İżâ-şşemsu kuvvirat
Güneş, dürüldüğü zaman,
Güneş katlanıp dürüldüğünde,
Tekvîr Suresi'nin ilk ayeti, kıyamet alametlerinden biri olan güneşin durumunu tasvir etmektedir. Ayet, güneşin 'dürülmesi' fiili üzerinden kozmik bir değişimi ve dünyanın sonuna işaret eden bir olayı dilbilimsel olarak ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şems' kelimesini 'gündüzün ışığı' olarak tanımlar ve Kur'an'da genellikle 'ziya' (ışık) kaynağı olarak zikredildiğini belirtir. Bu ayette ise, bu ışık kaynağının işlevini yitireceği bir durumu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'şems'i 'gündüzün yıldızı' olarak açıklar ve onun varlığının dünyadaki yaşam için temel bir unsur olduğunu vurgular. Ayetteki kullanımı, bu temel unsurun ortadan kalkmasıyla dünyanın düzeninin bozulacağına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küvviret' kelimesini 'dürülüp büküldü' veya 'ışığı gitti, karardı' şeklinde açıklar. Ayetteki bağlamda, güneşin parlaklığını yitirerek bir top gibi büzülmesini ve ışığının sönmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'küvviret' fiilini 'sarık sarar gibi toplandı, büküldü' mecazıyla açıklar. Güneşin ışığının toplanıp kaybolmasını, tıpkı bir şeyin sarılıp ortadan kaldırılması gibi bir durumu anlatır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kevvera' fiilinin asıl anlamının 'bir şeyi diğerinin üzerine sarmak, bükmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'küvviret' ise, güneşin ışığının toplanıp dürülmesi, kararması ve böylece işlevini yitirmesi anlamında kullanılmıştır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki kıyamet tasvirlerinde kozmik düzenin bozulmasına dikkat çeker. 'Küvviret' fiili, güneşin alışılagelmiş düzeninin ve işlevinin sona ermesi, yani kozmik bir yıkımın başlangıcı olarak yorumlanabilir.
Tekvîr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu ve diğer Sûrelerin, tefsirlerimizde çok geniş ifadeleri vardır, bunlar genelde zâhiri ifadelerdir. Ancak Âyet-i Kerîmelerin daha bir çok ifadeleri de vardır, bunlar ise “iş’âri” “işaret” tefsir yönleridir ve indî’dir geneli bağlamaz. Zâhiri üzere olan aslını bozmadan bunlardan da yararlanmak yerinde olur, kişi bunlardan da istifade edebiliyorsa ne âlâ aksi halde ilgilenmez okumaz bırakır gider kendinin bileceği iştir. Burada bahsedilen hâdise genelde kıyametin oluşumunda görülebilecek hususlardan-dır. Eğer bir kimse kıyametin kopmasından evvel dünyadan ayrılmış ise, o zaman bu ve benzeri Âyet-i Kerîmelerin hükmünün dışında kalmış olacaktır. O kişi için bu bir eksikliktir. İşte bu eksikliğin ve haksızlığın giderilmesi kişinin bu ve benzeri Âyet-i Kerîmeleri kendi bünyesinde, özelinde yaşaması, bu ve benzeri Âyet-i Kerîmelerden kendilerinin de istifade etmeleri demek olacaktır. Cenâb-ı Hakk cümlemize her hususta özel bir anlayış ve idrak nasib etsin İnşeallah.
Güneş genelde bildiğimiz güneştir. Ancak değişik mertebelerde değişik ifadelerle de kullanılır. Aynı zaman da güneş, Hakîkat-i ilâhîyyenin de ifâdesidir. İnsân’ın şahsi kıyâmeti geldiğinde yani ölüm geldiğinde yani “rûh boğaza geldiğinde tövbe kapıları kapatılır” denildiği halde Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın ilâhî zâti zâhir tecellisi genelde kesilme-mektedir.
Güneşin insan da ifâde ettiği ilâhî tecelli süresi ömrünün sonu itibariyle dolmuş ve kesilmiştir, bu aşamadan sonra kişi istese dahi tevhid ilimlerinden kendini tanıması yönünden herhangi bir şey alması mümkün değildir. Çünkü İlâh-î tecelli kendisi için “dürülüp bükülmüş” sona gelmiştir. Bu tecellinin devamı dünyada ki idrak ve anlayışı itibariyle mahşerde ve mahşer sonrası ebedi olarak devam edecektir. Ancak bazılarında “Mudil” ismi ağırlıklı, bazılarında ise, “Hâdî” ismi ağırlıklı olacaktır. Burada ise bu isimler birliktedir. Dileyen dalâlete dileyen hidâyete yürüyebilmektedirler.
Kişilerin iç bünyelerinde kendilerine ait sırası ile değer yargıları itibariyle, güneşi, ayı, yıldızı vardır, bunlardan biri şu veya bu şekilde ortadan kalkınca onlarda “dürülüp bükülmüş” olurlar, Cenâb-ı Hakk bizleri kendi İlâh-î güneşinin çevresinden ayırmasın.
وَإِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ
( Ve izen nucûmun kederet. )