymayarak, peygamberlerini yalanlayarak veya verdikleri sözleri tutmayarak Allah'a karşı bir ihanet içinde olduklarını belirtir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'hâne' fiilinin, bir şeye karşı gizlice düşmanlık beslemek ve onu bozmak anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hânûllâhe' ifadesi, onların Allah'ın dinine karşı içten bir düşmanlık beslediklerini ve bu düşmanlığın eyleme dönüştüğünü gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'emkene' fiilini 'güç verdi, muktedir kıldı' olarak açıklar. Ayetteki 'feemkene minhum' ifadesi, Allah'ın müminlere, bu hıyanet edenlere karşı üstün gelme ve onları yenme gücü ve imkanı verdiğini belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'emkene' fiilinin 'bir şeyi elde etme imkanı sağlamak' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın müminlere, geçmişteki ihanetleri nedeniyle esirler üzerinde zafer kazanma ve onları kontrol altına alma fırsatı tanıdığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'alîm' sıfatını, Allah'ın her şeyi, gizliyi ve açığı, geçmişi ve geleceği kuşatan ilmiyle nitelendirir. Ayetteki 'Allahü Alîmün' ifadesi, Allah'ın esirlerin niyetlerini, geçmişteki ihanetlerini ve gelecekteki potansiyel hıyanetlerini bildiğini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'alîm' isminin Allah'ın mutlak ve sınırsız ilmini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın esirlerin iç dünyalarını ve niyetlerini tam olarak bildiğini, bu bilginin ilahi kararların temelini oluşturduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hakîm' sıfatını, Allah'ın her şeyi en doğru ve en uygun şekilde yaratan, hükmeden ve işlerini hikmetle yapan olarak açıklar. Ayetteki 'Hakîmün' ifadesi, Allah'ın esirlerin geçmişteki ihanetleri nedeniyle müminlere zafer vermesinin, ilahi adalet ve hikmetin bir gereği olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hakîm'i, 'işleri sağlam ve kusursuz olan' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın esirler hakkındaki hükmünün ve müminlere verdiği imkanın, mutlak bir hikmet ve adaletle verildiğini, hiçbir eksiklik veya yanlışlık içermediğini gösterir.
Enfâl Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Ve-in yurîdû hiyâneteke fekad hânû(A)llâhe min kablu feemkene minhum ve(A)llâhu alîmun hakîm(un)” Eğer sana hainlik etmek isterlerse, (bil ki) onlar daha önce Allah’a da hainlik etmişlerdi de Allah onlara karşı (sana) imkân vermişti. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (8/71)