Ulâ-ike humu-lkeferatu-lfecera(tu)
İşte onlar, kafirlerdir, günaha dalanlardır.
İşte onlardır kâfirler, haktan sapanlar.
Abese Suresi'nin 42. ayeti, kıyamet gününde inkarcıların ve günahkarların durumunu tasvir etmektedir. Ayet, 'kafirler' ve 'fâcirler' kavramları üzerinden bu kişilerin hem inanç hem de amel yönünden sapkınlıklarını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أول' kökünün genellikle bir şeye yönelme, dönme veya bir şeyin başlangıcı anlamlarına geldiğini belirtir. 'أولئك' ise uzak için kullanılan bir işaret zamiri olup, bu ayette önceki ayetlerde zikredilen, yüz çeviren ve alay eden kişilere işaret ederek onların durumunu pekiştirir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, işaret isimlerinin (esmâü'l-işâre) belirli bir şeye işaret etmek için kullanıldığını ve 'أولئك'in çoğul ve uzak için olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, bahsedilen kişilerin niteliklerini vurgulayarak onların ahiretteki kötü akıbetlerine dikkat çeker.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'küfr' kelimesinin temel anlamının 'örtmek' olduğunu belirtir. 'Kâfir' ise Allah'ın nimetlerini örten, yani nankörlük eden veya hakikati gizleyen kişidir. Bu ayette 'el-keferah' (çoğul) kelimesi, Allah'ın ayetlerini ve peygamberin davetini inkar eden, gerçeği örtbas eden kişileri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'küfr'ü 'nimeti örtmek' veya 'Allah'ın birliğini inkar etmek' olarak açıklar. 'el-Keferah' kelimesi, bu ayette, Allah'ın varlığını ve birliğini, peygamberin getirdiği mesajı bilinçli olarak reddeden, hakikati örtbas eden kimseleri tanımlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'küfr' kavramının Kur'an'da 'nankörlük' ve 'inkar' olmak üzere iki ana anlamda kullanıldığını belirtir. 'el-Keferah' bu ayette, Allah'ın lütuflarına karşı nankörlük eden ve O'nun mesajını reddeden kişileri ifade eder, bu da onların ahiretteki kötü durumlarının temel sebebidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'fecr' kelimesinin 'yarmak, açmak' anlamından geldiğini ve 'fâcir'in de günah işleyerek Allah'ın koyduğu sınırları yaran, aşan kişi olduğunu belirtir. Ayetteki 'el-fecerah' kelimesi, sadece inkar etmekle kalmayıp aynı zamanda fiilen günah işleyerek haddi aşan, ahlaki yozlaşma içinde olan kişileri ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fecr'in 'bir şeyi yarmak, açığa çıkarmak' anlamından türediğini ve 'fücûr'un da 'günah işleyerek pervasızca haddi aşmak' olduğunu açıklar. 'el-Fecerah' bu ayette, Allah'ın emirlerine karşı gelerek günah işleyen, ahlaki sınırları aşan ve bu durumlarını açığa vuran kimseleri tanımlar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'fücûr'un 'haktan sapmak, günah işlemek' olduğunu ve 'fâcir'in de bu sapmayı gerçekleştiren kişi olduğunu belirtir. 'el-Fecerah' kelimesi, Abese Suresi'ndeki bu ayette, inkarcılıklarının yanı sıra kötü amelleriyle de bilinen, Allah'ın yolundan sapan ve günah işlemekte ısrar eden kişileri vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.