İnne-l-ebrâra lefî na'îm(in)
Şüphesiz, iyiler Naim cennetindedirler.
Kuşkusuz iyiler nimet içindedirler.
İnfitâr Suresi'nin 13. ayeti, 'İyiler şüphesiz nimet içindedirler' mealinde olup, ahiret hayatında salih ameller işleyenlerin kavuşacağı mükafatı ve bu mükafatın mahiyetini vurgulamaktadır. Ayet, 'ebrar' ve 'na'îm' kavramları üzerinden cennet ehlinin durumunu tasvir eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'birr' kelimesinin geniş kapsamlı bir iyilik ve itaat anlamı taşıdığını belirtir. 'Ebrar' ise bu iyilikleri sürekli yapan, Allah'a karşı tam bir itaat içinde olan ve ahiret için hazırlık yapan kimselerdir. Ayetteki kullanımı, cennetle müjdelenen, kamil iman ve salih amele sahip kişileri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'el-ebrâr'ı 'el-muhsinûn' (iyilik yapanlar) olarak açıklar. Bu, ayetteki 'ebrar'ın sadece iyi niyetli olmakla kalmayıp, fiilen iyilikleri gerçekleştiren, Allah'ın emirlerine uyan ve yasaklarından kaçınan kimseler olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'birr' kavramının Kur'an'da hem Allah'a karşı dindarlığı hem de insanlara karşı ahlaki iyiliği kapsayan merkezi bir kavram olduğunu vurgular. 'Ebrar' ise bu 'birr'in somutlaşmış hali olup, Kur'an'ın ideal insan tipini temsil eder ve ahiretteki mükafatın temelini oluşturur.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'na'îm' kelimesini, 'ne'm' kökünden türeyen ve 'güzellik, rahatlık, bolluk' anlamlarına gelen bir masdar olarak açıklar. Özellikle Kur'an'da cennetle ilişkilendirildiğinde, bu kelime, dünyadaki geçici nimetlerden farklı olarak, kesintisiz, eksiksiz ve her türlü arzuya karşılık veren ebedi nimetleri ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'na'îm'in, 'insanın arzu ettiği her şeyin kendisinde bulunduğu, eksiksiz ve sürekli olan nimet' olduğunu belirtir. Ayetteki 'fî na'îm' ifadesi, ebrarın bu nimetlerin içinde yüzdüğünü, onlarla kuşatıldığını ve bu durumun onların ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'na'îm' kelimesinin Kur'an'da genellikle cennetle birlikte kullanıldığını ve maddi-manevi tüm güzellikleri, huzuru ve mutluluğu kapsayan bir anlam taşıdığını ifade eder. İnfitâr 13'teki kullanımı, ebrarın ahiretteki nihai ve eksiksiz mükafatını, yani cennetin tüm güzelliklerini deneyimleyeceklerini belirtir.
Namaz Sûreleri (Cilt 1)
Terzibaba - Necdet Ardıç
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفٖى نَعٖيمٍ
~ ~ ~
(82/13) - İnnel ebrâra lefî neîm.
(82/13) - Şüphesiz, iyiler Naîm cennetindedirler.
İşte ebrar, berr, teberru etmiş, beraat etmiş olanlar naim, nimetler içerisindedirler, yâni naim cennetinde nimet cennetindedirler. Kirâmen kâtibînin yazmış olduğu kitâpların neticesinde varacakları yer gösterilmekte, “innel ebrare” muhakkak ki berr teberru etmiş olanlar, “lefî naîm” nimet cennetleri içindedirler. Burada ebrar niye salihan demiyor da ebrar diyor? Mukarrebun demiyor da, ebrardan bahsediyor. Aslında bu ebrar beri, teberru beraat etmiş, yâni günahlarından kurtulmuş olarak genel o durumda olan insânların vasfı ebrar oluyor. Ama bunların içerisinde birçok mertebeler de vardır. Demin dediğimiz gibi salâh, salihler mertebesi de vardır.
Zâkirler, şâkirler mertebesi vardır. İşte islâmın içinde bir sürü mertebeler olduğu gibi, insânlar da bu mertebe-lere tabidirler. Aşıklar, ârifler, mahbubin mertebesinde olanlar da vardır. İşte onlarda kendi mertebelerinden, karşılığı olan cennete gideceklerdir. Burada bunu toplu olarak demiş. Ebrar genelde Kûr’ân-ı Kerîm'de birçok âyetlerde de belirtildiği gibi Esteuzi billah. Âl-i İmrân sûresinde “Len tenâlûl birre hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûn.” (3/92) Bakın siz sevdiğiniz şeylerden infak
etmedikçe, ebrar mertebesine ulaşamazsınız deniyor. Yâni ebrardan sayılan kimseler zümresine dahil olamazsınız deniyor. İlk şartı ebrarın, ebrar olabilmesi kişinn oraya dahil olabilmesi için sevdiği şeyden infak etmesidir. İşte bir pantalon aldım birde eski pantalon kaldı, pantalon fazla oldu, şu yırtık pantolonu vereyim de sevap olsun yok. Yeniyi verebiliyorsan ebrardansın.
Eski sana kalsın. Öyle diyorlar biraz lâtife gibi. Ahirette Cenâb-ı Hakk, işte Kiramen Katibin hesabını tutuyor ya. “Ne verirsen elinle o gider seninle” dendiği gibi tekerle-meler de vardır. Şimdi diyor liste ortaya çıkacak, verdiği infak ettiği şeyler. Bir yırtık pantolon, şu kulumdan. Bir kenarı kopuk ayakkabı, bu kulumdan. İşte yirmi beş kuruş şu kulumdan. Bunlar lâtifeli şeyler ama, gerçek şeyler gibi, hepimizin yapmış olduğumuz şeyler. Bir kolu yırtık, manşeti yırtık gömlek bu kulumdan hibe. İşte bize onları verecekler, sen bunu verdin, bu senin malın yırtık gömleği giy bakalım. Tabi esprisini, lâtifesini yapıyoruz ama gerçek payları da vardır bunda fazla sıkıntı yapmayalım. Hep çok ciddi, ciddi şeyler olmasın diye. Biraz da böyle lâtife olsun.