Min nutfetin ḣalekahu fekadderah(u)
Az bir sudan (meniden). Onu yarattı ve ona ölçülü bir şekil verdi.
Bir damla sudan, onu yarattı da biçime koydu.
Abese Suresi'nin 19. ayeti, insanın yaratılış sürecindeki başlangıç noktası olan 'nutfah'tan başlayarak, Allah'ın bu yaratılışı belirli bir ölçü ve düzen içinde 'takdir' etmesini vurgulamaktadır. Ayet, insanın varoluşundaki ilahi kudret ve planlamayı dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nutfah, az miktardaki su veya herhangi bir sıvıdır. Kur'an'da ise genellikle erkeğin menisi veya döllenmiş yumurta anlamında kullanılır. Bu ayette, insanın yaratılışının başlangıç maddesi olarak, ilahi kudretin en basit maddeden dahi mükemmel bir varlık yaratma gücünü ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nutfah, 'damlayan şey' anlamına gelir. Kur'an'da bu kelime, insanın yaratıldığı ilk maddeyi, yani meniyi ifade etmek için mecazi olarak kullanılmıştır. Ayetteki kullanımı, Allah'ın insanı bu basit ve önemsiz görünen maddeden var etmesini, O'nun kudretinin bir delili olarak sunar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nutfah' kavramının Kur'an'da insanın acizliğini ve Allah'ın yaratma gücünün büyüklüğünü vurgulayan temel bir kavram olduğunu belirtir. İnsanın başlangıcının bu kadar basit bir sıvı olması, onun kibirlenmemesi ve Allah'a karşı tevazu göstermesi gerektiğini hatırlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Halk (yaratma), bir şeyi yoktan var etmek veya bir şeyi başka bir şeyden, belirli bir ölçü ve düzen içinde meydana getirmektir. Bu ayette 'halakahu' fiili, Allah'ın insanı nutfeden, yani meniden var etme eylemini, O'nun mutlak yaratıcı gücünü ve kudretini ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Halk, bir şeyi takdir etmek ve onu o takdire göre meydana getirmektir. Ayetteki 'halakahu' ifadesi, Allah'ın insanı meniden yaratırken, bu yaratılışı belirli bir plan ve ölçü dahilinde gerçekleştirdiğini gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'halk' kelimesinin Kur'an'da genellikle 'yoktan var etme' veya 'bir şeyi belirli bir biçimde şekillendirme' anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın meniden insanı yaratma sürecindeki eşsiz ve benzersiz kudretini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kadr (takdir), bir şeyi belirli bir ölçüye göre düzenlemek ve ona uygun bir biçim vermektir. Ayetteki 'fekadderahu' ifadesi, Allah'ın insanı meniden yarattıktan sonra, onun gelişimini belirli aşamalardan geçirerek, ona uygun bir şekil, organlar ve özellikler verdiğini, her şeyi bir ölçüye göre ayarladığını anlatır.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kadr, bir şeyin miktarını, niteliğini ve zamanını belirlemektir. Bu ayetteki 'fekadderahu', Allah'ın insanı yaratırken onun ömrünü, rızkını, şeklini ve tüm özelliklerini önceden belirlemesini, yani ilahi bir plan dahilinde her şeyi düzenlemesini ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Takdir, bir şeyi belirli bir ölçüye göre düzenlemek ve ona uygun bir biçim vermektir. Ayetteki 'fekadderahu' fiili, Allah'ın insanı meniden yaratıp, onu aşama aşama geliştirerek, her bir uzvunu ve özelliğini en uygun şekilde yerli yerine koyduğunu, yani mükemmel bir düzen içinde şekillendirdiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'kadr' kavramının Kur'an'da Allah'ın evrendeki her şeyi belirli bir düzen ve ölçü içinde yaratma ve yönetme gücünü ifade ettiğini belirtir. İnsanın yaratılışında 'takdir' edilmesi, onun tesadüfen değil, ilahi bir plan ve hikmetle var edildiğini gösterir.
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
İnsanın bu dünya hayatındaki varlığı “nutfe” ve onun döllenmesi ile oluşan “alak” tan başlamaktadır. (M.D.)
ve “halekal insâne min alâk” ve senin Rabbin öyle bir Rab ki, “halekal insâne” insânı halk etti. (96/2)
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ عَلَقٍ
Bütün varlıkların halkıyyet-i tamamlandıktan sonra, halkıyyetin kemali olan insan, “sûreti ilâhiye üzere” halko-lundu ve yeryüzünde yaşamaya başladı birçok aşamalar dan geçtikten sonra nihâyet Muhammediyyet mertebesinde hakikat-i İlâhiyyeye bir zuhur mahalli olacak hale geldi ve böylece zât-i tecelliyi alacak kıvama ulaşmış oldu. İşte bu zuhurun ve diğer insanların da vücüd varlıklarının zuhuru bir kan pıhtısından oluşmaya başladı.[14] “ İz- -T-B- ”
“Nutfe”, a‘yân-ı sâbite mertebesinde, insanın henüz varlık âlemine çıkmamış, fakat Allah’ın ilminde bütün istidatlarıyla birlikte “yazılmış” olan ezelî hakikatini sembolize eder. Nitekim bir başka yerde İbn Arabî: “Allah, âlemde yazılı olan her şeyi kalplere ilham yoluyla yazdırır. Çünkü âlem, yazılmış ilahi bir kitaptır.” buyurarak, bu ezelî yazgıya işaret eder. Bu yönüyle nutfe, insanın maddî varlığının (beden) değil, ezelî hakikatinin (Kaderin Sırrı’nın) sembolüdür.
“fekadderah” Kelimenin Arapça kökü "kdr" (قدر) olup "ölçmek, takdir etmek" anlamına geliyor.
Yani “kader” ayan-i sabite, ilmi ilahi programı neticesinde biçimlendirilip halk edilmiştir. (M.D)
- Ezelî Takdir (Kader-i İlâhî): İnsanın a‘yân-ı sâbitesinde (ezelî hakikatinde) hayatının, rızkının, ecelinin ve ebedî saadet veya bedbahtlığının belirlenmesi. Bu, kaderin “sırrı”dır.
- Fiilî Takdir: Hayatın boyutlarının dünyevî tecrübeyle aşama aşama belirginleşmesi. Âyette geçen “fe kadderah” (ona takdir etti / ölçü ve şekil verdi) ifadesi, her iki mertebeyi de kapsar.