Ve lekad raâhu bil-ufuki-lmubîn(i)
Andolsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü.
Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü.
Tekvîr Suresi 23. ayet, Hz. Muhammed'in Cebrail'i apaçık bir ufukta görme deneyimini anlatmaktadır. Ayet, bu görme eyleminin kesinliğini ve görülen yerin belirginliğini vurgulayan anahtar kavramlar içermektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ru'yet' kelimesinin hem gözle görmeyi hem de kalple idrak etmeyi ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'ra'âhu' ifadesi, 'basar' (gözle görme) anlamında kullanılmıştır ve Cebrail'in fiziksel olarak görüldüğüne işaret eder. (s. 350)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'ra'âhu' fiilinin burada 'gözle görmek' manasına geldiğini ve bu görmenin hakiki bir görme olduğunu vurgular. Ayetteki bağlam, bu görmenin sıradan bir rüya veya hayalden ziyade, somut bir tecrübe olduğunu gösterir. (c. 2, s. 297)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ru'yet' kavramının Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak bu ayetteki gibi peygamberlerin vahiy meleğini görmesi durumunda, bu görmenin özel bir 'görüş' olduğunu ve ilahi bir tecrübeyi ifade ettiğini belirtir. Bu, sıradan insan algısının ötesinde bir görmedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'ufuk' kelimesinin gökyüzünün yeryüzüyle birleştiği, güneşin doğduğu veya battığı yer olarak tanımlandığını belirtir. Bu ayetteki 'ufuk', Cebrail'in göründüğü geniş ve açık alanı işaret eder. (s. 497)
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ufuk' kelimesinin 'etraf, kenar' anlamlarına geldiğini ve özellikle gökyüzünün yeryüzüyle birleştiği, görüş alanının sonu olan yeri ifade ettiğini açıklar. Ayetteki kullanımı, Cebrail'in geniş ve belirgin bir alanda görüldüğünü vurgular. (s. 63)
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ufuk' kelimesinin 'gökyüzünün kenarı' veya 'güneşin doğduğu ve battığı yer' olarak açıklandığını belirtir. Ayetteki 'ufuk', bu görme olayının açık ve geniş bir mekanda gerçekleştiğini gösterir. (s. 110)
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'mübîn' kelimesinin 'açık, belli, net' anlamlarına geldiğini ve bir şeyin şüpheye yer bırakmayacak şekilde görünür olmasını ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'el-mübîn', ufuğun sadece geniş değil, aynı zamanda net bir şekilde görülebilir olduğunu vurgular. (c. 1, s. 313)
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'mübîn' kelimesinin 'açıklayan, açıklığa kavuşturan' anlamında kullanıldığını ve bu bağlamda ufuğun kendisinin açık ve net olduğunu, dolayısıyla Cebrail'in de bu açık ufukta net bir şekilde görüldüğünü ifade ettiğini belirtir. (s. 195)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'beyân' kökünden türeyen 'mübîn' kelimesinin Kur'an'da 'açık, net, açıklayıcı' anlamlarında sıkça kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'el-mübîn', ufuğun görsel olarak hiçbir belirsizlik taşımadığını, dolayısıyla görme eyleminin de şüphe götürmez bir açıklıkta gerçekleştiğini pekiştirir. (s. 120)
Tekvîr Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Efendimiz (s.a.v) Cebrâil a.s’ı Sidretü-l Müntehâ’da gördü. Bizlere çok küçük bir melek gösterilse ne hallere gireceğimizi bilmez iken Efendimiz (s.a.v) Cebrâil a.s’ı gördükten sonra dahi kendisinde hiçbir değişiklik olmadı,
çünkü o ana kadar kendisinde dört ameliyat yapılmıştı ki seyri sülûk yolunda olan her dervişte bu ameliyatların olması gereklidir, bunlar:
1. Ef’âl mertebesi için yapılan ameliyat ki bu meretebede ufku genişlesin.
2. Esmâ mertebesi için,
3. Sıfât mertebesi için,
4. Zât mertebesi için yani mi’rac için yapması lâzımdır.
Bu ameliyatlar zikir ve fikir ile olmaktadır, ne sâdece zikir ne de sâdece fikir yeterlidir. “Zikir ona derler ki fikri açar” denmiştir. Zikirden amaç bir yandan zikredilen sözün kişide açılması iken diğer yandan nefes yönüyle nefsâni gazların vücûttan izâle edilmesidir. Zikir sırasında nefes alıp verildikçe ciğerler tam kapasite çalışmaya başlar ve en uzak köşelere kadar uzanan oksijen ve ısınan vücût ile incelen kan daha akışkan hale gelir, işte bunların neticesinde akıl kapasitemiz artar, sinir sistemimiz dengelenir, gönül sıkışıklıkları azalır. Genişleyen ve sonsuzluğa doğru yol alan gönlün ufku, “mübîn-açık” ufuk olur.
Kişinin kendi varlığı, enfüs’ü, kendinin bir milimetre sonrası âfak ve madde gözünün görebildiği yerde ufkudur. Bu da mibîn-açık ufuktur. İşte gönlümüzü de varlık muhabbetlerinden ne kadar çok temizlersek ufkumuz o kadar çok açılmış olur, bu açılış nedeni ile de görüş kabiliyetimiz gelişmiş ve o nispette Cibrîl-i hakikatleri idrak etmiş ve yaşantızda tabik etmeye başlamış oluruz.
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِين
(Ve mâ huve alel gaybi bi danîn. )